1. "bu karabasan caddesinin en garip yanı da; satılık milyonlarca şeyin, hiçbirinin orada yapılmıyor olmasıydı. orada, yalnızca; satılıyorlardı. işlikler, oymacılar, boyacılar, tasarımcılar, makineciler neredeydi, eller neredeydi, yapan insanlar... gözden uzak, başka bir yerde; duvarlar arkasında. dükkanlardaki herkes; ya alıcı, ya satıcıydı. nesnelerle 'sahip olmak' dışında bir ilişkileri yoktu."

    (Ursula K. Le Guin - mülksüzler)
    #9146 ma icari | 8 yıl önce
    0roman 
  2. "Bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı."

    ***

    "İnsanın sevmediği bir işi yapması ahlak dışı değil miydi? İşin yapılması gerekiyordu ama birçok insan, nereye gönderildiklerine pek aldırmıyor ve sık sık iş değiştiriyordu; aslında gönüllü olmaları gerekirdi."

    ***

    "Birbirini öldüren ülke adları değil, insanlar."

    ***

    "Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrim'i satın alamazsınız. Devrim'i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzdadır ya da hiçbir yerde değildir."

    ***

    "İnsanı canlı tutan bir yerden ötekine dolaşmak değil, zamanı kendi yanına çekmek. Zamanla birlikte çalışmak, zamana karşı değil."

    ***

    "Hiçbir şeye sahip olamazsınız. Hele şu ana hiç sahip olamazsınız, eğer onunla birlikte geçmiş ve geleceği de kabul etmezseniz. Yalnızca geçmişi değil, aynı zamanda geleceği de, yalnızca geleceği değil, aynı zamanda geçmişi de! Çünkü onlar gerçek, şu anı gerçek kılan, yalnızca onların gerçekliği."


    (Ursula K. Leguin - Mülksüzler)
    #11477 ma icari | 8 yıl önce
    0roman 
  3. "erkeğin istediği özgürlüktür. kadının istediği mülkiyettir. seni ancak başka bir şeyle takas edebilirse serbest bırakır. bütün kadınlar mülkiyetçidir."

    bu satırları ilk okuduğumdan beri şüpheyle karışık bir doğrulama düşüncesi belirdi kafamda.
    her aklıma geldiğinde de o puslu görüntü sarıyor zihnimi.

    "doğruluk payı var" diyorum kendimce "ama eksik. bir yerde bir detay eksik ve bu yüzden çok cinsiyetçi ve rahatsızlık verici bir ayrım durumu oluşuyor. eksik bir düşünce bu."
    #33955 the ancient one | 8 yıl önce
    0roman 
  4. kitabı ilk okumaya başladığım andan itibaren dedim ki "bu iş kolay olmayacak, yazar kitabı yazarken ne kadar efor sarf ettiyse ben de o kadar efor sarf edeceğim."
    Nitekim öyle de oldu, her sayfa, her paragraf beni uzun soluklu düşünce kuyularına itti.
    sürekli düşündüm, " yazar bir fikir vermeye çalışıyor olmalı, ama her şeyi savunuyor ve aynı zamanda hiçbir şeyi savunmuyor." diye düşündüm, " tüm sistemlerin açıklarını ele veriyor öyleyse ne tavsiye ediyor?" diye düşündüm. halbuki yazar daha çok bir istek veriyordu, değişim isteği. ve genel olarak kitap düşünce akımlarının üzerinde duruyor gibi görünse de hayatla ilgili her noktaya değinmişti , herkesin göremeyeceğini düşündüğüm şeyleri bu yazar görmekle kalmamış bir de bunları en iyi dille, en çarpıcı örneklerle ortaya koymuştu.
    her karakter önemliydi ve ilham vericiydi. her karakter çok önemli sözler söylüyordu, hepsi aynı şeyi temsil eden farklı kişilerdi.

    sözün özü; efsane bir kitaptı, düşünceyi geliştiriyordu ve bu yüzden herkes onu okumalı diye düşünüyorum.
    #152892 imnilaying | 6 yıl önce
    0roman 
  5. Kitabı okurken en son 1984'te hissettiğim hazza kapıldım. Ben kitap okurken o kitapta yer alan kurguya kendimi yerleştiririm. Bu sayede o olay kurgusunu daha iyi hissettiğime inanırım. Fakat bu eserde çoğu kez terse düşüp, muallakta kaldığımı itiraf etmeliyim. Kitapta yönetim şekli, felsefesi ve sosyo kültürel yapısı birbirinin zıttı iki farklı dünya (anarres-urras). Bir tarafta odocular, bir tarafta kapitalizmin hizmetkarları. Dr. shevek yerine de ben kendimi koyuyor ve ne hissediyorum? Ben ne yapardım? Sorularını sürekli aklımın bir köşesinde tutuyorum. Odocular olarak mülkiyeti reddediyorlar. Aile-eş yok, Cinsiyetçilik yok cinsel özgürlük var, herkes eşit, herkes eşit derecede çabalıyor, para pul mülk yok kardeşim yok!. Urrasta ise genel olarak bir sömürü düzeni hakim. Bundan dolayı kapitalist olduğunu söyleyebiliriz. Bir tarafta şatafat içinde yaşayanlar, bir tarafta ise açlıktan kırılanlar...Yönetenler ve yönetilenler, yasa koyucular, hükmetme arzusu ve mülkiyetçilik...
    Okurken bu iki dünya farklılıklarını, genel olarak anarşizm ve kapitalizmin artı ve eksi yönlerini derinlemesine irdeleyebilirsiniz. Kitaptaki diyaloglar sizi yeni yeni sorular sormaya teşvik edecek ve kim bilir belki de duvarlarınızı yıkacaksınız.
    #152981 evariste gamelin | 6 yıl önce
    0roman 
  6. le guin bu kitabı yazarken kendi fikirleriyle mi çelişti yoksa kuramları mı sorgulamak istedi bilinmez. yine de kitabın alt metni aslında le guin'in de genel politik görüşlerine ters düşecek çıkarımlar içermekte. en önemli ayrıntı ise odoculuk ve anarres halkı arasındaki ilişkinin, mülkiyetsiz anlayış ve anarres halkı arasındaki ilişkiyi yenmiş olmasıdır. bu ayrıntı önemlisidir çünkü anarşizmi çiğnedikleri an bu andır. shevek'in urras'a kaçışına neden olan da budur. yasasız bir yaşantıyı hayata geçiren insanın görüşleri bir yasa halini almıştır. urras'la olan ilişki de önemlidir keza urras olmadan mülkiyetin bir anlamı yoktur. dolayısıyla oda'nın görüşlerini yasalaştıracak motivasyonun kaynağı kendi hayatlarına ters düşen bir yaşantıdır. yani özne kendi varlığını başka bir özne ile var etmektedir. kısacası anarşizmin çıkmazı buradadır. biz mülkiyeti öğrendik ki mülkiyetsiz yaşamın farkına vardır. eğer hiç mülkiyet öğrenmeseydik, mülkiyetsiz yaşamın bir ayrımı olmayacaktı. bu noktada ilk mülkiyetsiz anlayışa da dönmeyi imkansız kılan şey ise yasasız toplumu yasalaştıran tabular, kısacası mülkiyetsiz toplumun yarattığı odacılık mülkiyetidir.
    #229280 marophat | 4 yıl önce
    0roman