türkiye'de "aklım karıştı" adıyla izlediğimiz "girl, interrupted" susanna kaysen'ın akıl hastanesinde geçirdiği 18 ayını anlattığı romanından-yaşanmış bir hikayeden sinemaya uyarlanmış 1999 yılı yapımı sinema filmi. filmin başrollerinde winona ryder (susanna) ve angelina jolie (lisa) yer alıyor.
susanna kaysen, 18 yaşında bir kutu aspirin ve bir şişe viskiyle intihar girişiminde bulunur ama intihar ettiğini kabul etmez. asprinleri sadece başı ağrıdığı için içtiğini söyler. buna rağmen doktorunun yönlendirmesiyle bolderline personality disorder (borderline kişilik bozukluğu) teşhisiyle kendi onayıyla özel bir akıl hastanesine yatar. film, susanna kaysen'ın 18 aylık hastane sürecini konu ediyor. ve normallik-delilik konusunu yeniden tartışmaya açıyor. "girl, interrupted" winona ryder'ın yetersiz oyunculuğu ve angelina jolie'nin karakteristik olmayan fiziğinin ekrandaki başarısızlığı dışında başarılı oyunculuklarıyla ve film müzikleriyle dikkat çeken bir filmdi. angelina jolie bu filmle en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülü'ne değer görülmüştü.
film hakkında yorum yapacak olursam, film güzel bir film ama çok güzel bir film değil. filmde kullanılan akıl hastanesi sahneleri gerçekçi değil-sinema estetizminden geçmiş yani gerçekle-estetizm arasından estetizm seçilmiş ama bu seçimle doğru orantılı olarak filmde gördüğümüz hastaların "hastalık"ları imgesel olarak güzel anlatılmış. -- spoiler --
örneğin erkek arkadaşının kendisini ziyaretinden sonra susanna'nın elindeki yaraya bakması -- spoiler --
gibi imgeler seyirci için filmde bir alt okuma gerektiriyor. filmin başarısızlığının-eksik olmasının nedeni de asıl-öz konunun filmde ayrıntılara dönüştürülmesi olabilir. bu konuda winona ryder'ı da suçlamak gerekir. filmde durgun-duru güzelliğiyle çok etkileyici olsa da oyunculuğuyla çok başarısız olmuş. tabii bu değerlendirme filmdeki kadrodan ve senaryodan daha çok şey beklemenin sonucu. yoksa film etkileyici, güzel, umutlu, unutulmayacak bir film.
filmi hatırlamak isteyecekler için filmde öne çıkan diyaloglar-sözler,
"hayalle gerçeği karıştırdınız mı hiç? ya da paranız olduğu halde bir şey çaldınız mı? hiç kederlendiniz mi? ya da durduğu halde treninizin hareket ettiğini sandınız mı? belki ben delirmiştim. belki nedeni 60'lı yıllardı. ya da çocukluğu kesintiye uğratılmış bir kızdım."
***
- elime bakmalısınız. hiç kemiği yok.
- bunu bu yüzden mi yaptın?
- başka şeyler de var. bazen benim için? bir yerde kalmak zor.
***
- susanna elinde kemik olmasa aspirini nasıl alırsın?
- annem ne yapıyor?
- sorumu yanıtlar mısın? elinde kemik olmasa, aspirini nasıl alırsın?
- o anda kemikler geri gelmişti.
- anlıyorum.
- hayır, anlamıyorsun.
- peki... o halde beni aydınlat. açıkla bana.
- neyi? bir doktora fizik kanunlarının nasıl askıya alındığını mı açıklayayım? yukarı kalkanın aşağı inemediğini mi? zamanın geri ve ileri... şimdinin geçmişe ve tekrar geriye hareket ettiğini ve buna hakim olamadığımızı mı?
- niçin hakim olamıyorsun?
- neyi?
- zamana niçin hakim olamıyorsun?
***
- hap mı aldın... esrar içiyor musun... lsd alıyor musun... uyuşturucu kullanmıyor musun... şu anda nasıl hissediyorsun?
- ben... bilmiyorum. ne hissettiğimi bilmiyorum.
- senin dinlenmen gerek.
- eve gidip, biraz uyurum.
- hayır. gerçekten dinlenebileceğin bir yere gitmelisin. çok şanslısın. senin gibi biri için en iyi yer buradan en fazla yarım saat uzakta.
- claymoore'u kastetmiyorsunuz ya?
- dört gün önce bir kutu aspirinle bir şişe votka içtin.
- başım ağrıyordu.
- baban arkadaşımdır. meslektaşımdır. seni görmemi istedi. bu işi artık yapmadığım halde. çevrendeki herkesi incitiyorsun. claymoore çok kaliteli bir yer. oraya pek çok insan gider. yazarlar bile. senin gibi.
***
- ne yaptın?
- ne yaptın?
- efendim?
- normal görünüyorsun.
- mutsuzum.
- herkes mutsuz olabilir.
- hayaller görüyorum.
- halüsinasyon gibi mi?
- öyle denebilir.
- bu yüzden john lennon'u tıkmalılar, öyle mi?
- ben john lennon değilim.
- buraya fazla alışma.
***
- herkes bir noktada bunu yapmayı düşünür... bir kez aklına girdi mi, yeni, garip biri oluyorsun. kendi ölümünün hayalini kurmaya bayılan bir canlı türü. aptalca bir şey dersin, intiharı düşünürsün. filmi beğenirsin, yaşarsın. treni kaçırırsın, intihar edersin.
***
- niçin geçmiş zaman kullanıyorsun?
- nasıl yani?
- arkadaşın daha bugün askere alındı. yani henüz ölmüş değil. hatta muhtemelen teslim olmasına daha birkaç ay var.
- duyunca kötü hissettim.
- genelde kötü hissediyorsun. doğru mu? bunalım içindesin.
- pek neşe dolu olduğum söylenemez, melvin.
- geçen hafta intihara kalkışmışsın. bu konuda söylemek istediğin bir şey var mı?
- başım ağrıyordu.
- herhalde baş ağrısı için salık verilen dozda aspirin aldın.
- kendimi öldürmeye çalışmadım.
- ne yapmaya çalışıyordun?
- saçmalığı durdurmaya çalışıyordum.
- hafızandaki boşlukları, depresyonu, baş ağrılarını, elini mi?
- hepsini.
- anlıyorum.
- paul öldü!
- sorun ne? bir şey zihnini mi karıştırıyor?
- evet, sanırım öyle, melvin.
- niçin akıl hastanesinde olmam gerektiği kafamı karıştırıyor.
- buraya kendin yattın.
- ailem yatırdı.
- hayır.
- burada herkes deli!
- eve gitmek istiyorsun.
- orası da aynı.
***
"burada otursanız eve varmış olacaktınız"
- karala, karala, karala. benim hakkımda yazdın mı?
- bunu yapma! daisy gerçekten çıkıyor mu?
- büyük bir bakla çıkarmış.
- nasıl... yani, o deli.
- terapi, bu işe yarıyor.
- lanet freud'un resmi bu yüzden her akıl doktorunun duvarında. herif bir endüstri yarattı. uzanıp, sırlarını söylüyor ve kurtuluyorsun. ne kadar çok söylersen, seni çıkarmayı o kadar çok düşünürler.
- ya sırrın yoksa?
- benim gibi müebbet yatarsın.
***
kesin teşhis: sınır çizgisi kişilik bozukluğu
- giderek ağırlaşan iniş çıkışlar. hastalarla ilişkisinde kontrolü tutuyor. ilaçlara kayda değer bir cevap yok. hiçbir gerileme gözlenmedi.''
- "sınır çizgisi kişilik bozukluğu. öz kimliğin, ilişkilerin ve ruh halinin dengesizliği. amaçsızlık. kendine zarar veren konularda düşünmeden davranma... rastgele seks gibi."
- bunu sevdim.
- "sosyal zıtlık ve genel bir karamsar tavır sıkça görülür." işte, bu benim.
- bu herkes.
***
- kollarınızı kaldırın. çok iyi. ağaç olacağız. dallar gibi, kollarınızdaki gücü hissedin. dallarınızı göğe kadar uzatın.
- haydi susanna, uzan. çok iyi!
- lisa, tamam.
- kollarınızı uzatın kızlar. uzatın. iyice kaldırın. kalçadaki gerginliği hissedin. aferin. kollarınız dal olsun. o dallarda kuvvet var. ta gökyüzüne kadar uzanın. çok iyi. rüzgâr yaprakları savursun. parmaklarınız yaprak olsun. aferin m-g, çok iyi. rüzgârı hisset. güzel. güzel, lisa. çok iyi. kaldırın. kaldırın. aferin, kızlar. şimdi ayakları hissedin. kökleştiklerini hissedin. pli yapın. çok iyi. aferin kızlar. çok iyi, polly. gerinin. rüzgâr bu tarafa kuvvetli esiyor.
- yerde nasıl bir ağaç olabilirsin?
- kahrolası bir çalıyım, tamam mı!
***
- kafeterya bu tarafta.
- arabam burada.
- dur. ne yapıyoruz?
- kanada'ya gidiyoruz. sen deli değilsin. tamam mı? burada olman gerekmez.
- kendimi öldürmeye kalktım, toby.
- biraz aspirin aldın.
- bir şişe aspirin aldım.
- bu, burada bir yıl mı demek? saçmalık bu. seni mahvediyorlar. gel. tamam mı? her şey değişiyor. onlar normal olmayı nereden bilir?
- burada dostlarım var.
- kim? onlar mı?
- susanna, o kızlar duvar kağıdındaki üzüm resimlerini yiyorlar. onlar deli.
- o halde ben de öyleyim.
- hayır, bebeğim. benimle gel. bak... babam beş bin dolar verdi. kanada'ya gideriz. ormanda bir kulübe yaparız. bu çılgınlık gibi gelebilir ama galiba seni seviyorum. benimle gel. tamam mı... benimle gel.
- buradan gitmek istemiyor musun?
- evet. istiyorum.
- ama seninle değil. seninle değil. üzgünüm.
yalnızsan
hayat seni yalnızlaştırıyorsa
her zaman gidebilirsin şehre
bir sıkıntın varsa
o gürültü ve kargaşa
işe yarıyor, bilirim şehir
sadece müziği dinle
şehrin trafiğindeki
kaldırımlarda yürü
neonların süslediği
nasıl kaybedebilirsin?
orada ışıklar çok daha parlak
tüm dertlerini unutabilirsin
tüm tasalarını unut ve şehre git
her şey harika olacak şehirde
gece bitmeden onunla
dans ediyor olacaksın
şehirde her şey harikadır...
***
- günaydın, susanna.
- günaydın.
- nasılsın?
- iyiyim, herhalde.
- otur.
- yorgun görünüyorsun.
- polly, gece keçileri kaçırdı. ona lisa'yla bütün gece şarkı söyledik.
- lisa'yla dost mu oldun?
- niye? kötü bir şey mi?
- sana kötü geliyor mu?
- hayır.
- buraya gelmeden önce çok kız arkadaşın var mıydı?
- pek sayılmaz.
- daha önce arkadaşlarının genelde erkeklerden oluştuğunu söyleyebilir misin?
- orada seks düşkünü mü yazıyor?
- niçin bu sözcüğü seçtin?
- seks düşkünü olmak için kaç erkekle yatmam gerekiyor? kitaba göre.
- sence?
- on. sekiz. beş. seks düşkünü denmek için bir erkek kaç kızla yatmalı? on? 20? 109?
- seks düşkünü biri odasında misafiriyle cinsel ilişkiye girip aynı gün hasta bakıcıyla bir başka cinsel ilişkiye girebilir.
- başım onu öptüm diye mi, sevgilimin saksofonunu çaldım diye mi dertte?
- melvin'e göre hastalığın hakkında çok ilginç bazı teorilerin varmış. hayatta mistik bir anafor olduğuna inanıyorsun. "gölgelerin bataklık kumu."
- bir başka teorim de sizlerin ne yaptığınızı bilmediğiniz.
- bu bataklık kumuyla başa çıkmakta sorun yaşıyorsun.
- bu hastaneyle başa çıkmakta sorun yaşıyorum. gitmek istiyorum.
- buna izin veremem.
- kendi imzamla girdim, kendi imzamla çıkarım.
- kendini bizim bakımımıza bıraktın. gitme vaktine biz karar veririz. buna hazır değilsin, susanna. ilerlemen durmuş durumda. düş kırıklığına mı uğradın?
- "ambivalans"ım. aslında, bu yeni favori sözcüğüm.
- "ambivalans"ın anlamını biliyor musun?
- umurumda değil.
- favori sözcüğünse, ben olsam...
- "umurumda değil." demek. anlamı bu.
- tam tersi, susanna.
- ambivalans "güçlü karşıt duygular" anlamına gelir. "ambidekstrus"taki gibi, önek "ambi", "iki taraflı" demek. gerisi latince'de "kuvvet" anlamına gelir. sözcük, iki karşıt hareket arasında bölündüğün anlamına geliyor. kalsam mı, gitsem mi? akıllı mıyım, deli mi?
- bunlar hareket değil.
- bazıları için olabilir, canım.
- o halde, yanlış sözcük.
- hayır. bence mükemmel bir sözcük.
"bu nasıl dünya,
hangi krallık,
hangi dünyaların kıyıları?"
çok büyük bir soruyla karşı karşıyasın, susanna. hayatının seçimi. kusurlarına ne kadar teslim olacaksın? kusurların neler, onlar kusur mu? onlara sarılırsan, ömür boyu hastanede mi kalacaksın? büyük sorular, büyük kararlar. onları umursamadığını açıkça söylemen şaşırtıcı değil.
- bitti mi?
- şimdilik.
***
- bence kalkman gerek.
- biraz dinleneceğim. sadece birazcık.
- ne yapıyorsun? lanet olsun!
- pardon, çok mu soğuk?
- ne yaptığını sanıyorsun? çıkar beni bu küvetten!
- kendin çık.
- lisa nerede? lisa nerede, ha?
- onsuz yapamıyor musun?
- polly'ye şarkı söyledi diye onu sürdün. yardıma çalışıyorduk! ona yardım etmeye çalışıyorduk! burası faşist bir işkence odası!
- hayır. devlet hastanelerinde çalıştım. burası beş yıldızlı otel.
- hey, bir balya pamuk al.
- pek çok delinin pek çok deliliğine katlanabilirim. ama sen. sen deli değilsin.
- öyleyse neyim var benim, kafamın içinde neler oluyor, ha? söylesene, dr. val. "teş-pis"in ne?
- sen kendini delirtmeye çalışan, tembel ve bencil küçük bir kızsın. tıbbi fikrin bu mu? hı! devlet yardımı alan zenci annelerin gece okulunda bunları mı öğrendin? melvin'in hiçbir fikri yok. wick bir manyak. sen de doktor olduğunu sanıyorsun. rapor imzalayıp, ilaç dağıtıyorsun. ama doktor değilsin, bn. valerie. zenci bir hemşireden başka bir şey değilsin.
- sen de hayatını harcıyorsun.
***
- ben deli bir kızım. cidden.
- hastanede mi yattın?
- evet.
- mor insanlar görüyor musun? bir arkadaşım görüyordu. devlet geldi ve onu götürdü. bu hoşuna gitmedi. aradan zaman geçti. onlara artık mor insanlar görmediğini söyledi.
- iyileşmiş.
- hayır. hala görüyor.
kalbim niçin hala atıyor?
bu gözlerim niye ağlıyor?
bilmiyorlar mı?
dünyanın sonu bu
sen elveda deyince
her şey bitti
***
- lisa bulundu mu?
- hayır.
- ona karşı duramadım.
- iyi biri bir şey yapardı. onu sustururdu. yukarı çıkardı. daisy'yle konuşurdu.
- melvin yukarı çıktığını söyledi.
- çok geçti.
- ona ne derdin?
- bilmiyorum. üzgün olduğumu. onun yerinde olmanın ne demek olduğunu hiç bilmeyeceğimi. ama ölümü istemenin ne olduğunu bildiğimi. gülümsemenin acı verdiğini. uyum sağlamaya çalışıp, başaramamayı. içindeki şeyi öldürmek için kendini dışarıdan incitmenin ne demek olduğunu.
- susanna, bunları bana söylemen çok iyi.
- ama bir kısmını doktorlarına da söylemelisin.
- hastalığımı bile anlamazken nasıl iyileşebilirim?
- ama anlıyorsun. az önce hastalığın hakkında çok açık konuştun. ama bence yapman gereken, bunu açığa vurmak. dışa vur. defterine dök. ama içinden çıkar. çıkarıp at ki, bir daha onu bahane etmeyesin.
- lisa'ya göre bu bir armağan. gerçeği görmeni sağlayan bir şey.
- lisa sekiz yıldır burada.
- çok özür dilerim. kaba bir domuzdum.
- önemli değil. dinle. buraya demir atma. anlıyor musun?
***
- hissetmek istemediğinizde ölüm, rüya gibi gelebilir. ama ölümü görmek, gerçekten görmek... onu hayal etmeyi çok saçma gösteriyor. belki insan büyürken bir noktada duygusal kalkan kalkıyor. belki zihnimize inanamadığımız için, sırlar aramaya başlıyoruz. lisa'yı özlemiş olsam da, hayat onsuz daha rahattı. düşünceyi kontrol etmek zor. -tek bildiğim: yeniden hissediyordum.- deli ya da akıllı. her ne idiysem, dünyaya dönmenin tek yolu olduğunu anlamıştım. bu, orayı konuşmak için kullanmaktı. büyük, harika dr. wick'i haftada üç kez görmeye başladım. ve kafamdaki her düşünceyi anlattım ona.
***
--- oz büyücüsü filminden ---
- ah, bana yardım eder misin, edebilir misin?
- artık yardıma ihtiyacın yok. kansas'a geri dönme gücün hep vardı.
- var mı, niye daha önce söylemedin?
- çünkü bana inanmazdı. kendisi öğrenmeliydi.
- ne öğrendin, dorothy?
- sanırım henry amca ve em teyzeyi görmek istemenin yeterli olmadığını ve tekrar en sevdiğim şeyleri aradığımda kendi bahçemden ötesine bakmamam gerektiğini. çünkü eğer orada yoksa zaten hiç kaybetmedim demektir.
***
"parmaklarımı açtığımda elim daha insani görünüyordu. ben de öyle yaptım. ama parmaklarımı ayrık tutmak beni yormadı. ben de serbest bırakıp elimi ters çevirdim. tersi daha iyi değildi. damarlarım kabarmıştı."
"her ne ise"... "kişiliğimle kavga etmeye son mu verdim... iyileşti."
***
- "lisa'nın mıknatıs gibi gözleri artık boş bakıyor."
- "georgina sadece onu buraya tıkanlara yalan söylüyor. bazen hep oz'da yaşamak istediğini düşünüyorum.''
- "bu dünyada, her şey görünüşte. bazen polly'nin tatlılığı ve saflığının gerçek olmadığını ona bakmamız için çaresiz bir çaba olduğunu düşünüyorum."
- iyileştiğine göre, hakkımızda yorum yapman ne incelik.
- ne yaptığını sanıyorsun, lisa?
- kötüyü oynuyorum. istediğin gibi. sana istediğin her şeyi verdim.
- hayır.
- dosyanı istemedin mi... verdim!
- dışarı çıkmak istedin, çıkardım! para istedin, buldum! sana gerçeği söyledim! bir deftere yazmadım! yüzüne söyledim! daisy'ye kimsenin söylemeyeceği şeyi söyledim ve kendini astı. kötüyü oynadım. tıpkı istediğin gibi.
- bunu niye isteyeyim?
- çünkü seni iyi adam yaptı.
- buraya dönersin, bütün şirinliğin ve parlaklığınla, üzgün ve pişman. herkes elini sıkıp, cesaretin için seni tebrik eder. bu arada, bense para için, otobüs garında herifleri yalarım!
- nereye gidiyorsun, sana diyorum! nereye gidiyorsun? sana söylüyorum! beni artık sevmiyor musun?
- hayır!
- özgür olduğun için mi, özgür olduğunu mu sanıyorsun? ben özgürüm! sen özgürlük nedir bilmiyorsun! ben özgürüm! nefes alabiliyorum! ama sen... sen gidip, o sıradan lanet hayatında boğulacaksın! dünyada çok fazla sigorta var. çok fazla sigorta var ve hepsi... hepsi attırılmak için yalvarıyor. attırılmak için yalvarıyor! biliyorsun, sigortam attırılmak için yalvarıyor. ve merak ediyorum. bu yüzden merak ediyorum. niçin kimse sigortamı attırmıyor, ben niye ihmale ediliyorum. niye kimse elini uzatıp, gerçeği söküp çıkarmıyor ve bana orospunun teki olduğumu, ailemin ölmemi istediğini söylemiyor.
- çünkü sen zaten ölüsün, lisa! ölmen kimsenin umurunda değil. çünkü sen zaten ölüsün. kalbin buz gibi! bu yüzden buraya dönüp duruyorsun. özgür değilsin. buraya ihtiyacın var. yaşadığını hissetmen için. acınası bir durum. hayatımın bir yılını harcadım. ve belki dışarıdaki herkes yalancı.
belki bütün dünya aptal ve cahil. ama o dünyada olmak isterim. onun içinde olmayı yeğlerim... seninle burada olmaktansa.
***
"sağlıklı bulundu. son teşhisim: iyileşmiş bir sınır çizgisi. bunun anlamını hala bilmiyorum. deli miydim hiç, belki. belki de hayat deli."
"delilik, ne parçalanmak... ne de karanlık bir sır saklamak. o, genişletilmiş sen ya da ben. yalan söyleyip bundan hoşlanmak. sonsuza dek çocuk olmayı dilemek. onlar mükemmel değildi. ama benim arkadaşlarımdı. 1970'lere kadar birçoğu oradan çıktı. ve hayatları var. kimini gördüm kimini bir daha görmedim. ama kalbimin onları düşünmediği bir gün yok." -- spoiler --