tek görevleri gelen hastaları hayatta tutmakmış gibi davranan doktorlara sahip kurumdur. bu yüzden plastik cerrahi ya da estetik gerektiren operasyonlar için uzak durulması gereken yerlerdir. zira ne istediğinizle, ne hissettiğiniz ya da ne düşündüğünüzle hiç ilgilenmezler.
"dertsiz insan hastanede olmaz" düsturuna tamamen karşı bir yapılanmadır. doktorundan intern'üne, özel güvenlikçilerinden otoparkçısına, gece vardiyasındaki triyajcılarından bakı birimindekilere kadar hepsi aynıdır. son 1 haftadır izmir'deki 2 devlet hastanesinde yaşadıklarım, içimdeki mağara adamını büyüttükçe büyüttü. şuracağa kusacağım.
hastenelerdeki triyaj denilen kısım, kısaca danışma kısmı oluyor. "şikayetin(iz) ne?" sorusundan sonra sizi yönlendirdikleri, acil servisin sindirim sisteminin ağzı burası. doğru yönlendirme oluyor çoğunlukla ama asıl mesele, acil servisin işleyişteki korkunç tıkanıklıkları. bu yüzden, triyajcıların "biz yollayalım da, o nasıl olsa form doldurmak için geri gelecek zaten" diyerek acil müdahale gereken hastaları yolladıklarından eminim. polikliniklere devlet hastanesinin sindirim sisteminin anüsü dersek, acil servis yemek borusu oluyor. soluk borusuyla ayrımı noktasında ise, özel güvenlikçiler var. izmir'deki 5 devlet ve araştırma hastanesini iyi bilirim. hiçbirinde hasta yakınına insan gibi davranan br güvenlikçi görmedim. ayrıca, her devlet hastanesinde polis de bulunur. yani, bu güvenlikçilerin bütün olayı acil servise giren çıkanı süzen bir çift göze sahip olmaları. bütün gün, 6-7 saat boyunca kapı açıp kapatmaktan başka hiçbir boka yaramadıklarını günlerce gördüğüm güvenlikçiler oldu geçen hafta. "annem içeride, refakatçi. şu kağıt havluları ve ilaçları ona verip çıkacağım" dediğiniz bu bir çift göz, uzaklığı neredeyse 75 metre olan yere bakıp "ara, gelsin, burda verirsin" diyor. "e, hastanın yanında kimse kalmamış olacak o zaman, onu ne yapacağız?" diye sorduğunuzda ise, alacağınız cevap "arkadaşım, uzağa çekil, orda ara" oluyor. gözlerimden çıkan şimşeklerle o an lanetlemesi için odin'e de seslendim, "bilader, bak" şeklinde başlayan yüksek sesli, kavga öncesi cümleler de kurdum ama girdinin başındaki düstur beni bu kapı açıp kapatma görevlilerinin ağzını burnunu kırmaktan alıkoydu.
acil servisin içinin keşmekeşliğine de değineceğim: acil müdahale gerekmediği belirlenen hastaların hastalıklarına göre ayrılarak gözlemli yatış verildikleri odalar var (sabit yatış değil bu, gözlem amaçlı yatış. o yüzden polikliniklere göndermiyorlar hastayı, acil servisin içinde kalıyorsunuz). bu odalardaki hastalar durumları belirsiz olanlar aslında. acil müdahale gerekebileceği belli ama polikliklere gönderip de yatış verecek kadar da durumları belirsiz. anneannem de böyleydi. ama acil servisin içinde 2 tam gün hiçbir şey yapılmadan bu odaların birinde bekledi. intern'lerin gevşekliğinden midem bulandıkça, annemi refakatçi bırakıp kaçtım, gittim hastaneden. hiçbir yetkileri bulunmayan, zaten sorumluluk da alamayan, sorunun çözümüne giden yolun doğrudan içinde bulunduğunuz hastanenin çıktılarına dayanmasını isteyen (elimde, verilmesinin üzerinden 24 saat geçmemiş, 2 farklı özel hastaneden alınmış değerler var), doktorlar ile hastalar arasında aracı olmaktan başka da bi' işe yarayıp yaramadığını bilmediğim insanlar bunlar. görevliler işte; güvenlikçiler gibi. acil 4 ünite kan verilmesi gereken, hemoglobini 5'in altına düşmüş hastaya halâ kan tahlili yapıp duruyorlar üst üste. en garibi de, 2. günün geçmesi de hiçbir müdahale edilmeden beklenirken, aldıkların kan pıhtılaştığı için tekrar tekrar kan almaları. bak, burası acil servis. acil müdahalenin olduğu, kolunu bacağı kesip gittiğinde sadece kan testi yapıp seni bi' sedye üzerinde yavaş yavaş, nefessiz kalarak ölmeye terk ettikleri yer değil; olmamalı (anneannem nefes almakta da zorlanıyordu). ama oluyor işte. anneannemin 48 saattir sedyede yatar haldeki, halsizlikten büzüşen göz bebeklerine baka baka bekledim. insan öldürmek kolay, sjw'lerden kaçmak mümkün değil. sonra "sağlıkçılara şiddet" derler, kim bilecek.
acil servis doktorları ayrı değil ama yoğunluğa göre polikliklerden aşağıya inme sıklıklarında da korkunç değişiklikler oluyor. genel cerrahi uzmanı görmeniz zaten mümkün değil (verdiğim örnekteki gibi kolunuzu, bacağınızı derin derin kestiyseniz, zaten operasyona sokuyorlar sizi, sedyede bekleşmek falan sonraki süreç). dahiliye uzmanı görmeniz mümkün ama o da günde 2 kere oluyor ve haftasonları ortada yoklar. anestezi uzmanı hiç görmedim acilde. anestezi uzmanı olma idealine sahip intern ise, çok gördüm. 2 tam gün doktor bekledikten sonra anneannemi özel hastaneye götürüp her ne zıkkımsa, şu kanı orada vermeyi de düşündüm. özel hastaneler verdikleri kanı, ünite başına 1500 lira civarında size takdim ediyorlar. 4 ünite=6 gayme. demire de 2 bin çekseler; etti 8. acil müdahaleye 8-10 bin lira hazırlamış insanın zaten devlet hastanesi bataklığında işi ne? bu mantık çıkarımını yapmam kısa sürdü ve doktoru beklemeye devam ettim. tahlil tekrarları, akciğer tomografisi, gene kan testi derken, süreç 3. günde kan vermeye ulaşabildi. devamındaki süreçte sorun yoktu; hemoglobin 7-8 arasına çıktığında odaya geçildi, tedaviye 1-2 gün de orada devam edildi ve 6. günde çıkış verildi.
devlet hastanesinin acil servisi, olsa olsa, cehennemin içindeki bir araf olabilir; evet, içindeki. ilk günlerde triyaja yakın bir yerde ayakta saatlerce bekledim. bu sırada, şikayetleriyle gelen yüzlerce hasta önümden geçiyordu. sessizce "tüp bebek tedavim var ama kanamam çok" diyen bir kadına "ne? neren kanıyor ablacım?" diye bağıranı da gördüm, maskesiz ve öksürerek gelen bir hastanın "gribim galiba" dediğini de duydum, 65+ yaştakilerin sakındıklarını, benim yaşlarımda olan hastaların ise kendilerini saldıklarını gördüm. bir hastaya, henüz şikayetini söylemek için ağzını açmamışken "amcacım, lütfen şu maskeyi at çöpe de, ben sana yenisini vereyim" diyen triyajcılar da vardı, haklarını yemem. amcanın maskesinin ipleri beyaz, maskenin dış köşeleri de beyaz ama koruması gereken yeri sapsarıydı. 4. kattan düşüp diz kapağını kıranı da, adli tabip beklerken yanındaki kadın polis ve çevresine korkak bakışlar atan, büyük ihtimalle cinsel saldırı mağduru kadınları da, civarın delisi olarak bilinen, "beni ameliyat edecekseniz de ben istemiyorum artık, beni bağlasanız durmayacağım burda!" diyerek bağıran erkan abi'yi de, koltuk altından bıçaklanmış delikanlıları da, acil servis önünde bekleşirken içerideki yakınlarının ölüm haberini aldıktan sonra ortalığı fiziksel olarak ateşe veren gariban perişanları da gördüm. 3 ölüm haberi gördüm, biri refakatçi olduğum odadaydı. annemin şu dediğini hiçbir zaman unutamayacağım: "karşı sedyedeki hasta bu sabah ölmüş sanırım. dün gece bağırarak uyandı, nefes alamıyordu. perdeyi de çektiler sonradan. dana boğazlamışlar gibi sesler çıkartıyordu". dana boğazlamak, acil serviste bile, kurban bayramlarındaki tecrübelerin ışığında bile, ölümün soğuk yüzünü şirin gösteremiyor.
tersten yazdığınızda da mantıklı olan daha etkili bir cümle varsa da ben bilmiyorum: "hastaneye derdi olan insan gelir". devlet hastanelerine (ve özellikle acil servislerine) işiniz düşmesin, düşerse de birkaç gün içinde bir daha geri dönmemeye yeminler ederek uzaklaşın hemen. uzun süreli içinde bulunduğum 3. devlet hastanesi bu. hiçbiri bir diğerine benzemediği gibi, her yeni tecrübe de hayatımdan birkaç yılı alıp götürüyor. devlet hastanesine sıçayım!
üniversite hastanesi de olsa, tamamında röntgen, ultrason, mr gibi radyolojik zıttırılar için en erken birkaç ay sonrasında randevu alabildiğiniz sağlık hizmeti uzantısı. daha bugün, birkaç saat önce bi' arkadaşın karaciğerine bakmak için yapılacak olan ultrasona eylül 2023 randevusu vermeye çalıştılar, gözlerimin önünde. arkadaş da doğal olarak "geçmiş eylül mü, önümüzdeki eylül mü?" diye sordu karşısındakine. şaka gibi ama başınıza gelince öyle olmuyor.
dna ile ilgili bir tahlile de özel hastanede 2500 lira ödediğini söyledi. devlet hastanelerinde bu zıttırıdan yapılamıyor ama doktor istiyor mesela. birkaç gün sonra "artık bizde de yapılabiliyor" demeleri de hoş olmadı. özellikle yatan hasta konumuna eriştiyseniz ve bir devlet hastanesi içindeyseniz, kusura bakmayın ama siki tuttunuz demektir. bütün devlet hastaneleri yatan hastalarına duş alamadıkları, yerleri ve klozeti kanlı tuvalet hizmeti sunan, doktorlarının hastaya doğru düzgün açıklayıcı bilgi bile vermediği kurumlar haline geleli çok oldu. özelde istediğini yaptırabilirsin ve anında. öyle 9 ay sonrasına ultrason, 5 ay sonrasına röntgen randevusu falan vermiyorlar. doğrudan "1350 lira çarpı 2 eşittir 2700 lira" diyorlar ve randevun bu maddi gücün karşısında ezilmediğini gösterdiğinde gerçeğe dönüşüyor. bi' çeşit "her kapıyı açan anahtar" işte.
siz siz olun, kan tahlili ve rutin kontroller dışında devlet hastanelerine muhtaç kalmayın. neredeyse 100 yaşındaki anneannemin bütün kontrollerini yıllardır özelde yaptırmakla en doğru kararı vermişiz ailecek. kadının bi' kan alması gerekmişti; acilinden girdiğimiz devlet hastanesinden 4 gün sonra ailecek covid olmadığımıza şükrederek çıkmıştık. şehir hastaneleri belki dağ başında olduğu için bi' miktar daha "asgari ihtiyaç karşılama merkezi" olarak çalışıyor olabilir. dağ başına işim düşmediği ve şehrin içinde çekildiğini gördüğüm eziyeti bir de şehirden kilometrelerce uzakta çekmek istemediğim için ne gözlemledim ne de deneyimledim. ama özellikle devlet hastanelerinin durumu randevu almak, bazı tahlilleri yaptırmak ve hatta doktorla görüşebilmek konularında korkunç boyutlarda içler acısı, haberiniz olsun.