Cenazesinin nakliyle türkamerikan ilişkilerini derinleştiren Washington DC büyükelçisi münir ertegün'ün oğlu olan prodüktör.
Son zamanlarında tarkan'la da beraber çalışmışlığı vardır ama Tarkan'ın şımarık'la yurtdışına başarıyla açıldığı dönemde ona İngilizce albüm vaat etmiş, ancak 2005'te bu albümü hazırlayabilmişlerdir. hıncal uluç Ertegün'ün Amerika'daki Rum ve Ermeni lobilerinden çekindiği için çok ağırdan aldığını iddia ederdi.
kendisi amerika için efsanevi isimlerden birisidir. en meşhur olduğu iş tabi ki plak şirketi sahibi olarak keşfettiği yetenekler. amerika'nın, dolayısıyla dünyanın en meşhur, en özel sanatçılarını keşfedip parlatmakta her zaman usta olmuştur.
babası büyükelçilik yaptığı yıllarda kardeşiyle beraber yaptığı plak koleksiyonuyla müzik piyasasında tanınması ona büyük kapılar açar. tabi o dönem müzisyenlerinin genellikle zenci olması gibi bir durum da vardır. özellikle amerika öncesi avrupa yaşantısında tanıştığı caz müzisyenlerine büyük ilgisi vardır. o dönem alışık olmadık şekilde siyah mahallelerinde çoğu zaman dolaşan tek beyazdır. tiyatrolarına gider, konserlere katılır, onlarla arkadaş olur.
ırkçılıktan rahatsız oluşu sadece kişisel değildir tabi. babası mustafa kemal atatürk'ün yetkilendirdiği isimlerden birisidir. iyi eğitimlidir. sabetayist kökleri olan aileden gelir(bu çok şaşırılmaması gereken bir şey çünkü milli mücadelenin bir çok ismi aslında sabetayist kökenden gelir ve canlarını dahi feda ederek türkiye cumhuriyeti'nin kurulmasında payları büyük olmuştur).
bu arkadaşlıklar ilerledikçe washington büyükelçisinin evine zenci misafirler girip çıkmaktadır. bir gün amerikalı bir senatör uyarı mektubu yazacak, zencileri ön kapıdan almasının uygun olmadığını söyleyecektir. baba ertegün şöyle cevap verecektir: "benim evimde dostlarım ön kapıdan girer. ancak sizin arka kapıdan girmenizi sağlayabilirim."
zamanında amerika ve türkiye arasında ufak çapta bir kriz çıkaran durum, o zaman ülkemizin sayılı itibar gören devletlerinden olmasından ötürü hoş görülecek ve ses çıkartılamayacaktır. düşünsenize bugün bir büyükelçimizin o ülkenin senatörüne böyle bir cevap verecek? aşağılamak gibi olmasın ama üçüncü dünya ülkeleri bile ağzımızın payını verir artık.
gel gelelim bu durumun ahmet ertegün için yarattığı etkilere. kendisinin muhteşem bir organizasyon yaratma kabiliyeti ve o dönem zencilerle edindiği ilişkiler kendisine önemli bir avantaj sağlıyor.
baba ertegün vefat ettikten sonra amerika'da kalan kardeşler plak şirketi kurarlar. o dönem hem tüm dünya ile iletişimde olup hem de zenciler ile iyi ilişki kuran beyaz sayısı azdır, hele ki plak şirketi sahibi neredeyse yoktur. bu avantaj sayesinde bir çok yetenekli zenci müzisyen güvendikleri bu isimle çalışmaktan çekinmez. atlantic records bünyesinden o kadar değerli sanatçılar çıkar ki! hatta bunları topluca göreyim derseniz blues brothers filmini izlemenizi tavsiye ederim.* blues brothers'da dahil olmak üzere ray charles (ki ray filminde ahmet ertegün'ü curtis armstrong'un canlandırdığını görebilirsiniz), aretha franklin, james brown, john lee hooker gibi isimler var filmde.
tabi bunlar da değil sadece, o kadar çok var ki bu şirketin keşfettiği, parlattığı sanatçı: phil collins, led zeppelin, norah jones, bee gees, abba, björk, craig david ve saymaya üşendiğim bir çok grup ve müzisyen.
tabi bunlarla da kalmamış yaptığı işler. kendisinin büyük bir organizasyon yeteneği olduğundan bahsetmiştik. rock and roll hall of fame'i kurmuş. sonrasında sanat dışı işlere el atmış amerika'da bir futbol takımı kurmuştur. new york cosmos'u kurmak yetmemiş, bu takımı oynatacak bir de lig kurmuştur, o da bugün mls olarak anılan amerikan'ın profesyonel futbol ligidir. hatta bu iş tutsun diye dönemin en meşhur iki futbolcusu olan pele ve franz beckenbauer transfer edilir.
amerika'yı değiştirmiş isimlerden birisidir. bu yüzden yaşarken efsane edilmiş, amerikan ulusal kütüphanesi "yaşayan efsane" ödülünü vermiştir.
abd'ye açılmak isteyip açılamayan şarkıcıların kendisini hep "ahmet ertegün bize bohmiir" tadında eleştirdiği kişi. oysa abd'ye açılmak, eğer orada müzik yapmaya başlamadıysanız veya abd'li askerler "bak türkiye'de böyle müzisyenler var" demediyse o kadar kolay değil. the beatles bile abd'ye girebilmek için canını dişine taktı; şarkıları avrupa'yı kasıp kavururken, abd listelerinde sıfır çekti. öyle "ahmet ertegün bize bohmiir" demekle olacak iş değil o. "the beatles" diyorum bakın...
mesela japon gruplar abd'ye girebiliyor. çünkü abd ve japonya arasında 19. yüzyılın sonundan itibaren başlayan bir kültür alışverişi (haruki murakami bile bu alışverişin bir neticesidir.( (bkz: kobe) ) ) var. 20. yüzyılda da japonya'yı işgal ediyor zaten abd. işgalci asker kışladan çıkmadan mı oturuyor orada? kulüplere gidiyor, barlara gidiyor. o müziği orada duyup abd'ye taşıyor.
elbette sadece bu kadarla sınırlı değil. bir kere japonların dünyaya bağımlılık kazandırdığı anime denen bir olgu var. bugün mesela pokemon'u bilmeyen kaç insan vardır? böyle bir animeye açılış şarkısı yapan grubu sadece japonlar değil, tüm dünya dinler. o zaman sen de koyacaksın ortaya bir ürün, amerikalılar "ille de ajda hanımı isteriz!!!" diye gezecekler. selda bağcan'a öyle olmadı mı mesela?