gelmiş geçmiş en iyi ve en prestijli bilim kurgu yazarlarından olan isaac asimov (kesin olmamakla birlikte) 2 ocak 1920’de Rusya’da doğmuş. 3 yaşındayken ailesi Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etmiş; tüm hayatını Amerika’da geçirmiş ve 6 Nisan 1992’de Amerika’da ölmüştür. Kendisine, amerikan bilim kurgu yazarları derneği tarafından “bilim kurgunun büyük ustası” ünvanı verilmiştir.
Asimov iflah olmaz bir okurdu. 20’li yaşların başlarında bilim kurguya ilgi duymaya başladı ve bu alanda kısa öyküler kaleme aldı. Tahmin edebileceğiniz üzere o dönemde yazdıkları yayıncılar tarafından pek tutulmadı çünkü çok sıra dışı bulundu.
Asimov Shakespeare’den tarihe pek çok alanda eserler verse de en çok bilim kurgu türündeki eserleriyle ün kazandı.
Asimov’un bizi galaksiler arası yolculuğa çıkaran bilim kurgu destanlarının en ünlüleri robot, imparatorluk ve vakıf serileridir. 1950 yılında yazılmaya başlanmış olan bu serilerin yazıldığı sırayla okunmaması gerektiği görüşü benimsenmiştir. Bu destanın en doğru okuma sırasını farklı kaynaklar farklı şekillerde veriyor. Kimisi olayların örgüsünü tam olarak kavrayabilmek için olayların gelişim sırasına göre okunması gerektiğini söylüyor ve sıralamayı buna göre yapıyor. Kimisi okuma zevkini maksimuma çıkarmak için arada ufak sürprizlere yol açan karışık bir okuma listesi öneriyor. (ikinci görüş daha çok rağbet gören görüş) Ben, bilim kurgu uzmanı Zamangezgini’nden öğrendiğim ve isaac Asimov’un kendisinin de önerdiği aşağıdaki sıralamayla okumayı tercih ettim:
1. Ben Robot (i robot, 1950)
robot serisi:
2. Çelik Mağaralar (the caves of steel, 1954)
3. Güneşin Tanrıları (the naked sun, 1957)
4. Şafağın Robotları (the robots of dawn, 1983)
5. Kurtarıcı (Robots and Empire, 1985)
imparatorluk serisi:
6. Tanrılar ve imparatorlar (The Currents of Space, 1952)
7. Sonsuzun Tohumları (The Stars, Like Dust, 1951)
8. Zamandan Kaçış (Pebble in the Sky, 1950)
vakıf serisi:
9. Vakıf Kurulurken (Prelude to Foundation, 1988)
10. Vakıf ileri (Forward the Foundation, 1993)
11. Vakıf (Foundation, 1951)
12. Vakıf ve İmparatorluk (Foundation and Empire, 1952)
13. ikinci Vakıf (Second Foundation, 1953)
14. Vakıf’ın Sınırı (Foundation’s Edge, 1982)
15. Vakıf ve Dünya (Foundation and Earth, 1986)
bu sıralama olayların kronolojik sırasına göre yapılmıştır.
işte bu listeye göre ilk önce okunması gereken robot serisi ezber bozan bir hikayeler bütünüdür. Neden derseniz Asimov’un robotları insanlığı ele geçiren, dünyayı yok etmeye çalışan canavar robotlar değildir. Tam aksine; insanlara asla zarar veremezler çünkü robotiğin 3 kuralıyla; bir diğer deyişle 3 robot yasasıyla bağlanmışlardır. Nedir bu robotiğin 3 kuralı:
1. Kural: Bir robot, bir insana zarar veremez ya da zarar görmesine seyirci kalamaz.
2. Kural: Bir robot, birinci kuralla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır.
3. Kural: Bir robot, birinci ve ikinci kuralla çelişmediği sürece kendi varlığını korumakla mükelleftir.
Asimov’un robotları insanlara hizmet etmek için üretilmiş mekanik cihazlardır. Sınırlı sayıda da olsa r. giskard reventlov gibi sıradışı robotlar da vardır. Bu sıradışı robotlar için de robotiğin 3 kuralını esnetmek amacıyla sıfırıncı kural devreye girer:
“tüm insanlığın istikbalini korumak için bireyler feda edilebilir”
Bu kuralların temeli bir filme de konu olan i robot hikayesiyle başlar. Bu kısa hikayede Asimov çok özel bir yeteneği olan bir robottan bahsediyor. Bu robot, robotiğin 3 temel kuralına göre üretilmiş bir robot. Yani insanlara asla zarar veremez ve bir insanın hayatı söz konusuysa kendisinin yok olma tehlikesi olsa bile tereddüt etmeden o insanı kurtarmaya gider. Fakat özel yeteneği çok enteresan sonuçlara yol açar. istemediği halde bazı insanları üzer, insanları üzdüm diye kendisi daha çok üzülür. işte bu olayın ardından sıfırıncı kural geliştirilir. (şu satırları yazarken spoiler vermiyeyim diye kasmaktan 3 tel saçım ağardı)
Robot Serisi birbirinin devamı niteliğinde olan birer dedektiflik hikayesidir. Okurken çok keyif almıştım, polisiye bilim kurgu türünün birbirinden değerli örnekleri. Çok yetenekli bir dedektif olan elijah baley ve insan görünümlü robot r. daneel olivaw’ın maceraları.. Bu iki kafadar her seferinde farklı bir gezegende esrarengiz bir cinayeti aydınlatmaya çalışır.
ilk kitap, çelik mağaralar, adına yaraşır şekilde üzeri metal kubbelerle örtülmüş karanlık bir yeraltı evreninde geçer. Adına arz denilen bu evrende insanlar bu çelik mağaralarda yaşarlar, gün ışığına çıkmazlar. Hatta gün ışığını görmek, açık havaya çıkmak çoğu insan için çok ürkütücüdür, bunun sözünü bile etmek istemezler. Yer altında yaşamaktan memnundurlar ve büyük bir çoğunluğu robotlardan nefret ederler. Robotları insanların işlerini ellerinden alacak birer tehdit olarak görürler. Kolonistler ise nüfusu kalabalıklaşan ve kaynakları azalan arzın ancak robotlarla kurtulacağına inanırlar. işte böyle bir gezegende bir robotik uzmanı, bu alandaki en iyi isim öldürülmüştür, ve olaylar gelişir..
Arzdaki robotik uzmanı cinayetinin aydınlatılmasının ardından dedektif Elijah Baley’in ünü arzın dışına taşmıştır. Baley, güneşin tanrıları isimli kitapta bu sefer çok acaip enteresan bi gezegen olan solaria’daki bir cinayeti çözmek için görevlendirilir. Herkese göre katil makdulün karısıdır çünkü kendisiyle yüzyüze görüşen tek insan karısıdır. Şaşırdınız mı? Şaşırmayın! Solaria gezegeninde bu çok normal. Bu gezegendeki insanlar gün ışığında yaşarlar fakat tek başlarına koca koca malikanelerde, sürülerce robotla birlikte... Diğer insanlarla yüzyüze görüşmek Solarialılar için tiksinti vericidir, bu yüzden hani şu Star Wars’ta gördüğümüz hologramlar aracılığıyla birbirleriyle görüşürler. Bu garip davranışlı gezegende Elijah Baley’in işi zordur. Hem gün ışığına çıkması gerekecek, hem de yüzlerce robotla karşı karşıya gelecek; tüyler ürpertici.
Robot serisinin bir diğer kitabı olan şafağın robotları’ndan spoiler vermeden nasıl bahsedilir ki? Serinin en çarpıcı ve bize vakıf serisindeki olayların başlangıcının ipuçlarını veren kitabı. Sıradışı robot r. giskard reventlov’un varlığıyla psikotarih biliminin temelleri acaba bu kitapla mı atıldı?? Hikaye aurora denilen; diğer gezegenlerin öncüsü konumundaki bir gezegende geçiyor. Kahramanımız Elijah Baley ve insansı robot arkadaşı R.Daneel Olivaw bu kitapta da esrarengiz bir cinayeti aydınlatmakla görevli. Ama bu sefer Baley’in görevi sadece dedektiflikten ibaret de değil. Çünkü kendi dünyası, yani Arzın da geleceği söz konusu. Politik anlamda dış dünyalar arasında bariz bir üstünlüğe sahip olan Aurora gezegenindeki cinayetten sorumlu tutulan ve galaksinin en büyük robotik uzmanı olan dr. han fastolfe aynı zamanda arz yanlısı ve insanlığın geleceğinin arza bağlı olduğunu savunuyor. Bu cinayet başarıyla aydınlatılmazsa Dr. Fastolfe’un rakipleri “bakın biz haklıyız işte, arza ve insanlara ihtiyacımız yok” diyip insanlığın sonunu mu getirecekler?? Çenemi tutayım da daha fazla anlatmayayım.
Robot serisinin son kitabı kurtarıcı, yetenekli dedektifimiz Elijah Baley’in ölümünden 160 yıl sonrasındaki bir zamanda geçiyor. insansı ve sıradışı robotlar R. Daneel Olivaw ve R.Giskard Reventlov arzın geleceği için savaşmaya devam ediyorlar. Bunu yaparken insanlığın istikbalini korumak için bireylerin feda edilebileceğini söyleyen sıfırıncı kural’ı devreye sokmaları kaçınılmaz oluyor. Bu kitapta bir de Elijah Baley’in uzak torunu tüccar daneel giskard baley arzı endam etmekte. (adamın ismi bi yerlerden tanıdık gelmedi mi???)
Garip gezegen Solaria artık terk edilmiş bir gezegendir. Solarialıların nereye ve neden gittikleri tamamen bir muammadır. Bununla birlikte gezegende binlerce robot başı boş kalmıştır. Herkes Solarialıların arkada bıraktıkları bu robotların peşindedir ama garip bir şekilde Solaria’ya giden hiç bir gemi geri dönmemiştir, saldırıya uğrayarak yok olmuşlardır. (Cem Yılmaz parodilerine de konu olmuş; virane bir kasaba evinin önünde sallanan koltukta oturup piposunu içerken “1956 yılından beri oraya giden bir daha geri dönmedi” diyen yaşlı amcayı gözünüzde canlandırdınız mı?? hah işte o benim ve diyorum ki “Solaria’ya giden bir daha geri dönmedi” ta ki….)
Sıralı okuma listemizde geldik imparatorluk serisine. Bu seri, birbirinden tamamen bağımsız 3 kitaptan oluşan bir üçlemedir. Bu 3 kitabın tek ortak noktası galaksideki tüm gezegenlerin içinde bulunduğu bir imparatorluk döneminde geçiyor olmalarıdır. Hepsi imparatorluğa dahil olan farklı gezegenlerde, farklı zamanlarda gelişen farklı olaylar….
1952 yılında kaleme alınan tanrılar ve imparatorlar; kirt adı verilen çok özel bir bitkinin tek üretilebildiği gezegen olan florina’da geçiyor. Hal böyle olunca bu tarım gezegeni, zengin sark gezegeninin; daha doğrusu bu gezegene egemen olan 5 büyük ailenin sömürgesi durumundadır. Florina’da bir gün yerli bir kadın tarlada çırılçıplak ve bilinci yerinde olmayan bir adam bulur. Bu adamın nereden geldiği, ne yaptığı meçhuldur, ona aptal/aklı kıt/çocuk akıllı anlamına gelen rik adını takarlar. Rik 30’lu yaşlarında görünmesine rağmen akıl olarak küçük bir çocuktan farksızdır. Oraya nasıl geldiğine dair hiç bir şey hatırlamamaktadır. Fakat içgüdüsel olarak Florina’nın tehlike altında olduğunu düşünmektedir. Bunu dile getirdiğinde tabi kimse ona inanmaz, onu tarlada bulan kadın valona dışında. Zaman geçtikçe Rik’in hafızası kısmi olarak yerine gelmeye başlar. Yavaş yavaş zihnindeki bulanıklık kalktıkça Valona’yla birlikte tehlikeli maceralara atılmaya başlarlar. Kitabın sonunda Rik’in sırrını öğreniyoruz; tabi okumadan öğrenemezsiniz, nıhaahaaaa *
sonsuzun tohumları diğer kitaplardan tamamen alakasız bir kitap. imparatorluk serisinin adı seri ama biribirinden bağımsız 3 kitaptan oluşuyor demiştim değil mi? Bu kitapta Arz’daki üniversite yurdunda bir suikaste uğrayan ve bu suikast girişiminden son anda kurtulan biron farril’in başından geçenlere tanık oluyoruz. Biron alelade bir üniversite öğrencisi değil tabiki, kendisi widemos efendisi’nin oğlu. Suikast girişiminden sağ sağlim kurtulmasını sağlayan jonti, Biron’a babasının da hayatının tehlikede olabileceğini hatta şu an muhtemelen ölmüş olduğunu söyler. Sonrasında olaylar olaylar… Kahramanımız Biron’un rhodia gezegeninin yöneticisiyle görüşmek için Rhodia’ya gidişi, orada güzel artemisia ile tanışması, ardından galaksiler arası dur durak bilmeyen yolculukları ve pamuk ipliğine bağlı hayatları. Asimov bu kitapta da okuru ters köşelere yatırmaktan geri kalmıyor. Okurken kim iyi kim kötü başım döndü, kime güveneceğimi şaşırdım ellaam.
Şimdi size bir kurgudan bahsedeyim; bir gün şehirde yolda yürürken bilmem kaçıncı adımınızı attığınız anda kendinizi bir anda bir tarlanın ortasında buluveriyorsunuz. Ne olduğunuzu anlamadan, afallamış bir halde gördüğünüz ilk eve sığınıyorsunuz. Bu evde başınıza gelenleri anlatmaya başladığınızda ise sizi kimse anlamıyor çünkü onların bilmediği bir dili konuşuyorsunuz, ve siz de onları anlamıyorsunuz çünkü siz de o dili bilmiyorsunuz… Herhalde bir insanın başına gelebilecek en kötü şeylerden biridir. imparatorluk serisinin zamandan kaçış adlı 3. kitabında kahramanımız joseph schwartz’ın başına gelenler bunlar. Joseph bunları yaşarken ünlü bir arkeolog olan bel arvardan da başka bir gezegenden insanlığın kökenine yönelik bir araştırma için arz’a gelir. Öte yandan Arzlı bilim adamı affret shekt de kendi icadı olan ve insanlık için büyük önem taşıyan bir makinayı geliştirme üzerine çalışmaktadır. Çalışmalarına devam etmek için ise ona bir denek lazımdır. Bu 3 esrarengiz insanın yolları bir şekilde kesişir ve kendilerini bir köşe kapmacanın içinde bulurlar.
Veeee geldik bilim kurgunun büyük ustasının insanlığa bir armağanı olan bilim kurgunun başyapıtlarından vakıf serisi’ne.
(bkz: ölmeden önce mutlaka okunması gereken kitaplar)
Vakıf serisini tek tek ele almaya dermanım yetmez. O yüzden seriden genel hatlarıyla bahsetmeye çalışacağım.
Binlerce, milyonlarca gezegene yayılmış devasa imparatorluk yavaş yavaş çökmeye başlamıştı. Bu çöküş yıllaaaar yıllaaar sürecek bir çöküş olduğu için kimsenin bundan henüz haberi yoktu. Yoldan birini çevirip “imparatorluk çökecek” deseniz; yüzüne bakıp bir kahkaha atması işten bile değildi. Ama hari seldon bunu biliyordu, hissetmişti. Belki de hissettirilmişti. * Çok yetenekli ve zeki bir matematikçi olan Hari Seldon, kendi geliştirdiği psikotarih bilimi sayesinde bu çöküşün ardından insanlığı bin yıllarca sürecek olan kaos ve barbarlık döneminden daha kısa sürede kurtarabilmenin planlarını yaptı. Yapabileceği en iyi şey buydu çünkü imparatorluğun çöküşünü durduramazdı, çöküş başlamıştı ve kaçınılmazdı.
işte vakıf, İmparatorluğun çöküşünden sonra insanlığı içine alacak karanlık çağı birkaç yüz yıla indirmek amacıyla Psikotarih biliminin yaratıcısı Hari Seldon tarafından kuruldu.
Kimsenin farkında olmadığı ve dolayısıyla size inanmadığı bir evrende tüm insanlığı kurtarmak için girişilen büyük çaba... İşin zorluğunu tasavvur edebildiniz mi? Hari Seldon tabi ki tamamen yalnız değildi. Mütevazi bir gezegende doğup büyüdükten sonra çalışmalarını anlatmak üzere imparatorluğun başkenti olan trantor’a gelmesiyle hayatı bir anda önlenemez şekilde değişti. Bir anda ona bu bilimi kurması ve geliştirmesi için cesaret veren, üstelik de hiç tanımadığı bir arkadaşı oldu. Bu esrarengiz arkadaşının onu tanıştırdığı; güvenebileceği ve çalışmalarında ona yol gösterecek, onu koruyacak ve sevecek bir de kadın vardı artık hayatında. işleri hiç de kolay değildi. imparatorluğun yıkılmasından önce kısıtlı bir zaman içinde psikotarih bilimini geliştirmesi ve bu yıkımın ardından insanlığı nasıl kurtaracağına dair bir plan yapması gerekiyordu.
Zaman içerisinde psikotarih bilimini oluşturmak üzere çıktığı yolculuklardan birinde çok zeki ve kendisi gibi tüm hayatını bu bilime adayabilecek bir genç ile tanıştı ve onu da bir matematikçi olarak yetiştirdi. Bu genç matematikçi ile birlikte sonunda psikotarihin temellerini oluşturdular ve bu bilimin ışığında geleceği kurtarma planlarını hayata geçirmeye başladılar.
terminius adı verilen bir gezegene her biri kendi alanında uzman olan ve çeşitli gezegenlerden toplanmış pek çok bilim adamını yerleştirdiler. Bu bilim adamları görünürde imparatorluğun çöküşünün ardından insanlara fayda sağlaması için insanlığın tüm bilgi birikimlerini içerecek bir galaktik ansiklopedi hazırlamak için bir araya gelmişlerdi. Asıl amaç ise Terminius adlı bu gezegende tüm gezegenlerdeki en yetenekli bilim insanlarıyla birlikte yeni bir oluşumu, yani Vakıf’ı kurmaktı. imparatorluk çöktüğünde Vakıf galaksideki diğer gezegenleri yüz yıllar içerisinde kendisine bağlayarak egemenlik kurmayı başarmalıydı. Bunu sağlamak için Hari Seldon, Vakıf insanlarına yüzyıllar sonra açıp izleyebilecekleri hologramlar aracılığıyla bazı notlar bırakmıştı. işte bu hologramlar ortaya çıktıkları zamanlarda Vakıf hala hayattaysa ve üzerindeki tehditleri atlatabilmişse seldon planı tıkır tıkır işliyor demekti.
Herkesin merak ettiği bir gerçek; acaba Vakıf, imparatorluktan arta kalan ve kendilerine kafa tutan diğer gezegenlerin hepsini yenerek egemenliğini sağlayabilecek miydi? Yoksa Seldon Planı ölümünden yıllar sonra suya düşüp insanlık yeni bir karanlık çağa mı bürünecekti? Yoksa, Vakıf yenilse bile yerine bir ikinci vakıf mı hakim olacaktı? Seldon’un planı sadece Vakıf üzerine kurulu olamazdı belki de… Galaksinin tamamen Vakıf’la zıt bir köşesinde ikinci bir Vakıf daha mı kurmuştu? Tüm vasıflı pozitif bilimciler birinci Vakıfta toplandığına göre ikinci Vakıf’takiler psikoloji bilimini kullanarak mı diğer gezegenleri etkileri altına alacaklardı?? Peki ya nerdeydi bu ikinci Vakıf? Belki de hiç yoktu…
Sadece bilim kurgu edebiyatının değil tüm yazın dünyasının en saygıdeğer yazarlarından; inanılmaz bir dehaya sahip olan isaac Asimov’un yarattığı dünyaları anlatmak için kelimelerim yetersiz kalıyor. Özellikle tüm otoriteler tarafından el üstünde tutulan Vakıf Serisi usta kurgusu ve okuyucusunu her daim şaşırtmayı başaran sürpriz sonlarıyla bizleri cezb etmiş ve ölümsüzleşmiştir.
iyi bir bilim kurgu eserinde olması gereken şey, ne kadar uzak bir geleceği anlatırsa anlatsın mantıktan ve bilimsellikten uzak olmamasıdır. işte Asimov’un dünyaları bunu çok iyi başarıyor. Yazarın yeteneği de burada göze çarpıyor. Ne kadar karmaşık kurgular yaratırsa yaratsın, ne kadar çok gezegeni içine alırsa alsın gerçeklikten çok da uzaklaşmamıştır. Nasıl olur canım, ne gerçekliği demeyin. Asimov’un kurduğu evren ayrıntılarla örülü bir gerçeklikle çevrelenmiştir.
isaac asimov'un galaktik destanı inanılmaz bir yeteneğin ürünüdür.
asimov kurgusu genel olarak ara bölümleri farklı zamanlarda yazılmış olsa da romanlarda süregiden öykünün kronolojisi üzerinden sıralanır. yazım tarihleri bir ileri bir geri yapar o yüzden. bu sıralamaların dışında kalan iki asimov romanı daha var. onlardan söz etmek ve bir şekilde sıralamaya zeroth yasası gibi en baştan dahil etmek istiyorum. unutmadan, bunlar benim kişisel değerlendirmem, otorite filan da değilim. buradan sonrasında spoiler filan var, görmek istemeyen devamını okumama seçeneğini kullanabilir.
1- evrenin çanları - the end of eternity -1955 bütün bu robotların yapılması, insanların uzaya açılması, imparatorluklar, vakıflar filan gibi öykülerden tamamen bağımsız görünen bir zaman yolculuğu hikayesidir. insanoğlu zamanda yolculuğu keşfetmiş, her zamanın içinden seçilmiş ve özel olarak yetiştirilmiş zamancı tabir edilen kişiler yoluyla farklı çağlar arası ticareti geliştirmiş, kendi yağıyla kavrulan bir dünyada geçen bir öyküdür. tabii ki paradokslar filan var işin içinde. okuması çok keyifli. işte bu öykünün içinde bir yerde, konuyla çok da ilgili olmasa da küçük bir diyalog vardır. burada insanın içinde yolculuk edebildiği zaman sınırları içinde bazı yüzyıllarda uzaya açılma girişimleri olduğu fakat karşılaşılan zorluklar sonucunda dünyanın konforuna geri dönüldüğü ve uzay maceralarının bir türlü başarıya ulaşamadığı ifade edilir. romanın sonunda kahramanımız zaman yolculuğunun başladığı döneme gider, bir döngüyü kırar ve olayı sabote eder. romanın bittiği noktada zaman yolculuğu hiç yaşanmamış ve yaşanmayacak bir hayaldir artık. uzaya açılanların ilk bozgunda dönebilecekleri o çok konforlu dünya bir hayaldir. uzaya giden orada tutunmak zorundadır.
2- intikam tanrıçası -nemesis -1989 bu roman, resmi olarak sıralanmış serinin tamamlanmasından sonra yazılmış olmakla birlikte belki de ilk kitaptır. dünya aşırı kalabalıktır ve anarşi hakimdir. insanların bir kısmı yörüngede bulunan ve nüfusu sabit tutmak kaydıyla kendine yeterli olabilecek yerleşim birimleri kurarak burada yaşamaya başlamışlardır. bu yerleşim birimlerinden biri ışık hızına yakın hareket sağlayacak bir motor ve bu hızla gitmeyi başarabilecek olurlarsa yerleşebilecekleri bir gezegen keşfederek sessiz sedasız yörüngeden ayrılır. dünyadan ilk çıkışın öyküsü bu romandadır. ulaşılan gezegende karşılaşılan kolektif bilinç sahibi mikroorganizmalardan oluşan hayat formu ise bir çeşit gaia tasavvuru gibidir. binlerle yıla yayılan uzay, imparatorluk, vakıf süreçleri ilerlerken bu gezegenin de gaia'ya evrilmiş olma ihtimalini de göz ardı etmek istemem. bütün maceranın başlangıç noktası bu roman olabilir.
daha önceki girdilere referans vermek sözlüklerde pek hoş karşılanan bir şey değil ama bunu yapmanın da başka yolu yok. bu girdi üzerinden özellikle edebi eserler için özgün ismiyle başlık açılması gerekliliği hususunu bir kez daha vurgulama ihtiyacı hissettim. morgase'ın listesini copy paste yapacağım buraya ve kitaplığımdaki asimov romanlarının elimdeki haliyle türkçe isimlerini ekleyeceğim. altın kitapların isimlerde ciddi sorunlu olduğu muhakkak. özellikle vakıf serisinde tamamen sıçtığını söyleyebilirim. ayıp da olmaz.
1. ben robot (i robot, 1950) robot serisi: 2. çelik mağaralar (caves of steel, 1954) - ölü gezegen- altın kitaplar 3. güneşin tanrıları (the naked sun, 1957) 4. şafağın robotları (the robots of dawn, 1983) 5. kurtarıcı (robots and empire, 1985) imparatorluk serisi: 6. tanrılar ve imparatorlar (the currents of space, 1952) 7. sonsuzun tohumları (the stars, like dust, 1951) asi gezegen tyrran- baskan yayınları. 8. zamandan kaçış (pebble in the sky, 1950) vakıf serisi: 9. vakıf kurulurken (prelude to foundation, 1988) imparatorluk kurulurken-altın kitaplar 10. vakıf ileri (forward the foundation, 1993) erişilmez imparatorluk 11. vakıf (foundation, 1951) imparatorluk-altın kitaplar 12. vakıf ve imparatorluk (foundation and empire, 1952) altın galaksi-altın kitaplar 13. ikinci vakıf (second foundation, 1953) gizli tanrılar- altın kitaplar 14. vakıf’ın sınırı (foundation’s edge, 1982) galaksi çöküyor- altın kitaplar 15. vakıf ve dünya (foundation and earth, 1986)