1. Bir şeyin yukarı, göğe doğru olan yanı, üzeri, fevk, alt karşıtı.

    Örnek kullanım: Köyün üst tarafında, saman, taş ve yangın arasında, üstü sazlarla örtülmüş bir kulübenin önünde ateş yanıyor. (H. E. Adıvar)
    #100366 tdk | 7 yıl önce
    0genel terim 
  2. Bir şeyin görülen yanı, yüzü.

    Örnek kullanım: Bu sefer taşın üstünden inip yere oturdu. (M. Ş. Esendal)
    #148072 tdk | 6 yıl önce
    0genel terim 
  3. Bir şeyin dış yüzü, yüzey.
    #148073 tdk | 6 yıl önce
    0genel terim 
  4. Giyecek, giysi.

    Örnek kullanım: O günden sonra kapıya diktiği bir bekçiye iş çıkışları işçilerin üstlerini arattı. (L. Tekin)
    #148074 tdk | 6 yıl önce
    0genel terim 
  5. Birine göre yüksek aşamada olan kimse, mafevk.

    Örnek kullanım: Sonunda, üstlerinin de onayıyla bir sınav yapmaya karar verdi. (i. O. Anar)
    #148075 tdk | 6 yıl önce
    0genel terim 
  6. Vücut, beden.
    #148076 tdk | 6 yıl önce
    0genel terim 
  7. Artan, geriye kalan bölüm.

    Örnek kullanım: Bir liranın üstü olarak uşağın getirdiği yetmiş beş kuruşu masanın üstünden kaldırmaz. (A. Ş. Hisar)
    #148077 tdk | 6 yıl önce
    0genel terim 
  8. Birkaç şeyden birbirine göre yukarıda olan.

    Örnek kullanım: Kadınların beni böyle göz hapsine almaları yüzünden üst düğmelerimi gevşetemiyordum. (R. N. Güntekin)
    #148078 tdk | 6 yıl önce
    0genel terim 
  9. Öte, arka.

    Örnek kullanım: Ben onu Şehzade Camisi'nin üst yanında, sokak içi, eski ahşap bir evde tanıdım. (Y. Z. Ortaç)
    #148079 tdk | 6 yıl önce
    0genel terim 
  10. Sınıflamalarda temel olarak alınan bir tipe göre ileri derecede olan.

    Örnek kullanım: Üst makam. Üst rütbedekiler.
    #148080 tdk | 6 yıl önce
    0genel terim