erdal öz'ün, 1975 orhan kemal roman ödülünü aldığı roman.
yaralısın bir direniş öyküsü. cezaevlerinde yaşanan işkenceleri tüm çıplaklğıyla anlatan; okudukça hüzünlendiren, okudukça sinirlendiren, okudukça isyan ettiren bir roman. nurilerin romanı.
ilk gençlik yıllarında okuduğum için her satırında "bu kadar da olmaz artık!" dediğimi hatırlıyorum. o kadar da olduğunu bilmeme rağmen.
yaşar kemal'in deyimiyle "yaşamdan daha gerçek." 2. tekil şahıs tekniğiyle yazılmış. benim bu şekilde okuduğum ilk roman ve bu tekniğin okuduğum en etkileyici örneği. romana daha da bir gerçeklik katmış sanki.
“Kendi kendinle yüz yüze gelebilmelisin, bakabilmelisin kendi yüzüne. Başkalarının yüzüne de. Ama kendi yüzüne bakamayan biri, ne yüzle çıkar başkalarının karşısına? En korkuncu bu işte; kendi yüzüne bile bakamaz olmak. Bu yıldırıyor seni. İçinde aşağılanmış, ezilmiş, pörtlemiş, vıcık vıcık iğrenç bir böcek yaşatarak insanların arasında dolaşmaktan, dolaşır olmaktan korkuyorsun. Daha hiçbir şey yapmadılar, hiçbir şey sormadılar. Oturttular bir iskemleye, dönüp dolaşıyorlar odada. Yine de su gibisin. İçinden boyuna geçiriyorsun: ‘Bilmiyorum bilmiyorum bilmiyorum bilmiyorum bilmiyorum bilmiyorum...’ Bütün gece buna hazırladın kendini. Bilmiyorsun. Senin üzerinde işleyip senden bir suçlu mu yaratacaklar? İşleri bu mu? Bildiğin ne varsa silmeye çalışıyorsun kafandan. Siliyorsun. Bomboş kafan. Yeni yağmış kar gibi.”