başlık buraya taşınmıştır
  1. ispanyol yazar cervantes'in kaleme aldığı bu eser modern romanın ilk örneğidir.
    #6621 kesret | 8 yıl önce
    0roman 
  2. adıyla filmi de çekilmiştir. 1972 yapımı filmin baş rollerinde peter o'toole ve sophia loren de ilginç bir ikili olmuş
    #66323 laedri | 7 yıl önce (  4 yıl önce)
    0roman 
  3. bana, bitirene kadar: 'acaba don kişot bir deli miydi yoksa insanlar başkalarının onlara ne yapmaları gerektiğine; özellikle ve özellikle, nelerin normal olup nelerin normal olmadığını anlatmalarına çok mu fazla alışmışlardı?' sorusunu sorgulatan roman. normal olmayan şeyler yapanların tüm toplumca adeta çarmıha gerilmesi sonucu modern dünyada don kişot karakteri nesli tükenmiş olma noktasına geldi. sanırım insanoğlu farklı renkleri pek fazla hak eden bir canlı değil. herkesin aynı şekilde konuştuğu, aynı türde espri yaptığı, aynı tarzda giyindiği ve aynı sıradanlığı benimsediği günümüz dünyasında daha da çok anlıyorum bu romanın yazılma amacını. cervantes gerçekten bir dahiydi.
    #199038 comus | 4 yıl önce (  4 yıl önce)
    0roman 
  4. benim için dünyadaki birçok şeyden daha önemlidir la mancha şövalyesi . kendi hayatımı şekillendirdiğim, risk alarak ve -belki de- haddimi aşarak üzerime vazife edindiğim yegane olgudur gezgin şövalyelik. belki görsel olarak değil ama içsel olarak neredeyse patlamaya hazır bir volkan gibi, kütüphanesini bütün biriktirdikleri ile terk eden senyör kesada gibi. tabii alelade bir ortaçağ şövalyesinden ötedir bu kanı. çünkü hepimizin karşısında değirmenler var ve hepsi bizi yenecek kudrette belki de. anlamaktan öte, içine daldığım en kudretli eserdir cervantes'in don quijote'u. naçizane kendimce,-kendi hissettiğim kadarı ile- değineceğim don quijote'a, ondan alıntılar ile. ortaçgil'e ait olan ama şu teoman yorumu ile ayrı bir güzel olan değirmenler şarkısı ile ve gustave dore illüstrasyonlarıyla bütünleşir benim için bu eser.

    "devleri öldürerek gururu öldürmeliyiz; cömertlik ve yüce gönüllülükle haseti; serinkanlılık ve ruh huzuruyla öfkeyi; az yiyip çok uyanık kalarak oburluk ve uykuyu; irademizi tabii kıldığımız sevgiliye olan sadakatimizle, sefahat ve şehveti öldürmeliyiz."

    "dünyadaki insanların çoğu, bu dünyada gezgin şövalyeler olmadığı görüşünü paylaşıyor. ben ve tanrı mucizevi bir şekilde bu insanların kafasına, gezgin şövalyelerin geçmişte de, şimdi de var oldukları gerçeğini sokmadığı takdirde, tecrübenin de bana çok kereler göstermiş olduğu gibi, bunu anlatmaya çalışmanın nafile olacağını düşündüğümden, şimdi zat-ı alinizi, birçok kişinin paylaştığı bu yanılgıdan kurtarmak için vakit kaybetmek istemiyorum. onun yerine, sizi bu yanılgıdan kurtarsın, gezgin şövalyelerin geçmiş yüzyıllarda dünyaya ne kadar faydalı ve gerekli olduğunu, günümüz dünyasında da olsalar, ne kadar yararlı olacaklarını size göstersin diye tanrı'ya dua etmeyi düşünüyorum. ne var ki, şu anda, insanların günahları yüzünden dünyada tembellik, aylaklık, oburluk ve zevk hakim."

    -onunla kurdu birçoğumuz kendi gezgin şövalye hikayelerini. 3 kere okumalı insan en az bu eseri. ben 3 kere okudum; bir çocukken, iki gençliğimin ateşi ile yanarken, üçüncüsü ise gençliğimin hemen ardı; ateş henüz sönmüş ama korların harı daha da sıcakken. ve hayatımı görünenin ardında bu tarzda yönettim belki içimde kimselere hissettirmeden, belki de yalnızca gizlice kendi kendime. geçmişte de vardı don quijote'lar, şu anda da var ve gelecekte de hep de olacağız. belki insan, yalnızca kendi içinde, hayal dünyasında kuşanacak bir şekilde zırhını, atlayacak rosinante'sinin sırtına ama hep olacağız değirmenlere karşı dimdik bütün heybetimiz ve mahzun yüzümüz ile. hayatımın her anını etkileyen en önemli eser diyebilirim sizin deli olarak gördüğünüz, benim ise koskoca bir dünya gördüğüm la mancha'lının hikayesi. hepimizin var bir sancho panza'sı. bize gerçek dünyayı gösteren, devlerin değirmen olduğunu fark etmemizi sağlamaya çalışan. bu bir kimse, nesne ya da hiç aklımızdan atamadığımız bir düşünce olabilir ama hep var o da dualite gibi karşımızda -eşek sırtında olmasa da- dikilen. deli olduğumuzu düşünürler, dile getirirler bunu sancho 'lar ama durum bundan farklıdır hatta benzemek şöyle dursun yanından bile geçmez.

    -ve dulcinea del toboso.
    "ey sevgili dulcinea del toboso, güzelliğin doruğu, zekanın varabileceği en yüksek nokta, zarafet hazinesi, iffet timsali, dünyada var olan her türlü iyiliğin, namusun ve letafetin ülküsü! şu anda zat-ı aliniz ne yapıyor acaba? acaba sırf sana hizmet etmek için kendi isteğiyle bunca tehlikeye atılan zavallı şövalyen geliyor mu aklına? ey üç yüzlü ışık topu, sen bana sevgilimden haber ver. belki de şu an onu seyrediyor, onun yüzünün parlaklığını kıskanıyorsundur; belki de o, görkemli sarayının bir galerisinde gezinerek ya da bir balkona göğsünü yaslamış, soyluluğunu tehlikeye atmadan zavallı kalbimin, onun uğruna çektiğim işkenceyi nasıl azaltabileceğini, ıstırabımı nasıl ödüllendireceğini, merakımı nasıl dindireceğimi, ölümüme hangi canla, hizmetlerime hangi mükafatla karşılık vereceğini düşünüyor. ey güneş! sen de şu anda günü doğurup sevgilimi görmek üzere atlarını eyerliyor olmalısın. sana yalvarırım onu görünce benim selamımı söyle. ama sakin onu görüp selamladığında yüzünü öpeyim deme; öyle kıskanırım ki..."
    bu yola çıkarken hep düşünürüz eğer şövalye olacaksak kılıcımızı her savurmamızın bir sebebi olmalı. hayır, kendi fikirlerimizden bağımsız hem bir kadın gibi nesnel hem de aşk gibi soyutsal bir kavramla kuşatılmış olmalı. nasıl mı? şöyle;
    "madem bütün gezgin şövalyelerin aşık olması gerekiyor" dedi yolcu, " zat-i aliniz de, bu meslekten olduğuna göre, aşık olduğunuzu varsayabiliriz. sizden bütün bu topluluk ve şahsım adına bütün içtenliğimle rica ediyorum, sevgilinizin adini, memleketini, özelliklerini, güzelliklerini söyleyin bize.
    don quijote bunun üzerine derin bir iç çekti ve dedi ki:
    "adı dulcinea'dır. memleketi el toboso, la mancha'da bir köy; özelliği, en azından prenses olmaktır, o benim kraliçem ve sevgilimdir; güzelliğiyse olağanüstüdür. şairlerin hanımlara atfettikleri bütün o imkansız ve hayali güzellik sıfatları, onun şahsında gerçek olurlar. onun saçları altın, alnı cennet bahçesi, kaşları gökkuşağı, gözleri birer güneş, yanakları gül, dudakları mercan, dişleri inci, boynu kaymaktasından, elleri fildişinden, teni kar kadar beyazdır."
    bu, gerçek olamayacak kadar bir güzelliktir çünkü şövalye, kendi zihninde, o kendini senelerce kapattığı kütüphanesinde hayalgücü ile kurduğu, yarattığı, her bir ipeğini ilmek ilmek dokuduğu dulcinea del toboso betimlemesine kimseyi yakıştıramaz. hayır elbette kimse buna uyamaz! ama şövalye, ares'in savaşa olan aşkını bile kıskandıracak bu duyguları bir bedene yükleme hatası yapar hep ve yaptık da. ama bu ritüel hep böyledir ve şövalye bile isteye dalar bu hataya. belki de zırhını indirdiği yegane an budur.

    -peki biz şövalyeleri en çok ne üzer?
    "kim küçültür meziyetlerimi?
    aşağılama.
    ya kim arttırır acılarımı?
    kıskançlık.
    ya kim sınar benim sabrımı?
    hasret.
    hiçbir çare bulunamaz elbet
    böylece ıstırabıma,
    öldürüp yokeder beni
    umut, aşağılama, kıskançlık ve hasret.
    kim verir bana bu ıstırabı?
    aşk.
    ya kim isyan eder şanıma?
    talih.
    ya kim izin verir bu acıma?
    tanrı.
    korkarım ki ben böyle
    öleceğim bu garip hastalıktan,
    çünkü aşk, talih ve tanrı
    yüceliyor kederimle.
    kim düzeltir talihimi?
    ölüm.
    ya kim erişebilir aşkın iyiliğine?
    değişim.
    ya kim tedavi eder hastalıklarını?
    delilik.

    kazanamaz bir başarı
    tutkuyu tedavi etmek isteyen,
    ölüm, değişim ve delilikse
    eğer tutkunun ilaçları."

    -ve hep ümidimiz olur hayattan.
    "bütün bu atlattığımız fırtınalar, yakında havanın sakinleşeceğine ve olayların bizim için hayırlı olacağına işaret ediyor; çünkü ne kötülükler ne de iyilikler, daimi olamaz; kötülük uzun sürdüğüne göre de, iyilik yakında demektir."

    -ve yeniliriz . hep yenildik, yeniliyoruz hep de yenileceğiz. nitekim bu yola kazanmak için değil kaybetmek için çıktık. sonuç değil süreçtir biz şövalyeleri mutlu eden. değil mi ama kazanmayı düşünecek olsaydık bu yola en başından çıkmazdık.
    "yavaş olun alçaklar!
    dokunmasın kimse sakın,
    çünkü benim bu düello,
    saygıdeğer, büyük kral ile."

    -yenilgi , bir son değildir. hele hele gezgin şövalyelik geleneğinde hiç değildir.
    "burada yatan
    güçlü asilzade,
    öyle yiğit,
    öyle fevkalade,
    yenemedi bu yüzden
    hayatını ölümle.
    değer vermedi kimseye,
    dünyanın korkuluğu,
    hayatın öcüsü o,
    öyle ki,
    ona layık gördü talihi
    bilgece ölüp
    çılgınca yaşamayı."

    çünkü ölüm dahi bir başlangıçtır. öldüğümüzde değil hayallerimizden vazgeçmek zorunda kaldığımız an yeniliriz.
    "işte burası, benim için truva oldu! burada korkaklığım değil, bahtsızlığım, şanımı şöhretimi alıp götürdü; burada kader beni
    çarkında döndürdü; kahramanlıklarım burada gölgelendi; talihim burada bir daha kalkmamak üzere yere serildi!"
    "ey kuzenim montesinos!
    sizden son ricam,
    canım çıktığında,
    kalbimi götürün,
    belerma'nın olduğu yere,
    göğsümden söküp,
    bir hançer veya kılıçla."

    biz şövalyeler; insanların, sırf diğerlerine normal görünme isteği ile beraberinde getirdiği görünmez ipler ile kuklalar gibi kendileri olmaktan uzak hallerine karşı, kendimiz gibi davranmamızdan ötürü onları şaşırtıp onlar tarafından deli damgası yeriz.
    şimdi, lütfen söyleyin bakalım, elinde olmadan deli olan mı, yoksa bilerek delirenler mi daha akıllıdır?
    #204482 beren and luithen | 4 yıl önce
    0roman 
  5. Öyle bir şeydir ki bir güne kadar “kitap okuyorum” dediysem de bu eseri okumadan kendimi kitap okurluğuna kabul etmemiştim. Her kim ‘kitap okuyorum’ dediyse de, kendini buradaki serüvenlerin içine atmadan kitap okuyorum dememeli.
    Çok akıcı, çok eğlenceli, kendinizden izler bulacağınız bu romana gereken zamanı vermek gerek.
    #232270 ikincil tekir sahis | 4 yıl önce
    0roman 
  6. şu dönemlerde bazı paragrafları sıklıkla aklıma gelen eser.

    "şeytan atını mahmuzlamış giderken don kişot bağırdı;
    -bir dakika bekle sana bir şey soracağım, ondan sonra ne cehenneme gidersen git!
    şeytan atının dizginlerini çekti;
    -sor bakalım, dedi alaycı bir sesle, ama lafı uzatma işim acele...
    -ormanda savaş naraları atanlar senin adamların mıydı?
    -elbette...benim adamlarım çoktur!
    -iyi ama mağripliler gibi allah allah diye bağırıyorlardı.
    -ne sandın ya...! şeytan şeytan diye mi bağıracaklardı? bizim işimiz bu, aldatmak, daima aldatmak!!

    #283050 la campanella | 2 yıl önce
    0roman 
  7. "Keşke hayalin dokunduğu gerçek bu kadar sert, yel değirmenleri bu kadar acı verici olmasaydı."

    Miguel de Cervantes / Don Kişot
    #295156 ma icari | 1 ay önce
    0roman