bu başlık kişiye özel bir başlıktır
-
Şizofrenik terennümler
Yorulmuştum. her sabah beni, benliğimi, ruhumu yiyip bitiren tilkilerle boğuşmaktan gerçekten yorulmuştum. eksik bir şeyler vardı şimdi. zihnim bir yükün altında eziliyordu fakat o yükün ne olduğunu kavrayamıyordum. insanlara üç dilek hakkın olsaydı ne isterdin diye sorulur. bana bir tane yeterdi. hiç yaşamamış olmayı dilerdim.. hep bunu diledim...
üstünde durmamaya çalıştım bu düşüncelerimin. uykulu gözlerle etrafı süzerken yabancı bir yerde olduğumu fark etmemle ayağa fırladım. Etrafa göz gezdirdim hızlıca. odada oldukça eski görünen bir yatak, kapağı kırık bir dolap, masa ve sandalye vardı.. -
garip bir şeyler vardı.. bedenim alışıktı sanki bu eve. burada, gözlerime yabancı gelen bir şey yoktu ama hafızam çığlık atıyordu.. kafama sığmıyordu sesler..
gıcırdayan yatağın sırtıma batan telleri canımı yakmalı, bu ağır rutubet kokusu burnumun direğini sızlatmalıydı değil mi? ama hayır, bedenim gayet memnundu halinden. bedenimin ev sahibi, ruhumun misafir olduğu bu yer tokat gibi çarpmıştı yüzüme..
kaçırılmış mıydım? kapıya doğru koştum. kolayca açmamam gerekirdi kapıyı öyle değil mi? bu kadar kolay olmamalıydı. şuan sadece hızlanan kalp atışlarımı hissedebiliyordum. duygu yoktu.. -
banyo olduğunu düşündüğüm yere girdim. aynaya bakma gereği duymadan içimi titreten soğuk suyu yüzüme çarptım. başımı kaldırdığımda gördüğüm yabancı yüzle istemsizce bir adım geri atmıştım.. ne yani bu aynadaki ben miydim? kızın titreyen kirpiklerinden damlayan bir su damlası dudaklarına süzüldüğünde gözlerimi sanki kızgın bir demire değmişçesine çektim aynadan.
Hızla banyodan çıkarken beynim binbir türlü kurgu çıkartıyordu karşıma. masanın üstünde bir sigara paketi ve çakmak gördüm. hızlı adımlarla masaya yürüdüm ve bir dal yaktım. derin derin nefesler çekerken aklım hala bu yerdeydi.. nasıl hem tanıdık hem yabancı olabilirdi. hele ki ben?! yüzümü de tanıyamamıştım. nasıl olur ki bu?
büyük bir açlıkla, sigaranın bana bahşettiği son nefesi de içime çekip izmariti yere attım ve çıplak ayağımla söndürdüm. dikkatimin dağılması için fiziksel bir acıya ihtiyacım vardı..
tekrar banyoya ilerledim ve aynaya bir kez daha baktım. hayır! benim değildi bu beden. bu eller ait değil bana. içine hapsedildiğim bedeni kendi isteğimle hareket ettiriyor fakat ait hissetmiyordum. oysaki hissetmeliydim, topuğumdaki sızıyı, kanımda dolaşan nikotini... zihnimdeki kız çocuğu bacaklarını karnına çekip, köşeye sinmiş öylece titriyordu. korkum titriyordu. ruhum bedenime yabancıydı. ellerim, ayaklarım, yüzüm içi kan dolu birkaç et parçasıydı şimdi. dünyaya öylesine fırlatılmış gibiydim.. -
kendini zaman zaman terk edilmiş hissediyordu ya da hiç sahip olmamış gibi, hiç ait olmamış gibi. zaman zaman tabaktaki hiçbir çocuğun istemediği şeker gibi hissediyordu. bu da böyle zamanlardan biriydi. korkusu da terk etmişti kendisini zaten. boğazındaki düğüm, gözlerindeki nem gitmiyordu bir tek. boğuluyormuş gibi hissediyordu o zamanlarda. acı çeken köpekler gibi sağa sola havlamak istiyordu fakat takati yoktu. en kötüsü arafta kalmaktı. kaç kere daha öldürülür bir insan? hem de hep aynı yerden ve daha ne kadar dayanılır bu işkenceye? oysa ki bir sıkımlık canı var ruhumun artık. bu savaş nereye kadar ey gece? nereye kadar bu saklanmalar? gel hadi, korkusunda biraz daha geberdiğim karanlık! gel, al canımı! dayanamıyorum. -
Kendini zaman zaman terk edilmiş hissediyordu. Hiç ait olmamış gibi, hiç sahip olmamış gibi. Vatansızdı. Bu kendine ayırdığı çöplük bile fazlaymış gibi geliyordu.
Silkindi. Gerekirse zorla alacaktı sahip olduğunu düşündüğü şeyleri. Çöplükse çöplük, mutsuzluksa mutsuzluk. Duygu seçebilecek durumda değildi ki zaten mutsuzluğun da en az, insanı iyi hissettiren duygular kadar yaşamaya değer olduğunu düşünürdü. Asıl korkaklığın, hissizlik adına verilen çaba olduğunu düşünürdü. Korkardı zaman zaman korkulara düşmekten. Üstüne üstüne yürürdü bu yüzden başkalarının kaçtığı duyguların. -
“Onu kırılan taraf o olunca daha çok seviyorum” dedim.
İç çektim.
Hem zaten yalnız kalmak ile yalnızlaşmak arasında pek bir fark da göremiyordum artık. Her halükarda tek başınaydın. Hem kimse seni izlemeyince yürümek de daha kolay oluyor, konuşmak da. Yapılması gereken yolculuklar yapılıyor, çekilmesi gereken can sıkıntıları çekiliyor, okunmayan yerlerde yazılması gereken tonlarca yazı yazılıyor.
“Ne yapmak gerek peki? Gitmek gerek dedim.”
Onayladı beni umutsuz. -
Şizofrenik terennümler
Kollarım su dolu et parçaları gibiydi. Benim değillerdi sanki. Hem topuğumdaki bu sızı niyeydi? Çevirip baktım, yuvarlak bir yanık izi. Ne zaman olmuştu hatırlamıyorum. Neden buradayım hatırlamıyorum. Hem korkum bile yabancı geliyordu artık bana; korkum bir köşede ayak ayak üstüne atmış beni izliyordu merakla. O da anlam verememiş olacak ki kendi varoluş amacını bir kenara bırakıp dikkatini bana vermişti.
Bu yabancı yerin üstüne konakladığı beden nasıl tanıdık olmazdı?
Öfkeme sığındım. Öfkem, çatık kaşlarına rağmen korkan gözlerle bakardı hep. Madem dedim... madem sığınacak kimse yok öfkeme sığınayım. O beni anlıyor. -
boğazımdaki yumru aşağı inmiyor. defalarca kırılıp yeniden yapıştırılıyorum sanki. şımarık bir çocuğun elindeki eski oyuncağım ben daha saçlarındaki lüleleri bozulmayan. ölüyorum, çırpınıyorum olmuyor. içimdeki fırtınayı görmezden gelemiyorum. duvarların bana olan tarafı savaş alanı.