kurye’nin motosiklet kullananı. Getir’de çalışanından tut, çiğ köfteciye kadar bir sürü işletmede çalışırlar. Şöyle de güzel bir şey yapmış 140 journos kendileriyle ilgili.
ben böyle bakardım işime.
''work and travel''
aynı klasmandaki bir çok günlük işle kıyaslarsanız, hem daha fazla para kazandırır hem de daha çabuk vakit geçer çalışırken.
öncelikle motosiklet sürücüsü olduğunuz için, zaten alışıksınız trafikteki duruma. tek problem adres bulmak oluyor başlarda, ona da zamanla dükkanın müşterisi belli olduğundan, ezbere gitmeye başlıyorsunuz. gerçi navigasyon falan derken artık adres bulmak da çok kolay. zaten bilmediğiniz bir adres gelirse, sipariş hazırlanana kadar haritadan bakıp kafanızda rota çıkarıyorsunuz.
bütün gün kapalı bir yerde, dükkanda olmadığınız için çalışıyor gibi hissetmezsiniz çoğu zaman. biraz iş yapan bir yerse, yarım saat aralıkla dükkana uğrar, sonra yine sağa sola gitmek için çıkarsınız. bazen sipariş birikir, bir buçuk saat kadar gelmezsiniz dükkana. geldiğinizde bi çay içer, iki lak lak yapar, yeni sipariş beklersiniz.
çok fazla oyalanmamak, paketi taşırken mahvetmemek dışında çok da dikkat etmeniz gereken bir şey yoktur. iki tatlı dil, selam sabah, pratik para alışverişi. bu kadar.
tabi çakallıkları da vardır her meslekte olduğu gibi. mesela eşin dostun takılırken yemek söyler çalıştığın yerden, sen gidersin. siparişi en sona bırakırsın ki on dakka girip takılmaya vaktin kalsın. soğusa da siktir et, zaten sizin çocuklar hepsi. içeri girer bi sigara içer, iki takılır uzarsın dükkana yine.
bahşiş toplama taktikleri güzeldir. para üstünü götürürken bozuk para seçmeye dikkat edersin ki, bahşiş ihtimalin artsın.
para üzerini çevirirken ağır davranmak bahşiş ihtimalini arttırabilir.
diyelim 20 tl verildi, ücret 12 tl.
5tl yi uzatırsın, başlarsın cepleri kurcalamaya 3 tl için. adam tamam kardeşim kalsın desin diye beklersin bi süre. baktın sabırla bekliyor arkadaş, zaten sol cebinde hazır olan 3 lirayı çıkarır verirsin.
kötü havada boka sarar biraz iş. ıslanırsın, yollar buzlanır, trafik zaten malum.
ama ona da maaşın kadar bahşiş çıktığında okay olursun.
bizim insanımız kapısına gelen ıslanmış, çalışan insana acır genelde, üç beş atar her zaman.
paket erken ulaşırsa kahraman olursun.
paket geç kalırsa topu dükkana atarsın. yoğunluk var, mutfaktan çıkar çıkmaz getirdim. dükkana da ilk siparişte eleman kapıyı açmadı 10 dakka bekledim, ikincisine o yüzden gecikti abi ben napayım tarzı ayak yapabilirsin.
zor fakat eğlenceli ve kazancı boldur moto kurye olmanın.
öğretmen oldum, hala ek iş olarak çıkasım gelir pakete...
30 dakikada sipariş getiriyoruz 15 dakikada sipariş getiriyoruz diye diye motorcu katli vaciptir ayarında araç kullanan Istanbulluların arasına salinan çalışanlar özellikle bu korona döneminde can sıkıntısından yapılan gereksiz online alış verişler ile iyice perişan olmuşlardır.
altında neredeyse 4 yıl önce yazılmış olan girdinin halen bir sarkaç gibi sallanarak doğruluğunun kanıtlandığı başlık.
bu motorlu kuryelerin demografisi '90'lardan beri çok değişti. 2000'lerin başında neredeyse 5-6 yıl boyunca tüpçü-sucu olmuş yakın bi' arkadaşım da vardı, öncesindeki dönemden beri (ve halâ) ilaç taşıyan "hızlı" kurye olanlar da var. eskiden bunların trafikte takılmaları, varacakları yere 5-10 dakika geç varabilmeleri, tabanı şelale debisine ulaşmış dere-caddeler söz konusu olduğunda paydos edip evine gidenleri mümkündü. şimdiki durum, dominos kuryesinin bile saman gibi pizzayı açlıktan öleceğine 2 yumurta kırıp yemekten aciz dallama ve ailesine hızlıca pizza götürüp laf yememesinin hayati bir zamanlamaya bağlı olması gibi saçma bi' şeye evrilmiş durumda. "5 dakikadan fazla geç kalırsan, paket ücretinin yarısını alırsın" diyen patronu ile "günde 50-60 paket dağıtırsam 1 hafta çalışmam, otururum evde" diye sayıklayan iç sesi arasında sıkışmış, kolay para kazandığını sanan gene dallama motorculara kaldı ortalık.
trafik kurallarına uymak zorunda olduğunu bile anlayamamış bir neslin gerçekten de en umutsuz, en kriminal, en kof bireylerini hız ve zamana şartlayıp üzerine bir de "yaptığınız iş çok değerli" algısı yerleştirirsen, sonuç kaldırımda 60'la giden, kırmızı ışıkta durmayıp yayaların arasına daldıktan sonra onlara bir de küfreden, emniyet şeridini kendi şeridi sanan, durduğu gibi yolcu indireceğini sanki hayatında hiç görmemiş gibi aptala yatarak otobüsün, dolmuşun dibinden son hızla saman gibi pizzayı adrese yetiştirmeye çalışan potansiyel katillerin sayısını artırmış olursun her gün, her ay, her yıl. bunda yadırganacak bi' şey yok. millet halâ "bunlara düzenleme gelecek, artık kaldırımda motor kullanamayacaklar" falan diyor ya. ulan, kaldırımı yasaklasan (ben de sizden biri oldum artık, evet) ara sokaklarda ralli yapan honda activaların motor sesinden her gün beyni delinenlerin cinnet geçirme sınırını ne yapacaksın, bunu nasıl azaltacaksın? birbirlerini öldürmelerini bekleyerek tabii, di' mi? süper fikir.
rahatsız edici yönlerini bilen tek bir motorlu kurye tanımadım, ki apaçi arkadaşım da çok. "aga ben n'apayım, bana da böyle diyorlar"dan öteye geçmeyen bir bilinçleri var. bunun da temel nedenini, yukarıda anlattığım gibi, günlük teslim ettikleri paket başına aldıkları temel ücret alıyor. yemeksepeti hegemonyası kırılsın diye gırla yan getir-götürcü e-alışveriş sitesi pıtırcık gibi açılırken sorun yoktu da, bunların getir-götürü için kuryeye ihtiyaçları olacağı ve on binlerce kuryenin çoğunun bilinçsiz olacağı mı sorun oldu şimdi? sıkıntının temelinin "herhangi bir araç kullanabilirsin ama bu senin ölene kadar bir yaya olduğun ve yayalara saygı göstermek zorunda olduğun gerçeğini değiştirmez" gerçeğini inkarın oluşturduğunu araç sürücülerine bile anlatamadık ki biz. adama içinde araç olduğu görünen açık otoparkın girişindeki dubayı eliyle yana alıp arabasını oraya koymasının davarlık olduğunu nezaketle söylüyorsun, "şimdi çıkıcam" diyerek a-101'e giriyor lan. arabayı bıraktığı yer de tüpçü. daha bunlara çare bulamamışken, motorluların en büyük sorunumuz olduğu yanılsaması da neyin nesi ya?
her yere sığmaya, geçmeye, sürekli ama sürekli bi' yere gitmeye çalışan motorculara bi' bok anlatamazsınız. polisin bile bunları çevirdiğinde, sadece, kafasına küçük gelmiş olan kaskı şakaklarına geçirip geçirmediğine baktığı bir topluluk bunlar. surisiyle, afganıyla iç savaş çıktığında, bunların da araya karışıp yok olmalarını devlet bile diliyorken, motorlu kuryelerden çektiklerinden dolayı anti-humanist olmuş birine kimse "neden ama yaae?" bile diyemez. demografinin yapının önemli olduğunu savunacaktım, "doğrudan ölüp gitsinler"e bağlandı, biliyorum ama derdimi tekrar anlatamayacağım. gider, mahallemdeki apaçilere saldırarak bilinçli olmalarını korkuyla teşne etmeye çalışırım, daha iyi.
temel alışkanlıkları olan "kuralsızlıq kuralımdır qnq" mottosunun ete kemiğe bürünmüş hali olan trafik canavar(lar)ıdır.
dün pendik'te yaşanan, aynasını kıran motorcuyu altına alıp 20 metre önündeki çekici ile arasına sıkıştırarak belini kıran otomobil sürücüsü haberini görmüşsünüzdür. bu kuryelerin genlerindeki yapı taşlarında bulunan "bana yol vermeyene zarar veririm çünkü bütün yollar benimdir" kuralına karşı çıkmış bir sürücü görüyorsunuz. ama bir farkla: motorcuya "sen manyaksan ben daha manyağım" diyebilecek kadar manyakça bir yöntem kullanarak. motorcu, aracın kendisini görmesinin mümkün olmadığı sol ön kısmına kadar götüm götüm geliyor. araç zaten tek şerit akan trafikte motorcuya yer/yol veremeyecek kadar tın tın gidiyor. motorcu buna kızıp önce aracın arkasından dolanarak sağ önüne geçiyor, sonra aracın sağ aynasını kırıyor, sonra da beli kırılıyor; hayat işte. sonrasındaki görüntüler de bence türk halkının tam bir "son noktadayım, hem kendimi hem de herkesi yakarım bak!" sınırında yaşadığını gösteriyor: araç sürücüsü ya sinirden ya da panikten şoka girmiş durumdayken, aracı yumruklayıp kapısını açmaya çalışmak, halâ araç ile çekici arasına sıkışmış motorcuyu kurtarmak yerine şoförü dövmeye çalışmak falan korkunç linç çabaları. videoda bir tane medeni, karşısındakine saygısı olan insan evladı yok, koca yolda. yapılacak tek şey; motorcuyu sıkıştığı yerden çıkarıp yere yatırmak, hareket etmesini engellemek (zaten büyük ihtimalle felç kalacak), 112'yi aramak ve ortamdan uzaklaşmak. olm, "ayna kırarsın, he mi? ben senden daha manyağım ulan!" diyen birisi daha var orada. bırak, kim kimi yiyorsa yesin, birbirlerini yok etsinler. dünya değilse bile, en azından pendik 2 kriminal tipten arınmış olur.
bazen svihs demek gerek her şeye. ota boka empati yapıp hümanizm kasmak insanı kümülatif şekilde yoruyor. kurye ya da manyağın tekini savunmak yersiz. şiddeti engellemek için bıçağın önüne geçen nesiller, çoktan empati yeteneklerinin çükünü kesmiş durumda artık.
hava koşulları her kötüleştiğinde sipariş veren insanlara sosyal medyada yüklenerek, sanki silah zoruyla sipariş götürmek zorunda kalıyorlarmış algısı yaratılan insan grubu. bu iş kolu zaten dışarı çıkmak için uygun koşullar olmadığında ya da dışarı çıkmak istenmediğinde siparişi eve getirilmesi için var. hava koşulları muhteşem olsa giderim alırım kendim zaten. yaptıkları iş tam olarak bunun için var. burada kendilerine bu çalışma sistemini layık gören işveren eleştirilebilir, motor yerine daha güvenli veya soğuğa karşı koruyan bir araç verilmemesi eleştirilebilir. ama siparişi veren insanın suçu ne. öyle bir hizmet varsa elbette ki kullanacak insanlar.