"bir menekşe kokusunda seni aramak var ya, bu hep böyle böyle gider mi?"
3 gün önce bu şarkıyı dinledikten sonra sana menekşenin kokmadığını söyledim ve "olur mu yaa, kokmaz olur mu?" cevabını verdin ya, bugün sırf bu şehirden gitmeden önceki son jestimi bunun üzerine yapmak için cebimdeki son kuruşla sana bir menekşe aldım, gecenin bir yarısı 10 km yol gelerek bunu sana verdim. saksının üzerine iliştirdiğim notta da dediğim gibi, bu jestin amacı, merakını gidermekti. kokla bakalım dedim ve kokladın. kokuyor muymuş? cevabın, anayasa referandumundaki ile aynıydı, "hayır" kokmuyormuş.
saat 11'de sırf bunun için ve yüzündeki mutluluğa şahit olabilmek için böyle bir şey yaptım. çünkü senin yüzündeki en ufak bir tebessüme ve bunun müsebbibi olduğuma tanıklık etmek beni çıldırasıya mutlu ediyor... çünkü senden hala vazgeçmedim. sadece bir başka bahara erteliyorum yaşanacak mutlulukları.
görüşürüz dedi erkek kıza.
bu ağız alışkanlığı ile söylemiş basit bir sözden öteydi. bir temenni, belki de imkansız bir istek. başka insanlar ile evliydi artık ikisi de. söylediği sözün ağırlığını kelime ağzından dökülünce anladı.
"ağız alışkanlığı, ne denir bilemedim" dedi erkek.
"kendine iyi bak" dedi kız. evet bu kelime, buydu aradığı. en iyi buraya uyardı sanki.
"kendine iyi bak" ben yokum artık hayatında.
sen,
kendine iyi bak...