-
edward norton, brad pitt ve helena bonham carter gibi üç usta ismin başrollerde oynadığı, popüler kültürün tanrılaştırdığı, Chuck Palahniuk'un aynı isimli kitabından uyarlanan, 1999 yapımı David Fincher filmi.
"eğer bir tümörüm olsaydı adını marla koyardım" -
kitaptan bazı alıntılar,
eğer ne istediğini bilmezsen, bir bakarsın istemediğin bir sürü şeyin olmuş.
******
bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. bir amacımız ya da yerimiz yok, ne büyük savaşı yaşadık ne de büyük buhranı. bizim savaşımız ruhani bir savaş, en büyük buhranımız hayatlarımız. bizi bir gün milyoner olacağımıza, film yıldızı, rock yıldızı olacağımıza inandıran televizyon programlarıyla büyüdük, ama bunların hiçbirini olamayacağız. bunu yavaş yavaş öğreniyoruz ve o yüzden çok ama çok kızgınız.
******
mobilya satın alırsınız. kendinize dersiniz ki, bu hayatım boyunca ihtiyaç duyacağım son kanepe. kanepeyi alırsınız ve sonraki birkaç yıl boyunca, hangi işiniz ters giderse gitsin, en azından, kanepe sorununuzu çözmüş olduğunuzu bilirsiniz. sonra aradığınız tabak takımı. sonra hayallerinizdeki yatak. perdeler. halılar. sonra o güzel yuvanızda kısılıp kalırsınız. bir zamanlar sahip olduklarınız artık sizin sahibiniz olur.
******
reklamlar insanları gerek duymadıkları arabaların ve kıyafetlerin peşinden koşturuyor. kaç kuşaktır insanlar nefret ettikleri işlerde çalışıyorlar. neden? gerçekte ihtiyaç duymadıkları şeyleri satın alabilmek için.
******
sizler özel değilsiniz, sizler güzel ya da eşi benzeri olmayan kar tanesi de değilsiniz. sizler işiniz değilsiniz... sizler paranız kadar değilsiniz... bindiğiniz araba değilsiniz... kredi kartlarınızın limiti değilsiniz... sizler iç çamaşırı değilsiniz... sizler dünyanın şarkı söyleyip dans eden pisliklerisiniz... hepimiz aynı pisliğin lacivertleriyiz..."
(bkz: chuck palahniuk) , fight club -
ilk kuralının hakkında konuşmamak olduğu bir kulüptür. üyelerinin tamamı erkektir, girmeden önce uzun süre ayakta bekletilirler. bu sırada sokağa bornozla çıkan bir adam durduk yere bunlara bağırır, ezer. bir nevi ekşi sözlük çaylaklık sırası durumu vardır.
film sayısız ürün yerleştirmeli reklamla kapitalizme karşı kararlı duruşu gösterir .
modern estetiğe, dış görünüşleri için spor yapan erkeklere alaycı yaklaşımını büyüme hormonuyla dilim dilim edilmiş adonisleri, karın kaslarıyla sabah akşam dış görünüşü için uğraşan oyuncularla perçinler. o kadar tüketim karşıtıdır, modaya karşı direniş içindedir ki ki, moda dergileri tyler durden'ı zamanının en iyi giyinen karakteri falan seçmiştir.
he ya, "things you own end up bişey bişey" hesabı. .
filmin bir nesli mücadele sanatları na başlatmak dışındaki en büyük başarısı şüphesiz o kadar boktan bir kitaptan bu kadar izlenebilir bir yapıtın çıkartılmış olmasıdır. mesajı falan hikayedir ama iyi film, kötü kitaptır.
ek: bekleme olayı kulüpte değil sonraki projede olacaktı.
-
çılgın bir chuck palahniuk romanı aynı isimle bir filmde mevcut. -
1999 yılı yapımı olmasına rağmen, 18 yıl sonra dün izlediğim film'dir.
Film'e aşırı övgüler düzüldüğünden ve kült film diye tabir edilmesinden dolayı, ölmeden izleyeyim bari dedim.
Kanımca abartılacak bir film değildir, bu konu etrafında dönen daha pek çok film var. belki o zamanlar bu konu yeni yeni işleniyor olabildiğinden izleyiciye ilgi çekici gelmiştir.
Film kötü değil, ama abartılacak kadar iyi de değildir, izle geç. -
subliminal nedir ayağına 25.kare tekniğiyle koca sinema perdesinde gözümüze penis sokan film. sistem eleştirisini de bu kadar kör göze parmak yapan başka bir film var mı onuda bilmiyorum. ona rağmen herhalde tarihte hakkında en çok analiz yazılan filmdir. -
İzlediğim en iyi filmlerden biridir. Tarihteki olaylar dönemine göre değenlerdirildiği gibi filmler de aynı şekilde değerlendirilmelidir.
Star wars'un eski filmlerini milyon tane film izledikten sonra izlerseniz size bir şey ifade etmez. Ama o yıllarda böyle bir yapım sıradışı bir yapımdı.
Misal şu an seinfeld izlediğinizde size komik gelmeyebilir, çünkü espriler daha sonra da çok kez yapıldı. Ama çoğu ilk kez orada yapıldı. Etkilenmemek ayrı, bok atmak ayrıdır.
Oyunculuklar olsun, işlediği konu olsun, çekimleri olsun, getirdiği eleştiriler olsun gayet güzeldir.
Bir kereden fazla izlediğim ve çok sevdiğim filmlerden biridir. -
geçtiğimiz günlerde hakkında enteresan bir bilgi gördüm. büyük ihtimalle doğru fakat kaynağı bulamadığım için olmayabileceğinin payını da bırakmak isterim. spoiler olabilir, önlemimi alayım.
-- spoiler --
film sahne sırasına göre çekiliyor. çekimler başladıktan sonra edward norton ölüm orucu tutarken brad pitt ise aşırı kas yüklemesi yapıyor. böylelikle film ilerledikçe narrator zayıflayıp çelimsizleştikçe tyler durden güçleniyor. benim hoşuma giden bir ayrıntı olmuştu.
-- spoiler -- -
99'un en etkileyici ve unutulmaz anını yaşattığı için kendisine teşekkür ederiz. O sigaradan yuvarlak çıkardığımızda kendimizi tyler durden gibi hissetmemiz bile ilham verici idi. -
hakkında konuşmak istediğim ancak ilk iki kuralı bunu engellediği için susmayı daha uygun bulduğum oluşum.
ayrıca:
-- spoiler -- -
chuck palahniuk kitabı, david fincher'in filmi
Kitabı da filmi de çok iyidir. Hatta kitapta tyler durden'ın yaptığı manipülasyonlara daha fazla yer verilir. Mesela Filmde geçmeyip kitapta geçen muzurluklarından biri: tyler parti münasebetiyle tek gecelik garson olarak çalıştığı bir köşkteki işemek için girdiği banyoda gördüğü onlarca çok pahalı parfüm şişesini gördükten sonra ufak bir kağıda bir not yazar ve çıkar. Evin sahibine tüm parfümleri atmak zorunda bırakan o notta "çok güzel parfümleriniz var içlerinden birinin içine işedim umarım bulursunuz" yazmaktadır.
"En büyük buhranımız kendi hayatlarımız"
-- spoiler --
Tüketim toplumunda iki odak vardır ilki kapitalist sistemin yarattığı liderler olan üreticiler ikincisi bilinçsiz tüketiciler. Bu toplumda hedef olan tüketici her yoldan manipüle edilmeye çalışılır. Görsel, işitsel hatta geleneksel reklamlarla manipüle edilen bilinçsiz tüketici kazandığı bütün parayı onun için hayati öneme sahip olan (!) bir takım nesneleri almak için kullanılır. Fight Clubta bu iki odak yerine tüketici ve bu topluma direnen bir karakterle karşı karşıyayız. Anlatıcı (Narrator) her yönden manipüle edilmiş hayat amacı kalmamış yalnızca yeni eşyalar almak için çalışan iflah olmaz bir tüketici iken, Tyler Durden karakteri yalnızca tüketim çılgınlığına değil insanlara toplum tarafından yüklenmiş rollere de tam direnen bir kararkter olarak karşımıza çıkar. Tyler bu direnişe başlarda sistemin en tepesindeki insanları ve onların yaşam tarzlarını acımadan ve tereddütsüzce manipüle ederek yaparken gelişme bölümünde bu toplumun uç bireyi olan mutsuz anlatıcı yı uyandırarak sürdürür. Daha sonra insanlara yayar, amacı insanları bu çarklardan kökten kurtarmaktır ve bunun için sistemin dayanagı olan bankaları yok ederek yapmaya çalışır. Aslında anlatıcımız eski hayatında bir şeylerin ters gittiğinin farkındadır ve bu durumdan ruhen çok şikayetçidir. Uyku problemleri, yalnızlık vs gibi ruhsal sıkıntılarla bunu bize hissettirir. İçindeki duygudan uzak robotlaşmış taraf ancak terapi gurupları sayesinde dize gelir ki bu karakterin uyuyabilmesini bile sağlar. Başkasının yerine acı duymak bile olsa duygusal bir eyleme kalkıştığında bir süre de olsa amaçsız hayatını unutuverir.
"Sizler işiniz değilsiniz. Sizler paranız kadar değilsiniz. Sizler bindiğiniz arabalarınız değilsiniz. Kredi kartlarınızın limitleri değilsiniz. Sizler iç çamaşırı değilsiniz. Sizler dünyanın dans edip şarkı söyleyen pisliklerisiniz."
-- spoiler -- -
İçinde hayatı kontrol etmeyi çalışmayı bırak, o seni kontrol etsin gibi bir diyalog vardı. İlk duyduğumda beni baya bir etkilemiş, ampul yakmıştı kafamda. Geçenlerde sözlükte Bi başlık vardı, yazarların mottosu falan. Al sana motto.
Bu filmi Sinemada izlediğim için baya şanslı sayıyorum kendimi ki aslında ana akım sinema düşünüldüğünde sistem eleştirisi çelişkili geliyor bana. -
project mayhem ile can alıcı bir boyuta taşınan ve asıl anlamını kazanan film. film bir grup delinin birbirini dövmesi için bir kulüp kurması olarak en başta görülebilir, ta ki mayhem projesi ortaya çıkana kadar çünkü asıl mesaj, eleştiri ve anlam bu projede saklıdır.
(bkz: project mayhem) -
dövüş kulübü'nün eleştirisi iki hamle yapar : birincisi meta fetişizmine alternatif olarak şiddeti yüceltmeyi dener, ikincisi ise değişim sistemini yıkmayı, meta mantığının çekiciliğinden kurtulmayı hedefleyen toplumsal bir çağrıda bulunur. bu iki yaklaşımın ortak noktası kapitalizmin dışında bir şey arayışıdır -
beatmucit ceyhuni gezi olaylarıyla ilgili "moda haftası gibi direniş mi olur?" derken, fight club'ın kapitalizmin eleştirisi yaparken brad pitt'in bedenini metalaştırarak pazara sürmesine de bir laf sokmuş olmalıdır. zira kapitalizmin asıl gücü, muhaliflerini de ambalaja sokarak pazarlayabilmesi, karşıtlarını da içermesidir. che guevara tişörtü satar ve zizek'i sirk ucubesi gibi ekranlarda oynatır bu kapitalizm.
film, penisi sönümlenen erkek bireyin yok oluşa karşı verdiği bir mücadelenin hikayesiydi galiba. gökdelenlerle dolu new york manzarasında o kadar çok ereksiyon var ki, zavallı erkek birey penisinin minicikliği ile başa çıkmakta zorlanıyor. ve son bir mastürbasyonla, kendi türünden bir hamamböceği kadın ile son hayali çiftleşmeler yoluyla evrene bir mesaj yolluyor. penisimizi bizden alamayacaklar!!
bu haykırış, herhalde çağımızın kendine has şartları altında çok daha büyük yankılar uyandırmıştır ama doyasıya mastürbasyon yapılan ergenlik aylaklığının sona ermesini hazmedemeyen, günün büyük bölümünü çalışarak geçirmek zorunda kalan erkekler, hangi çağda bu isyanı yüreklerinin bir köşesinde duymamışlardır ki?
yine de güzel bir filmdi fight club. yalandan da olsa içimizdeki son değiştirme gücü kırıntılarını şöyle bir gıdıklamayı başarmıştı. -
filmin en güzel yanlarından biri de boş zamanlarda gönül eğlemek için izlenebilecek tüketim nesnesi bir film olmaktan ziyade hayatın kendisini sorunsallaştıran bir film olması, filmde gömülü olan ayrıntıların filmi yeniden yeniden izlemeyi zorunlu kılması ve filmi tüketmekten ziyade hakkını vererek ve anlayarak izlemeyi gerektirmesi... bu haliyle fight club, mütemadiyen tüketim toplumu eleştirisi yapan ve bunu yaparken hep ''aynı telden çalan'', zamanla eleştirdiği şeyin kendisini meşrulaştırmanın bir aracı olan sıkıcı ve durağan eserler, ideolojiler vs. ile aynı kefeye konamaz. çünkü bu eleştiriyi yapan eserler, ideolojiler vs. de başlı başına birer tüketim unsurudur ve halihazırda tüketimin kendisi olan nesneler de artık tüketim toplumunun bir parçasıdır... fight club, bu çelişkiyi başarıyla çözümlemiş ve kendisini bir tüketim nesnesi olarak değil, tüketim karşıtı bir felsefe ve kara ütopya olarak var etmiştir. bu haliyle de tüketim toplumu ve kapitalizm eleştirilerinde sonuna kadar tutarlı ve özgündür. (bkz: helal olsun sana helal olsun)
film boyunca tyler durden'ın ağzından sahip olduğumuz ve olabileceğimiz tek şeyin hayat olduğu, ve onun da ''tek kullanımlık'' olduğu, bu yüzden adam gibi hakkını vererek yaşanması gerektiği fikri başarıyla işlenmiştir. anlatıcı yer yer bunu kavramış gibi görünse de film boyunca (beyaz yakalı kişiliğinde temsil edilen) eski sıkıcı hayatıyla (tyler'ın şahsında cisimleşen) macera ve coşku dolu yeni hayatı arasında git geller yaşamaktadır. neticede tüketim toplumunun tam ortasında tüketen (ve her gün ''tüketilen''), her şeyin sıkıcı ve monoton olduğu, sonsuz konfor karşılığında özgürlüğünden sonuna kadar feragat ettiği berbat bir hayatı yaşamaktadır. sorun da budur zaten: konfor tatlıdır ama tatmin vermez... bir şeyler hep eksiktir... eksik olan şey de özgürlüktür... ama gel gör ki ağamız konforun kaymağını yemeye alıştığı için, özgürlüğün getirdiği sorumluluğu almak istememektedir. özgürlüğü içten içe arzulamakta ama özgürlüğün sorumluluğunu almaktan kaçmaktadır. bıçak kemiğe dayandığı zaman, işte bu çelişki onun karakterini ikiye böler ve özgürlüğün sorumluluğunu alan şahsı, tyler durden olur.
tyler durden'ın göze çarpan en önemli özelliği ise özgürlüğüne olan düşkünlüğü ayrıca özgürlüğünü ancak ve ancak dişiyle tırnağıyla kazıyarak elde edebileceğine inanmasıdır. çünkü özgürlük beleşten kazanılmaz, olsa olsa konfordur o... bu yüzden de özgürlüğe ulaşmanın yolu evvela mümkün mertebe ''zorlukla ve acıyla yüz göz olmak'', acı çekerek olgunlaşmak, benim kendi tabirimle ''zorluğu özümsemek''tir. (bkz: beni öldürmeyen şey güçlendirir) ne kadar acı o kadar iyidir tyler'a göre... çünkü ancak o zaman ''sahip olduğumuz''u zannettiğimiz ossuruktan şeyleri siktir edip gerçekte sahip olduğumuz tek şeye yani hayata dört elle sarılırız. ancak böyle hayatın kıymetini gerçekten anlamış olur ve hayatın tadını alırız... işte o zaman da her şeyin kopyasının kopyasının kopyası olduğu matrix'ten çıkar ve gerçeğe döneriz...
yaaa nereden nereye geldik değil mi? başta dedik ya tüketim nesnesi eserlerden değildir, kendini sürekli patlatan bir dinamittir diye... buyur hayrını gör.
-
fight club'ın uygarlık, modernite, üretim, tüketim, güç istenci, nihilizm, yabancılaşma, avcı toplayıcı yaşam tarzına övgü, kaos ve yaratıcı yıkım arzusuyla bağlarını inceleyen iki serilik muhteşem bir inceleme için buyrunuz:
birinci bölüm
ikinci bölüm