Afrika'nın orta bölgelerinde yaklaşık 4 veya 5 milyon nüfuslu küçük bir ülkedir. Komşuları Uganda, demokratik Kongo Cumhuriyeti, Tanzanya'dır. Başkenti kigalidir, kigali şuan dünyanın en temiz şehirlerinden biridir aynı zamanda. Günümüzde Afrika'nın İsviçre'si olmaya aday olan ruanda'nın geçmişi maalesef birçok filme konu olmuş kanlı bir soykırıma şahitlik yapar. Belçikalılar yıllarca bu ülkede beraber yaşayan iki kabileyi birbirine düşman etmişlerdir. Nüfusu çok olan hutularla azınlık tutsileri. Tutsiler ve hutuları kafatası şekline göre sınıflandırımışlar, tutsileri asil ilan edip sömürge dönemlerinde ayrıcalıklı konumlara getirmişlerdir, ülkeden giderken de yönetimi yıllardır ezilen hutulara bırakmışlardır. Ondan sonra özetle şöyle oldu, hutular tutsileri her alanda dışladı ve baskı altına aldı, ülkeden kaçırabikdiklerini kaçırdılar kaçıramadıkları için 94 yılında katliama giriştiler. Ülkenin maddi durumu iyi olmadığı için yanılmıyorsam yaklaşık 1 veya 3 ay gibi bir sürede 1 milyona yakın tutsiyi palalarla katlettiler, parası olan Tutsiler mermiyle acısız öldüler. BM sadece izledi. Sonra sürgündeki Tutsiler'in gerillaları ülkeye girdi ruanda birlikleRini mağlup ettiler. Katliama sebep olanlar ülkeden ya kaçtı ya da bm'ye sığınıp mahkemeye çıktılar. BM için afrikalılar hiçbir zaman insan olmadığı için bm uzun süre sessiz kaldı , Tutsiler savaşı kazanırken arabuluculuğa giriştiler her şey bittiği zaman. Daha sonra Tutsiler ülke yönetimini tekrar ele geçirdi. Bizdeki İstiklal mahkemeleri gibi mahkemeler kurarak elinden geldiği kadar adaleti sağlamaya çalıştılar. Kimliklerdeki hutu ve tutsi yazan fişleme ibarelerini kaldırdılar, bayrağı değiştirdiler. Bugün ruanda'da çok sayıda soykırım müzesi bulunmaktadır. Katillerle maktül yakınları yan yana yaşamaya devam etmektedir. Herkes iyi veya kötü hayatına devam ediyor işte. İnsanlar ne kadar kötü şeyleri yakın tarihte yaşasa da düzelmek istiyor arkalarında bırakmak istiyor. Ruanda günümüzde bence bu milli bilincinde etkisiyle çok hızlı şekilde kalkıyor. Bu katliam onların fransız devrimi gibi bir görev de görmüşe benziyor.
şehir merkezine indiğinizde süt barlarında soğuk sütünüzü yudumlarken sosyalleşebileceğiniz bir ülke. evet.
ülkede inek sahibi olmak çok büyük bir zenginlik sembolü. birisine iyi dilekte bulunacaklarsa, bin ineğin olsun inşallah falan diyorlar. çocuklarına ineklerle alakalı isimler koyabiliyorlar.
eskiden sadece otlayarak beslenen inekler en fazla 1-2 litre süt ürettiğinden, süt hayli değerliymiş. o zamanlar süt satmak çok büyük bir tabu. 1600lerde bir kralları inek sahibi elitlerin sütü fakir halka dağıtmasını sağlıyor. 1900'lerde alman sömürgesi olduklarında durum değişiyor, artık süt satışı var.
doksanlarda şehirleşme hızlanıyor, artık kalabalık yörelerde inek besleyecek alan bulmak zor, bu durumda süt barı kavramı ortaya çıkıyor.
1998-2000 arasında süt barları sayısı zirveye ulaşıyor, fakat marketlerde paketlenmiş, pastörize süt satışı arttıkça süt barları teker teker kapanmaya başlamış. son süt barı da kapanmadan bi gidip deneyimleyin bence :)