Doğum tarihi hakkına kesin bir bilgi verilemese de genel kanı 1359 yılını işaret etmektedir. Edirne dolaylarında simavna adlı bir kazada doğmuştur. Sultan 1. Aleaddin’in kardeşi olduğuna dair birtakım bilgiler verilmişse de bu kanıtlanmış bir şey değildir. Son derece iyi bir öğrencilik hayatı geçirmiştir. şeriat, fıkıh, astronomi, mantık, felsefe alanında kendi dönemindeki en iyi hocalardan ders almıştır. Anadolu-hicaz-mısır seyahatlerinde yine ilim ve din üzerine çeşitli araştırmalar yaparak bilgisine bilgi katmaya devam eden şeyh Bedreddin, doğudaki birçok devlet ve bey ile temasa geçerek ilmiyle o yönetici eşrafını kendine hayrah bırakmış ve en sonunda tekrar edirne’ye dönmüştür. Bu dönüşte torlak kemal ve börklüce mustafa ile temasa geçtiği söylense de bu konudaki bilgiler kesin değildir.
Edirne’de bulunduğu sıralarda fetret dönemindeki osmanlı’nın kardeşler arasındaki taht kavgasında aynı zamanda şeyh Bedreddin ile aynı zamanda ve aynı hocalardan ders aldığı musa çelebi’nin edirne’yi zapt etmesiyle bedreddin’e de kazaskerlik nasip olmuştur. Daha sonra ise mehmed çelebi’nin tüm kardeşlerini alt etmesi ile sonuçlanan taht mücadelelrinin bitmesiyle daha önceki tüm atamalar geçersiz sayılıp tüm atananlar sürgün edilmiştir. Bundan şeyh Bedreddin de nasibini almıştır. Çelebi mehmed tahta geçtiği sırada osmanlı’nın birçok yerinde irili ufaklı birçok isyan hareketi gözleniyordu. Bu isyanlardan en büyüğü olan börklüce mustafa isyanını bastırmak için imparatorluk ordusu harekete geçmiş, önce torlak kemal isyanı kanlı bir şekilde bastırılıp ardından daha güçlü olan börklüce mustafa isyanı yine kanlı bir şekilde bastırılmıştır.
İsyanların içeriklerine bakılınca her iki isyan iftira yollu şeyh bedreddin’e isnat edilince iznik’te göz hapsinde tutulan Bedreddin, önce Kastamonu ardından sinop; oradan tekrar Trakya yöresine, eflak’a geçmiş geçtiği tüm yerlerde osmanlı’ya karşı korunması onun saygı duyulan ilminden kaynaklanmaktadır. En sonunda bu geçiş en son gittiği eflak’ta Hristiyan, Müslüman tüm halk ve yönetici eşrafının yanı sıra tekke ve medreselerdeki insanların onu karşılaması ciddi bir isyan girişiminde olduğu izlenimini uyandırmışsa da onu almaya gelen Osmanlı güçlerinin herhangi bir dirençle ve tek damla kan dökülmeden askerler tarafından alınması akıllardaki en uç noktalardaki cevaplanamayan sorulardan bir tanesidir. kendisinin bir alim olması üzerine şeyhülislam ve kadılardan oluşan bir heyet kurarak hakkında idam kararı verilmiştir. İdam kararı 1420’de serez’de infaz edilmiştir. İdam esnasında şeyh bedreddin’in anadan doğma üryan bir şekilde serez çarşısının merkezinde infaz edilmişti. İbret olsun diye de gün boyu orada bırakılmıştır.
Bedreddin’i günümüzde bu denli önemli bir fügür haline getiren sebeplere baktığımızda hayata bakış açısından bunu rahatlıkla anlayabiliriz. Döneminde tüm inanç ve ırka mensup insanlar tarafından sürekli saygı duyulan bir insan olmuştu. Bunu felsefesinden anlıyoruz. Ona göre tanrı, tüm varlığın suretinde kendisini tecelli etmiştir. Tanrı bilinmek için tüm varlığa mal olmuştur. Bu yüzden ırk ve inanç fark etmeksizin tüm insanların bir olduğu vurgusunda bulunmuştur. Yani yaratanın ve yaratılanın aynı varlık olduğunu belirtmeye çalışmıştır. Hayatı boyunca da sufilerin öbür dünyayı aramalarını eleştirerek öte dünyayı ararken asıl ilmi ve güzelliği gözden kaçırdıklarını da yüzlerine vurmuştur. Bedreddin, cennet ve cehennemin yeryüzünün kendisi olduğunu ve bedenden ayrılan bir ruhun olmadığı vurgusunu yaparak insanı merkeze alan bir anlayışın takip edilmesi durumunda cennetin bulunabileceğini açıkça belirtmiştir. Dolayısıyla dünyayı cennet olarak algılayan Bedreddin, yine kur’an ve hadislerden örnekler sunup kendi ilmine göre ise cennette herhangi bir mal mülk edinme durumu söz konusu bile olamaz, o halde cennet dediğimiz diyarda yaşıyorsak hiç kimsenin herhangi bir mülke sahip olmaması gerekmekte. Şeklinde yorumlayarak günümüz sosyalizm anlayışının temelini oluşturan bir felsefe geliştirmiştir. Bu yorum, kimi alimler tarafından yanlış yorumlanarak tüm zahir varlığın paylaşılması esasını göz önüne alarak kendisini sapıklıkla itham etmiş, bu yolla ismi lekelenmeye çalışılmıştır.
“Dünyanın toprağı ve bu toprağın bütün ürünleri insanların ortak malıdır” diyerek yola çıkan ve Osmanlı despotizmi altında inim inim inleyen halkı örgütlemeye çalışan, eşitlikçi ve komünal toplum mücadelesi vermiş lider.