16 nisan akşamı, referandumda önüne sunulan sistemi reddetmiş bir türkiye cumhuriyeti vatandaşı olarak her kim olursa olsun bundan sonra oy kullanmama kararı almış bulunduğumu belirterek söze başlayayım.
sistemi reddetmiştim, bu demek oluyor ki bu yetki ve zırha sahip olarak devletin yönetiminde freni patlak bir kamyon misali bayır aşağı gidecek olan her iktidara karşı bir bireyim. akp de, chp de, mhp de, hdp de. hatta ileri giderek söylüyorum ki, sapına kadar atatürkçü bir birey olarak, atatürk'e dahi bu denli yetkilerin ipe sapa gelmez bir şekilde verileceği bir referandum yapılsaydı dahi yine hayır oyunu verecektim.
iyi veya kötü, yalan veya yanlışla bu sistem kabul edildi mi? edildi. sistemi benimsemeyen bir vatandaş olarak kendi içimde bir protesto mu dersiniz, başka bir şey mi dersiniz bilmiyorum ama artık devlet yönetiminde hele ki böyle bir yönetim anlayışında en ufak bir katkım olmasından yana değildim. hala da fikrim değişmiş değil, hemen şerh koyayım.
yeni kurulan parti'yi de kurtarıcı olarak falan görmüyorum açıkçası. roma bir günde kurulmadı diye bir deyiş vardır. yani, iyi veya kötü şeyler bir günde olmazlar. köklü değişimler için uzun süreçler elzemdir. türkiye'nin toplumsal uzlaşı ve duyarlılık içerisinde bu dönüşümü gerçekleştirdiğini görebileceğine kani biri değilim artık ne yazık ki. 24 yaşında bir genç olarak umutlarım ne yazık ki küle döndü.
şimdi parti'ye dair söyleyeceklerimi de belirteyim ve ben ve benim gibi insanlardan nasıl oy alabilirler bunu kendimce naçizane izah etmeye çalışayım:
parti tüzük ve programlarına göz attıktan sonra görüşlerimin değişebilmesi ihtimalimi saklı bırakarak,
türkiye'de iktidara sahip olmak isteyen veya iktidarı demokratik yollarla ele geçiren bir siyasi oluşumun benden destek görebilmesi için öncelikle kati surette cumhuriyetçilik, laiklik, atatürk ve devletimizin kuruluş değerlerinden taviz vermeyecek bir oluşum olması gerekmektedir. bunun yanı sıra, güçlü ve hükumeti denetim yetkisini haiz bir parlamenter sistemi ve güçlü kuvvetler ayrılığını mutlak surette inşa etme amacını bünyesinde taşımalıdır. 16 nisan'da önümüze sunulan ve bir şekilde geçirilen garabeti bir an önce tanzim edip devleti buna göre şekillendirmelidir.
toplumsal barışma, kaynaşma ve birlik beraberlik duygusunun tesisi için, kutuplaştırmacı olmayan uzlaşmacı bir siyaset. sanırım ihtiyacımız olan çoğu şeyin temelinde bu geliyor.
sonra hukuk alanında, anayasa'mızda lafzen bahsi geçen bağımsız ve tarafsız yargıyı teminat altına almalı, gerekli her türlü düzenlemeyi yapmalıdır. kanunlardaki çelişki ve çarpıklaşmayı en hızlı şekilde düzelterek toplumun her bireyinin yargıya duyduğu güven inşa edilmelidir. aksi durumun devleti yıkıma götüreceği şüphe götürmez bir gerçektir. yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının nasıl sağlanacağına dair uzun uzadıya yazmak bu başlığın konusu değildir sanırım. o kısmı pas geçiyorum. ancak düşünce özgürlüğünü teminat altına almayan bir hukuk sistemi asla ve kat'a güvenilir bir sistem değildir. bunu garanti altına alacak bir hukuk düzeni talep etmem en doğal hakkımdır diye düşünüyorum.
liyakat! türkiye cumhuriyeti'ni kimsenin babasının çiftliği olarak görmek istemeyen bir yurttaş olarak liyakatten şaşılmamasını kati surette talep ederim benden oy almak isteyen partiden. bu parti her kim olursa olsun bu değişmeyecektir.
eğitim alanında; modern, bilimsel ve laik eğitim prensiplerinin benimsenmesi, öğrencilere kuruluş döneminde verilen değerin verilmesi ve gerek akademiler gerekse ilk ve orta okullarda öğretmenlerin korkusuzca görev yapabileceği bir ortamın sağlanması, toplumsal kalkınmamızın ve muasır medeniyetler seviyesinin üstünde olmamızı sağlayacak meşakkatli ama tek yoldur. bunun tesisi, iktidarların değil devletin ve milletin bekası içindir ve elzemdir.
ekonomi alanında; ekonomi bilgisi kıt bir birey olarak, işin ehli kişilerin o kadrolarda söz sahibi olması velhasıl kelam liyakatten bahsedebilirim. özelleştirme adı altında yabancılaştırmalara kati surette karşı bir yurttaş olarak, devletin kendi öz sermayesini özelleştirme politikası izleyecekse bile yine yerli sermayeyle bu işi yapması gerektiği kanaatindeyim. hiçbir ekonomik politika sosyal devlet olma ilkesinin önüne geçmemeli ve toplum, yurttaşlar devletin varlığına güven duymalı. bu yolda canla başla çalışılmalı.
dış politikada ise; türkiye cumhuriyeti devleti'nin dünya kamuoyunda son yıllarda kaybolan itibarı tekrar kazandırılmalı, 15 yıldır bok atılan o kurucu felsefenin dış politikadaki anlayışı benimsenmeli ve kemalist diye monşer gördükleri dış politika felsefesine derhal dönüş yapılmalı ve yurtta barış dünyada barış mentalitesi ile hareket ederek, önce türkiye'nin çıkarlarına, sonra diğer milletlerin aleyhlerine olmayan yollar seçilerek dünya sahnesinde yer alan bir devlet olmak benimsenmelidir.
bunları sert bir kanaatle benimsediğine ve başaracağına inandıran bir parti, benden oy alabilecektir, 16 nisan sonrası süreçte.
parti tüzük/programını inceledikten sonra vaktim olursa yine editler veya yeni bir entry girebilirim. benden oy alıp almayacağı ise seçim gününe kadar belli olmayacak olan partidir. türk siyasi hayatına hayırlı olsundur.
Neticede sağ partidir. Her sağ partinin yapacağı gibi ülkeyi getireceği nokta eninde sonunda ak parti ile aynıdır. Hatta ak partinin sonradan bulduğu milliyetçilik damarına doğduğunda sahip olduğu düşünülecek olursa daha hızlı bile batırmları muhtemel ülkeyi. İyi parti iyi de çevresi kötü sonuçta. Ha mhp'nin daha çağdaş görüneni olabilir ama bu farkı doğuran muhtemelen bahçeli..