her ne kadar hırsızlığın her türlüsünün yanlış olduğu kabul edilse de, yadırgayamadığım eylem. olayı irdelersek yayın evi, yazar ya da bu işten para kazanan başka insanların haklarına tecavüz gibi görünse de, bilgiye ulaşmak için, parası olmayan insanların yaptıkları eylemi yanlış bulmuyorum. öte yandan bir çok farklı yöntemi olabilir evet, ücretsiz elde edebilmenin. ama belki böyle daha zevkli ya da doğru geliyordur çalan insanlara.
Çalmanın her türlüsü gibi bunu da doğru bulmuyorum. bir çocuğun yani çalma davranışının yanlış olduğunu bilmeyen birinin kitap ya da herhangi başka bir şey çalmasını mazur görebilirim, affedebilirim (çocuklarda mülkiyet duygusu yetişkinlerdeki kadar gelişmiş değildir çünkü) ancak asla bunu onaylamam, bu davranışı cesaretlendirecek her şeyden de kaçınırım ve ona bunun yanlış olduğunu anlatmak için elimden geleni yaparım. Bu davranışı desteklemek ileride daha büyük hırsızlıklara göz yummaktır çünkü. Oysa ki başkasının emeğini yok saymak, ona el uzatmak onurlu bir davranış değil bana göre.
"Mülkiyet hırsızlıktır" konusunu açacak varsa da açmasın lütfen, bu apayrı bir mevzu çünkü.
Sonuç olarak çalınan şeyin ne olduğundan bağımsız olarak çalmak kötüdür. Yalnızca aç insanların çalmasını haklı bulurum, bu da zaten onun değil, onu aç bırakıp çalmaya zorlayan hepimizin ayıbıdır. Ama kitap çalınmaz. Bilgiye ulaşmanın çok çeşitli yolları var, kitaplara da.
iki çocuğun baklava çaldığı konulu bir haberi anımsattı.
nefsinin köreltemediği bir şeye sahip olmak için çalmak. şeklen mücevher çalan ile kitap çalan arasında bir suç ayrımı yoktur hukukta. lakin taktir yetkisi diye bir güzelleme vardır ki, işte orada vicdan ve niyet devreye girer. kitabı çalan kimse bütün raftaki kitapları çalabilecek gibiydi de sadece bir tanesini çaldıysa bu ters iyi hale girebilir. baklavacı çocuklarda olduğu gibi.
toplumsal döngümüz öyle bir noktaya geldi ki kitap çalan insan gördüğümüzde sevinir hale geleceğiz.
yine de böyle bir suç vuku bulduğunda ceza vermek yerine kütüphanelere yönlendirmeler yapılabilir. bir de kütüphanelerin yetersizliği kadar içeriklerinin de yetersiz olduğu bir gerçeğimiz var ki vah ki vah. İzmir konak atatürk kültür merkezinin karşısındaki halk kütüphanesini örnek verecek olursam durum tam içler acısı. kütüphane demeye bin şahit ister. pazar günü kütüphane mi kapalı olur.
hırsızlık yanlıştır, amacınızın iyi olması bu gerçeği değiştirir mi? ya da hırsızlık gerçekten kötü müdür? iyi, kötü, doğru ve yanlış kavramlarını açıklarken de ahlaki birikimimizden yararlanıyoruz; lakin hırsızlığın yanlış olduğunu söylerken de Eflatun'un verdiği şu örnek geliyor aklıma:
amacı öldürmek olan birisinden, bir katilden bıçağını çalmak yanlış mıdır?
imana geleceğim deyip kutsal kitap çalmak yanlış mıdır?
hayat kurtarmam lazım deyip ilk yardım kitabı çalmak yanlış mıdır?
Bu kadar kütüphane, sahaf, elektronik kitap, eş, dost varken sadece açgözlülük ve çalma heyecanı ile açıklanabilir.
ben de ortaokul yıllarında çekmecem tıka basa dolu olmasına rağmen çorap çalardım. büyük, küçük, lüks, her dükkanda ustalaşmıştım. çirkin bir heyecan. sonradan dükkan işletince bunların verdiği zararın öyle ufak tefek olmadığını, nasıl sıkıntıya soktuğunu gördüm. ama çocukken bile çıkıp "vay efendim çorap büyük ihtiyaç, iyi giyim insanın kalitesidir" bilmemne diye güzellemedim.
Çalmak, her yönden kötüdür. Arkadaşım birinden ödünç al, oku, geri ver. Ne diye çalıp emek hırsızlığı yaparsınız ki. O kitabın her yerinde emekçilerin parmak izleri varken, çalamazsınız.