"şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum.. ayağını bir cam parçasıyla kesmek veya eczanede dikiş artırmak değildi bu... acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi... kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi..."
"acının dağlandığı anlar vardır, aramaya gerek yok, o gelir bulur." "ne çok acı var." evet çok fazla. neye üzüleceğimizi şaşıracak kadar. ama her şeye rağmen iyilik için çabalamak gerekiyor. güzelliğin sancağını taşımamız gerekiyor her ne pahasına olursa olsun. tıpkı onun gibi, kolu bacağı kesilse bile çenesiyle taşımaya çalışan asker gibi. evet biliyorum bunlar romantik hikayeler, militarizm övmek gibi bir derdim de yok, uzak olduğum bir şey. derdim şu: vazgeçemeyiz. hiçbirimiz karanlıkta yaşamak ve ölmek istemiyoruz, öylesi çok acı olur. işte bu yüzden devam etmek gerekiyor her şeye rağmen.
Kimi zaman tatlı, kimi zaman ağrı yapan, göğüste baskı ağırlık hissettiren, yemekten kestiren, iştah kapatan, gözleri dolduran, boğazdaki yumruk olan, gecenin sessizliğinde ağlatan, uzaklara daldıran tuhaf bir şey.
gerçek acı'yı görmek istiyorsan. hastahanede doğan ve hastahanede ölecek olan çocuğun gözlerine bak. sevilmediğinden ve dokunulmadığından eriyen vücudunu hisset. sakın gözlerini kaçırma ve ona acıma. herkes onun neden öldüğünü görürken o bütün bu olanların farkında bile değildir.