politik, hukuksal, bilimsel, felsefi, dinsel, ahlâki, estetik düşünceler bütünüdür.
şahsen bir ideolojiyi körü körüne takip eden insanlardan çok hazzetmem. bunlar öyle varlıklar ki "o kitabı neden okuyorsun? o bizim ideolojimize ters" gibi saçma sapan cümleler kurabilirler yeri geldiklerinde.
Althusser ideolojinin bir yanılsama olduğuna inanır.
İdeoloji hem maddi olmayan, hem de ekonomik temeli desteklemesi gereken yurttaşlık bilincini şekillendiren güçtür ve bireylerin varoluşun gerçek koşullarıyla hayali ilişkisini temsil eder, bize belirli bir yaşam deneyimi kıldığını ve bize kendimizi ve dünyayı bu yolla görme şeklinin doğal olduğuna inandırır.
Ulusal vücutta ve ideolojinin altında bireyler, kendilerini tanımlamak için ideolojinin sadece soyut materyallerini kullanabilirler.
İnanc gibi bir seydir... gucludur. Bir dunya insanin canini verme sebebidir. Cunku benimsediginde "benimsersin"... tek dogrundur... yeri gelir can verirsin.
Ama karsi ideolojiden biri icin; bosuna ölür busuna can verirsin... ustune dusmandirsin.
En üstün Görüş ve norm olmak için diğerleri ile farklılıklar ortaya çıkarılarak kapisilan yönetime yardımcı olan araç. Sanayi devrimine müteakip cenazesi kaldırılmış olup etkileri kimi yerlerde sürer. Yeni gelen, benzerliklerin ortaya çıkarılarak farklılıkların eritildigi mutlak görüşlerin olmadığı ancak yerel mutlaklıkların olabileceği bir yönetim aracıdır.
Son dönemlerde; - ideoloji nedir? 'Bu doğru' diyebileceğimiz bir tanımlaması var mı? - Hakim ideolojiler, direniş ideolojileri, kısıtlayıcı ve rahat, sol, sağ ve merkez ideolojiler diye kategorize edilebilir mi? Ya da kategorize etmenin bir yararı var mı? - her insan bir ideolojiye sahip olmak zorunda mı? İdeolojisiz insan olur mu? Gibi sorular kafamın içinde çokça dolanınca bir süre okumaya koyuldum. Biriktirdiklerim de havada kalmasın dedim.
Önce ideolojiyi basitçe "Dünyayı, içinde bulunduğumuz toplumu anlamamızı kolaylaştıran veya engel olan fikir sistemi ya da politik felsefe" şeklinde tanımladım.
Sonra bu kavram nerden, kimden çıkmış derken bir sürü kaynak arasında kayboldum. Hala da kafamdaki boşlukları doldurabilmiş değilim.
Kavramın tarihteki sürecinden bahseyim biraz. İlk kez Fransız filozof destutt de tracy tarafından fransız devriminde (1789-1799) 1yıl kadar hapiste yattığı dönemde geliştirildiği ve "fikir bilimi" olarak tanımladığı geçer kaynaklarda. Destutt, ideolojiyi fikir bilmi olarak tanımlarken bir de demiş ki "insan düşüncesi, sinir sisteminin bir faaliyeti, duyumları ayrıntılandırmasıdır. Bilinçli davranışın dört ana kavramı algılama, hafıza, yargı ve iradedir" diye de devam etmiş. Destutt ve arkadaşları fransa'da bir enstitü kurmuş, bireysel özgürlüğü temeline alan öğretilerini devlet planlama programına dönüştürerek 1795'te resmileştirmişler. Napolyon başlarda enstitünün çalışmalarını desteklemiş ancak bir süre sonra dini doktrini ve seküler otoriteyi tehdit ettiğini düşünerek destutt ve arkadaşlarının bu hareketini bastırmış.
Kuşkusuz düşünce akımlarının/sistemlerinin miadı destutt dönemi ile başlamıyor. Bireysel hakları haklı çıkarmak için inşa edilen düşünce sistemleri, siyasi ilke belirleme çalışmaları çok daha önceki dönemlere dayanmaktaydı. Devredilemez "insan hakları" dahil olmak üzere, doğayı, insanlığı ve toplumu yöneten evrensel ilkeleri keşfetme hareketi batı dünyasında derin bir etki yaratmış.
-izmleri kapsayan ideoloji kavramı 19.yy'da zamanla geleneksel dini inancın yerini almaya başlamış. Her ne kadar Düşünce sistemleri/ideolojiler, Dini inançla benzerlik gösterse de net çizgi ile ayrıldığı noktalar var. Bakıldığında din de adil bir toplumsal yaşam vizyonu belirler ideoloji de. Ancak ideolojiler siyasi bir programa sahiptir din de ise böyle bir program yoktur. Bu söylediklerim siyasallaşmış bir din için geçerli değil. Dinlerin siyasallaştırılması apayrı bir konu. Yine dinler tüm insanlara hitap ederken ideolojiler belirli gruplara, sınıflara veya ulusa hitap eder.
Marx, sınıflı toplumda, alt sınıfın bilincinde sistematik olarak çarpıtmalar, hatalar ve kör noktalar yaratan sosyal mekanizmaların ortaya çıktığını iddia eder. "Bu bilinç şekillendirme mekanizmaları olmasaydı, her zaman çoğunluk olan alt sınıf, egemenlik sistemini hızla yıkardı. Böylece kişinin düşüncelerini, fikirlerini şekillendiren kurumlar, yanlış bilinç ve ideoloji üretecek şekilde gelişir" der. Marksist teoriye göre, bir ideoloji sistemi egemen sınıfın sınıf avantajını destekleme rolünü oynar.
Başka bir marksist filozof Althusser de ideolojinin, sınıflı toplumlarda üstyapı ve tabanı birbirine bağlamak için görevlendirildiğini söyler. “Tüm ideoloji, somut bireyleri somut özneler olarak selamlar veya bunlara seslenir” diyerek ideolojiye özgü inançların, bir kimlik duygusu üretmeyi amaçladığını anlatmaya çalışır. Althusser için ideoloji, kapitalist üretim tarzının ve işçi sınıfının onları ezen bir sisteme bağlılığının devam etmesini sağlamaya çalışan ikinci dereceden bir oluşumdur.
Siyasi tartışmalar toplumumuzda oldukça yaygın. Ekonomik ve sosyal yaşamda refaha ulaşamamış olmanın da bir sonucu olarak görüyorum bunu. Hayatımızı etkileyen çok çeşitli konularda fikirlere sahip olmak da doğal olanı. Ancak doğal bulmadığım, tutarsızlık gördüğüm bazı detaylar var. Bunlar: - iktidar olmuş kişilerin sahip olduğu ideolojiyi iktidarının devamlılığı için diğer insanlara zorla kabul ettirmeye çalışması, - Aşırı grup yanlısı tutumlar; bunlar tehlikeli gördüğüm doğal bulmadığım yanları. - Yöneten yönetilen ilişkisinde ortaya çıkan haksız durumlar karşısında yeni doğan ideolojiler, - Bilişsel eğilimin/bilginin algılanma biçiminin veya sahip olduğumuz imgelerin aynı düşünce akımı içerisindeki bireysel inançların farklı farklı biçimlenmesi ve farklı ideolojik tutumlar sergilenmesi gibi başkalıklar -sürüsüne bereket sol düşünce fraksiyonları gibi- ideoljiye sahip olunması gerekliliğini sorgulatıyor, - yine gerçeğe kör edebilecek bir dizi politika, fikir ve bakış açısıyla sizi bir kutuya koyma eğiliminde.
Bunları gözününde bulundurarak şu söylenebilir: "taraf olmak için bir konuya/düşünceye bakmanın, başka bir yönü/yolu olduğunu ve radarınız dışına çıkmanız gerektiğini kabul etmek gerekir."
İnsanlar ve değer verdikleri fikirler arasında büyüyen bir tür sevgi var ve o sınırların dışına çıkmak, şu ya da bu fenomeni tanımlarken dünyaya dair ön anlayışımızın doğru olmayabileceğini kabul etmek her zaman zordur.
Sanırım ideolojik gözlüklerimizi bazı sosyal olayları belirli bir ışıkta değerlendirmek için takmak en doğrusu.