dünya gezegeninde yaşayanlar dışında kalan (varsa) tüm canlılar.
başlamadan önce kısa bir not: aslında genel olarak "uzaylılar" diye anılsalar da, bu biraz hatalı bir söylem. zira dünya da uzayda bulunan bir gezegen ve içinde yaşayan bizler doğal olarak birer uzaylıyız. dolayısıyla "uzaylılar var mı?" gibi bir sorunun cevabı, rahatlıkla "evet, biz varız" şeklinde verilebilir. bu nedenle bilim camiası için "dünya dışı yaşam" terimi çok daha doğru bir kullanımdır.
dünya dışı yaşam denildiğinde akla ilk olarak, filmlerin etkisiyle koca kafalı ve yeşil tipler gelse de, bir bilim insanı gözüyle bakıldığında, herhangi bir yerde bulunabilecek tek hücreli bir canlı bile dünya dışı yaşamın bir üyesidir.
dünya dışındaki herhangi bir gezegende canlı bulunabilmesi ihtimali nelere bağlıdır? öncelikle şunu kabul edelim; bildiğimiz formdaki canlılar için konuşuyoruz. yani mesela herhangi bir gezegende (tamamen sallıyorum) ametistle beslenip atmosfere propan gazı salan bir canlı falan varsa bunu tespit etmek bizim için pek kolay değil. fakat bizim gibi beslenen, atmosfere saldığı gazlar bizimkilere benzeyen canlılar için konuşuyoruz. bu cepte...
dünya dışı yaşamın varlığı konusunda, gezegenin yıldızına uzaklığı önemli bir ölçüttür. bir gezegenin üzerinde yaşanabilmesi için atmosfer, yüzeyde sıvı halde bulunabilen su gibi koşullar gerekiyor. bu nedenle gezegenin "yaşanabilir bölge" ya da "goldilocks sınırı" dediğimiz bölge içerisinde bulunması gerekiyor. bulunmazsa ne olur? güneş sistemi üzerinden yanıtlayalım. venüs ve mars, yaşanabilir bölgenin iç ve dış sınırlarındaki iki gezegen. venüs'te gezegenin aşırı derecede sera etkisine maruz kalması nedeniyle gezegenin sıcaklıkları 400 küsur dereceleri bulurken, mars yüzeyinde sıvı su bulmanın imkanı yok, çünkü gezegende sıcaklıklar -70 dereceleri görebiliyor yaz gecelerinde. bu ikisi arasındaki bölgede olan dünya'da ise sıcaklıkları veya diğer özellikleri hepimiz gayet iyi biliyoruz. yaşanabilir bölge tam olarak böyle bir şey.
bu arada yeri gelmişken "güneş'e 1 cm daha yakın olsaydık yanardık" cümlesi doğru değil. 1 cm daha yakın ya da uzak olsaydık, yine yaşanabilir bölge içerisinde olurduk. tabi ki yıldıza yaklaştıkça ya da ondan uzaklaştıkça sıcaklıklar ve koşullar da orantılı olarak değişecektir, ama 1 cm ile kavrulmayacağımızdan ya da donmayacağımızdan emin olabilirsiniz.
güneş sistemi dışındaki gezegenler bizden çok uzakta. onları keşfetmemiz bile oldukça güç. o halde nereden bileceğiz bunlardan birinde bir canlı olup olmadığını? burada devreye elektromanyetik dalgaların özellikleri giriyor. yani bildiğimiz ışıktan bahsediyorum. bir gezegen ya da yıldızdan gelen ışık bize onun yapısı hakkında son derece önemli bilgiler verir. örneğin şu gördüğünüz resim
solarsystem.nasa.gov/... güneş'in tayfıdır ve tamamen güneş'ten aldığımız elektromanyetik ışınıma bağlı olarak bize onun atmosferindeki elementlerin ne olduğunu net bir şekilde verir.
bir gezegeni de aynı şekilde değerlendirebiliyoruz. peki bizim atmosferimiz bizi yanıltıyor olabilir mi? cevap hayır. bir başka gezegenden aldığımız ışıktan (tabi ki yıldızı nedeniyle yansıttığı ışıktan bahsediyorum) elde ettiğimiz bilgileri değerlendirirken, atmosferimize ait bilgi o verilerden çıkarılır. bunu basit bir örnekle anlatayım. 3 tane portakalım olduğunu biliyorum. bir arkadaşım gelip bir kasa portakal boşaltıyor bunların üzerine ve boşalttığı portakalların sayısını soruyor. toplam portakaldan 3 portakalı çıkardığımda, kasadaki portakal sayısını bulmuş olurum. işte atmosferimizdeki varlığı, tayftaki yeri ve yoğunluğu bilinen elementlerin etkisi, gezegen ya da yıldızdan aldığımız tayftan çıkarıldıktan sonra geriye kalan bilgiler o cisme ait demektir. ışığın geldiği yönde varlığı bilinen başka etkiler varsa onlar da arındırılır elbette.
bu ne işimize yarar? bir öte gezegenin atmosferinde örneğin oksijenin varlığını bu şekilde tespit edebiliriz. oksijen kolay bağ yapan bir element olduğundan, fotosentez gibi bir olayla sürekli yenilenmediği sürece, sürekli diğer elementlerle bağ yapıp o ortamda hızlıca tükenecektir. eğer atmosferde bol miktarda oksijen tespit edersek, orada belki de fotosentez yapan canlıların var olabileceği varsayımında bulunabiliriz. buna benzer bazı karakteristik elementler, bir gezegende yaşam olup olmadığına dair bize bir ön fikir verir.
öte gezegen keşifleri biraz sıkıntılı süreçler olduğundan, atmosferlerini gözleyip bundan bilgi çıkarabilmek pek kolay olmuyor genelde. sürekli haberlerde gördüğünüz "nasa yaşama uygun gezegen buldu" haberleri daha çok yaşanabilir bölge odaklı.
kepler, tess gibi uzay teleskopları öte gezegen avlama konusunda oldukça iyi işler çıkartırken, seti gibi projeler de dünya dışı yaşamı aramaya odaklanmış durumda.
konuyu bir Arthur Clarke sözü ile bitireyim: "İki olasılık var: Ya evrende yalnızız ya da evrende yalnız değiliz. İki olasılık da eşit derecede ürkütücü"