1. dram, biyografi türünde bir film. 2004 yapımı. çok önceden izlemiştim ve güzeldi. amedeo modigliani ile pablo picasso rekabeti üzerine kurulu. jeanne hebuterne ve amadeo modigliani'nin aşkından ve yaşadıkları sorunlardan bolca bahsedilmiş. modigliani'nin ölümünden iki gün sonra ikinci çocuğuna hamile olan karısı jeanne, odasının penceresinden atlayarak intihar ediyor gerçek hayatta da. olayların gerçekten yaşanmış olması beni çok etkilemişti.
    #5555 elmali kurabiyeee | 8 yıl önce
    0film 
  2. geçen yıl italya'da bir sergisi yapılmıştı. ve sergiye katılanlardan bazı sanat uzmanları eserlerin sahte olduğunu dile getirmişti. o sıralar hakkında inceleme başlatılmış ve eserler incelemeye alınmıştı. ve bugün çıkan karara göre 21 tablonun 20'si sahteymiş. sadece bir eser modigliani'ye aitmiş. bu tip olaylar bizde de botero sergisiyle olmuştu ve hakikaten anlamsız bir dolandırıcılık. sergi yönetimi dahil kimsenin haberi olmuyor ve ancak birileri aşırı sanat bilgisi (fırça darbeleri gibi) sayesinde farkediyor. açıkçası sıradan bir ziyaretçi için çok önemi olduğunu sanmıyorum ama yine de kandırılmışlık hissi kötü.

    bu arada olur da böyle bir durum yaşarsanız elde edeceğiniz tek olumlu dönüş, "bilet parasının iadesi".
    #69130 lois lane | 7 yıl önce (  7 yıl önce)
    3ressam 
  3. mick davis yönetmenliğinde çekilmiş filmin başrollerindeı andy garcia, elsa zylberstein, omid djalili var. 2004 yapımı bir film. tür olarak biyografi ve drama olarak belirlenmiş. tam anlamıyla biyografi denilemese de drama olarak adlandırabiliriz.

    @eftalya sayesinde haberdar olduğum bu filmi yorumunu okuduktan sonra gece vakti izledim. sanat ve sanatçıyı ele alan filmleri izlerken daha bir heyecan duyuyorum. bu alanlarda çekilmiş filmleri kaçırmamaya çalışsam da bazen gözden kaçanlar olabiliyor.

    yıllardır bildiğim, hayranlıkla seyrettiğim nü tabloların sahibinin modi olduğunu da böylelikle öğrenmiş oldum. bir şeyin yaratıcısını öğrendiğimde sanki bir şeyler yok olacakmış hissinden dolayı sanatçılardan ziyade nedense üretilen eserler konusunda iyiyim. belki de her iki bilgiyi de edinmek gerekli. filmi izledikten sonra ressam ile ilgili kafanızda oluşan kimi merakları giderebilmek için araştırma yapma gereği duyabiliyorsunuz.

    yoksulluk ve hastalıklı bir yaşam sürmüş modi'nin kısa sürmüş hayatından dönemeçler izliyoruz. filmin oluşturulmasında birçok kaynaklardan yararlanarak kurguya dahil edilmiş olsa da tam manasıyla biyografi değil. 19. yüzyılın sonlarında yaşamış en önemli sanatçıların çıkış yaptığı tarihlerin döneminden izler de taşıyor. modi ile beraber düşman oldukları bilinen picasso ile aynı dönemde. yine en önemli ressam ve sanatçı olarak anılarak birçok eserlerin derslerde hocalar tarafından anlatıldığı jacob, utrillo, soutine, kisling, rivera ve unuttuklarım. böylesine sanat zenginliği bakımından en güçlü dönemde olmak inanılmaz geliyor. bohem bir ortam, bohem bir yaşam, kadınlar, aşklar, eserlerin sergilenmesi ve karşılıklı bir çekişme, sanatçılar arasındaki diyaloglar... o dönem ile günümüzün sanat camiasını kıyaslamak bariz abartı gibi gelse de böyle olabilmeli aslında diyor insan.

    küçüklüğünde başlayan zorlu hayatı, çeşitli hastalıklarla mücadelesi ve yoksulluğun yanında alkolikle başa çıkma gayesi. on yaşında yakalandığı tüberküloz yüzünden bu hastalığın izlerini taşır. bunu sık sık görürüz. düşünceleri de tıpkı hastalığı gibi. biraz daha yaptığı eserlere odaklansaydı filmin seyri nasıl olurdu bilmiyorum ancak o güzelim tablolarından daha sık görmek isterdim. çok fazla görünmedi modi'nin tabloları. görünenlerden yola çıkarak, tek figürlü, uzun boylu, gözleri çizilmemiş kadınlar, ahlaka aykırı ve sıradışı olmakla birlikte nü çizimler de yaptığını anlıyoruz. hatta bunun için jeanne ve modi arasında geçen diyalogda şöyle der;

    “resimlerinde neden gözlerimi göremiyorum?”
    “ruhunu görmeye başladığımda, gözlerini de göreceksin.” ve neden ısrarla figür çizdiği de anlaşılır şu sözüyle. "beni sadece insan ilgilendiriyor çünkü yüzü doğadaki en ulvi şey.’’

    filmde baskın gelen bir diğer unsur da modi'nin yaşamından ziyade modi'nin aşkıydı. jeanne ile çalkantılı ilişkileri ön plandaydı. modi'nin yahudi olması ve aile ilişkilerindeki kopukluk, o dönemin yahudiliğe yaklaşımı ile ilgili detaylı bir açılım olmasa da değinilmesi bütünleyici olmuş. filme renk getiren ve filmin akışını hareketlendiren kısım picasso olmuş. özellikle yarışma duyurusundan sonra gelişen olaylar daha bir canlılık katıyor. kimi yerler kurgu olsa da. modi ve picasso arasında geçen diyalogların bazıları kaynaklardan alındığı çok belliydi. bağlı kalınmış.

    filmi beğendim. sanatsal filmler seviyorsanız tavsiye edebilirim. hem ressam hakkında derin olmasa da genel bir fikir edinmiş oluyorsunuz. merakınız oluştuğunda daha detaylı araştırma yaparak hakkında birçok bilgiye ulaşılabilir. filmde beğendiğim birçok sahneler. kimi yerlerde kendimi yerleştirdim. bastırdığım bohem yanımı filmi izlerken serbest bıraktım. özellikle picasso ile bir ressamı ziyaret etmek için gittiklerinde, ve modi'nin yaşlı ressam ile yaptığı diyalog sahnelerini sevdim. ressamın modi'ye "deli misin?" diye sorduğunda modi'nin hafif eğilip parmağıyla azlığını ve çokluğunu göstermesi güzeldi. ben de artık biri bana deli misin dediğin de modi'nin cevabını vereceğim :)

    yarışmaye yetiştirmek için, katılan sanatçıların yaptığı çalışmaları anlatan sahneler de çok güzeldi. bir şeyi üretmenin verdiği heyecan ve yaratma duygusunu hissediyorsunuz. yarışmayı kimin kazandığını da filmi izlediğinizde öğrenirsiniz. bütün başyapıt olarak kabul edilen tabloları da böylelikle yarışma sayesinde görmüş oluyorsunuz. bu sahnelerde bütün ressamlar sabaha kadar yarışma resimlerini yaparlar. resim yaparlarken takındıkları haller, yaşadıkları heyecan, yaratıcılığın verdği zafer ile ortaya çıkan coşkularını seyretmek inanılmaz keyiflendiriyor insanı. bir deneyim anına tanık oluyoruz. resimler mutlaka mutlaka görülmeli.

    modi için cemal süreya'nın da bir şiiri vardır.

    "bir senin gözlerin var zaten daha yok
    ya bu başını alıp gidiş boynundaki
    modiglianı oğlu modigliani..”

    filmin teknik olarak üzerinde belki konuşulabilir ancak içerik olarak doyurucuydu. ne zaman kaybı ne de boş vakit filmi. keyifle izleyeceğiniz bir film. genç yaşta trajik bir biçimde yaşama veda eden amedeo modigliani’nin öyküsüni anlatan bu filmin en güçlü yanı sanatsal duygu yanının olması.
    #97592 pia | 7 yıl önce (  7 yıl önce)
    0film 
  4. Modigliani ismi bana ince boyunlu, ince duruşlu zarif kadınları anımsatıyor. Bir sürü kadın çizmiş adam. Bazı kadınlar Modigliani'nin modelllerine benziyor, farkında değiller ama ben görüyorum.
    #129479 putridum | 6 yıl önce
    0ressam 
  5. Şöyle bir şarkı bırakmak istiyorum.
    #139500 bursariaa | 6 yıl önce (  6 yıl önce)
    0şarkı