"permanent" (kalıcı) ve "agriculture" (tarım) kelimelerinin birleşimi olan ve dilimize "kalıcı tarım" veya "sürdürülebilir tarım" olarak yerleşmiş olan kelimedir.
İlk olarak, Tazmanya'da bir balıkçı kasabasında doğan ve ilerleyen zamanlarda doğabilimci olan Bill Mollison tarafından 1974 yılında literatüre kazandırılmış olan "permakültür" kavramı, kendi ihtiyaçlarını karşılayan, çevresini sömürmeyen veya kirletmeyen, dolayısıyla uzun vadede sürdürülebilir, ekolojik olarak sağlıklı ve ekonomik olarak uygulanabilir sistemler yaratmak olarak tanımlanır.
Canlı-cansız bütün yaşam sistemlerinin korunması ve devamlılığını sağlama, insanların temel ihtiyaçlarını ve ruh sağlığını "sağlıklı" bir şekilde karşılama ve korumada kullanılan kaynakların kontrol altına alınması ve bunlara ulaşılmasını ilke edinmiştir.
Türkiye'de bu konuda TPAE (türkiye permakültür araştırma enstitüsü) tarafından tasarım eğitimleri verilmekte ve bu tarz "doğa bilincini aşılamak" adına verilen eğitimler için ekolojik yaşam çiftlikleri bulunmaktadır.
Ben üniversitede doktora için ter dökerken, Organik hayvancılık dersimizde gençlere bahsettiğimiz konudur. Sürdürülebilirlik, kendine yetebilme, kendi yetiştirip kendi tüketme durumudur. Mesela iki topluluk vardır. Birinin domatesi fazla, birinin yumurtası, takasa girip para kullanmazlarsa permakültüre güzel bir örnek olur. Mesela bu sahtekar yavuz dizdar gibi kişilere anlatılması gereken bir konudur.
Sürdürülebilir yaşam sistemleri olarak bilinen Permakültür'ün Türkiye ve dünyada pek çok eğitim ve sertifika programları var. Ancak ben kitaplar ve videolar ile yeterli bilinç ve bilgi düzeyine ulaşılabileceğini düşünüyorum. Yaklaşık 5 yıldır bu konuda araştırmalar yapıp bilgiler topluyorum, geniş bir kaynak topladığım söylenebilir. Ekolojik bir hayat tarzını benimsemek isteyenler için oluşturulan uygulamalar bütünüdür.