artık kuşak çatışması yaşayacak kadar yaşlandığımın yıldızlı nişanesi olan deyim.
üniversiteyi kazanamamak, üniversite öğrencisi yerine sadece "mezun"(lise) sıfatıyla kalmak, bunu bir diyojen edasıyla, bir lokma bir hırka doygunluğu ile taşıyabilmek, başarı hırsının kölesi olmadan mağrur bir yılı hazmetmek, özümsemek demekmiş.
bazı kişilerin sınavı kazanamamak, barajı geçememek kadar vahim olduğunu sandığı yeni nesil deyimlerden biri.
oysa amaç hedeflediğin yeri kazanmaktır. eğer puanın hedeflediğin yerden düşük gelirse, orta öğretim başarı puanın (obp) boşa gitmesin diye tercih bile yapmazsın ve seneye şansını tekrar denersin. ekşi'de bu deyime ve anlayışa karşı büyük bir savaş açılmış durumda. oysa bu neslin nereye gitmek istediğinden, ne okumak istediğinden emin olması güzel bir şey. ben de odtü işletme'yi kazanana kadar ''mezuna kalma''yı düşünmüyor değilim. sonuçta, ilk 5 bine girip 3 bine giremediysem bu durumu başarısızlık, sınavı kaybetmişlik olarak nitelendirmek istemem.
anlam bakımından doğru bir tamlama olduğunu düşünmüyorum ama. alternatifleri, kulağa daha mantıklı gelenleri bulunabilirdi.
ben bu kullanımı ilk olarak bir öğretmenden duydum. anlatımdan kullanımın anlamını da algıladığım için sormadım ama garip geldi. sonra bir baktım ki hemen hemen herkes bu kullanımı kabullenmiş. yani eğitimcisi de, yeni nesil liselisi de gayet tdk ciddiyetiyle bunu kullanıyor. şu an düşündüğümde herkesin kabullenmesi daha garip geliyor.
her neslin kendine has kullanılan kelimeleri vardır. bir dönem bu ülkede herıld yani kullanılmışsa her şey mübah gibi geliyor bana. şu an herıld yani popülerken kullanan insanların, kullandıkları anı düşününce kadın programı izlerken yaşadığım o utanma halini yaşadığını tahmin edebiliyorum. farka gelirsek, o dönem herıld yani kullanıldı ama öyle kullanıldı geldi geçti. bütün insanlar birden sahiplenmedi. şu ana bakarsak yeni çıkan böyle kullanımları herkes bir anda sahipleniyor. şu an bahse konu halin değişmez adı gibi kullanılan bir şey mezuna kalmak.
başka bir yerden bakarsak, benim dönemim için sınavı kazanamadıktan sonrasını anlatan özel bir kalıp yoktu. en fazla bir sene daha denerim diye içimden geçirdiğimi hatırlıyorum. bir boşluğu doldurmuşsa ve insanlar da kabullenmişse ne ala ama bana sanki bir yerlerde bir hata var gibi geliyor.
ortada olan başarısızlığı* güzel bir şeye imza atılmış gibi pazarlama tümcesidir, olumlamadır.
daha iyi anlaşılması için geçen seneki ekonomik çalkantı sırasında türk lirasının aşırı değer kaybına karşın yandaş bir medyanın yaptığı, "türk lirası venezuella bolivar'ı karşısında tarihi rekor kırdı" haberlerini düşünmek yeterli. belki bilmeyen yahut unutanlar vardır, geçen sene dolar karşısında en çok değer kaybeden para birimleri şu şekilde; 1. Venezuela Bolivarı : %99.96 2. İran Riyali : %69.96 3. Arjantin Pesosu : %51 4. Türk Lirası : %29 5. Rus Rublesi : %16.07 6. Brezilya Reali : %15.13 7. Güney Afrika Randı : %15.25 8. Hint Rupisi : %8.91 9. Kanada Doları : %7.34 10. İngiliz Poundu : %5.92 11. Çin Yuanı : %5.65
Dershane sektörü tarafından üretilen bir kavramdır. İnsanların bu kavramdan haberdar olmaması tamamen ilgi alanlarının dışında kalmasından ileri gelmektedir. Sadece başarısız olan öğrencilerin başvurduğu bir kavram olarak genellememek lazım. Örnek verecek olursak; İlk 5000’e girip tıp kazanacakken 5200 ya da 6000 gibi bir sıralamada kalan öğrencinin tıp istiyorken bir iki soru eksik çözdü diye matematik mühendisliğine, makine ya da inşaat mühendisliğine gitmesi daha büyük sıkıntı olur bence. Dolayısıyla “ilk yılda kazanamamanın günahı olmaz” düşüncesiyle bilinçli olarak yapılan bir tecihtir. Her şeyi geçtik günümüzde maksat üniversite okumaksa zaten bir şekilde insanlar okumanın yolunu buluyor. Hatta balkan ve orta asya cumhuriyetlerinde okumak, kimi zaman türkiye’de okumaktan daha uyguna gelebiliyor.
anlamına deyinmeyeceğim, ben sözün kendisine takıldım. çok fena kulak tırmalayan bir deyim. duyunca tüylerim diken diken oluyor. kim bulduysa hay dilini eşek arısı soksun hemi.
yeni neslin üniversiteyi kazanamama durumuna karşılık "güzelleme" yapmak adına ortaya çıkarttığı sikindirik isimlendirmelerden birisi. her duyduğumda, söyleyeni fırıncı küreği ile dövesim geliyor.
bugüne kadar türkçe'de duyduğum en saçma söz öbeklerinden biri, belki de en saçması. ilk defa birkaç yıl önce duymuştum. dersten kalıp bütünlemeye girmek benzeri bir şey zannetmiştim. birkaç arkadaşıma sorduğumda onlar da bilemeyince başka bir zamanda bu boktan söz öbeğini kullanan bir ergene sorup ne olduğunu öğrenebilmiştim. bana sorarsanız mezuna kalmak, gençlerin "üniversite sınavında başarısız oldum" demekten utandıkları için uydurdukları bir kalıp. bir de manavdan iki kilo portakal istercesine o kadar rahat kullanıyorlar ki bu durum en az kalıbın kendisi kadar sinir bozucu. bu kalıp iticilikte, kendi öğrencilik yıllarımın bazı özenti tiplerinin konuştuğu yarı türkçe yarı ingilizce boğaziçi ingilizcesi'nin "history'yi drop ettim" (bunu söyleyen dangalak tarih dersini ders seçme listesinden çıkardığını anlatmak istiyor) benzeri cümleleriyle yarışır.
yukarıdaki girdilerde "iyi" bir bölüm kazanmasına rağmen daha "iyi"sini kazanmak için öğrencinin bir kez daha sınava girmesinin makul olduğu yazılmış. burada bir problem yok zaten. bu durum, türkiye'de merkezi üniversite sınavı yapılmaya başlandığı dönemde hatta üniversitelerin kendi sınavlarını yaptığı dönemde de vardı. mezuna kalanlar(!), özel üniversitelerin de etkisiyle kontenjanların eskiye oranla çok arttığını, artık neredeyse barajı geçen herkesin üniversiteye girebildiğini dolayısıyla tembellik, kapasite eksikliği, sınav psikolojisi vb. nedenlerle sınavda başarısız olanlarla, sınavda iyi puan almasına rağmen istedikleri üniversiteyi/bölümü kazanamadıkları için tekrar sınava girenleri ayıran bir kavram/kalıp/söz öbeği olsun istiyorlar. bu da makul. ben de bu iki tip öğrenci arasında fark olduğunu düşünüyorum. ama böyle bir ayrım için zaten "istediğim bölümü/üniversiteyi kazanamadım" ifadesi kullanılıyordu veya bozuk bir türkçe'yle "istediğim bölüm gelmedi" deniyordu. biri bana bu cümleyi söylediğinde ne demek istediğini anlıyordum. sınavı kötü geçenler de doğrudan "kazanamadım" deyip geçiyordu. hâliyle bu cümleyi de anlıyordum. fakat "mezuna kaldım" cümlesini ancak söyleyene açıklattırdıktan sonra anlayabildim. dolayısıyla anlaşılmaz, türkçe kurallarına uymayan ve bir tür eziklik belirtisi sayılması gereken bu kalıbın kullanılması yasaklanmalı, kullananlar kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaya çarptırılmalı, tekerrür hâlinde ise cezanın süresi artırılmalı. ayrıca ceza süresi boyunca ilgili kişilere bülent ersoy türkçe dersi vermeli!
yine çok anlaşılır olmasa da "mezun kaldım." söz öbeği kullanılırsa anlaşılabilir. "mezun kaldım(liseden) ve üniversiteye giremedim." gibi. bu öneriyle ergen dili ve edebiyatına(gerçi bu kalıbı ilk kez kullananlar otuzlu yaşlarına yaklaştılar ama onlar benim için hâlâ ergenler) önemli bir katkıda bulunmuş olabilirim. başka bir mecrada daha önce benzer bir öneri getirildiyse girdiyi yeniden düzenler gerekli atfı yaparım.
Biraz daha dramatikleştirelim, lise son sınıftayım dersler boka sarmış kurs etütle falan uni kazanırım diyorum sonra ya en kötü öğretmen falan olurum diyorum sınavdan o kadar habersiz ve bilinçsizim neyse dershaneye yazılmadım bu sebepten okulda etüt falan alıyoruz anadolu meslek lisesi ve bazı mesleki dersler yüzünden adını hala andığım hocalarımız bizi etütlerden falan alıyor ders için. Ve hersey boka sarıyor ilk denemelerimde sıçıyorum netlerimle adı sanı belli olmayan üniversitelerden bile istediğim bölümlerin gelmediğini farkediyorum ve hayat bir anlığına dahada grileşiyor, sonra sınav zamanı geliyor çatıyor eve askerlik kağıdı gelmiş yaştan dolayı, acaba diyorum bu kadarmıydı eğitim hayatım, sanayiye falan girerim yok yok önce askere giderim, ne bok yicem ya bir senem gitti, şimdi ben ne olacam?, Öğrencide değilim artık neyim gibi bir sürü sorunsal kafamı kemiriyor ve bir yandan sınav yaklaşıyor yaklaştı geldi girdi geçti derken ilk senemde başını alıyorum bir milyon yanlış duymadınız bir milyonuncuydum, evde sonuç sekmesini kapattım ösymden duvarlara bakıyorum duvarlar bana bakıyor aileme nasıl söylerim falan diye kara kara düşünüyorum, ne desem vs diye... Neyseki annem içimi rahatlatmıştı tekrar hazırlanırsın diye ne ? Böyle bir seçenek mi vardı ? Tekrar hazırlanmak yani hala bir amacın içinde olacaktım ha, süperdi o halde ve bunun ismi mezuna kalmaktı.
öğretmen bir arkadaşımın bu kalıp hakkındaki açıklaması şu şekilde olmuştu: "nasıl ki bizim zamanımızda liseyi bitirmiş ama tekrar hazırlanmak isteyen öğrenciler için "haftaiçi" dersane sınıfları vardı, şimdi de benzer şekilde "mezun" sınıfları var. öğrenciler mezun sınıfına kaldım diyorlardı, bu zamanla kısaldı, mezuna kaldım'a dönüştü. sonra da her yere yayıldı ve nereden çıktığı unutuldu."
dayanamadım eklemesi: vallahi ben de gençlerin kullandığı kalıplara takıp böyle çılgınca eleştirenleri görünce oha falan oluyorum. yani bizim de vardı kendimize göre saçmalıklarımız, yıkılıyosun diye birbirine iltifat etmiş neslin onurlu bir üyesiyim. seksi kemancı ayça şarkısını bile yapmıştı, hey gidi. bizden öncekiler "zıt tokai götün bok kokayi" esprisi yapıyorlardı, onların zaten yatacak yeri yok. yani az rahat bırakın bebeklerimi, onların hayatı hepimizden zor. konuşsunlar canlarının istediği gibi.
bu lafın dershane sektörü tarafından uydurulduğundan eminim ama ıspatlayamam. öte yandan yalnızca üniversiteyi kazanamayanların içinde bulunduğu zaruri bir durum değil bu. bir yerlere puanı yeten ama hedeflediği yere yetmeyen öğrenciler de tercih edebiliyor mezuna kalmayı. argumanları da pek yersiz değil, benden sonraki nesil benim kadar iyi değil biraz daha çalışırsam onların arasında sıyrılıp daha iyi bir yerlere girebilirim düşüncesiyle hareket ediyorlar. ki 2020 yılında bunu tercih eden çok sayıda öğrenci vardı.
üniversite sınavını kazanamayan değil, istediği bölümü kazanamayan öğrencilerin kullandığı bir kalıptır bu. çünkü bir tercih söz konusudur. puanın yettiği bölümler var olsa da gitmemeyi tercih eden söyler bunu. örneğin oğlumun da bu sene 12. sınıfa geçtiği fen lisesinde geçen sene sınava giren 109 mezundan 49 tanesi mezuna kaldılar. içlerinde ilk yirmi binde, ilk on binde olan bile var. niye kaldılar? çünkü çocuk cerrahpaşa tıp istiyor ama puanı namık kemal tıp'a yetiyor gibi. ya da tıp istiyor ama eczacılığa yetiyor puanı. ya da boğaziçi bilgisayar istiyor ama yıldız teknik bilgisayara puanı yetiyor gibi.
mezuna kalmak, kulağa garip gelse de, bir tercihi ifade eder. zaten hiçbir bölüme puanı yetmeyenin önünde bir seçenek yoktur. haliyle seçim şansı da.
X kuşağı dayıları, teyzeleri ne kadar çıldırırsa çıldırsın; geç y kuşağı ve Z kuşağının türkçeye soktuğu bir kalıptır.
Dil de öyle romantiklerin aşık olduğu gibi statik bir şey değildir, yüzyıllarca yerinde saysın. Onu konuşan insanlara göre şekillenir. Bas bas bağırıp: "bu doğru değil!" Demek ile olmuyor yani.