1. 1
    grup maçlarının 4 ayrı ülkede oynandığı (finlandiya , israil, romanya, türkiye), şu anda çeyrek final aşamasında olan, gavurcada "eurobasket"e evrilmiş şampiyonadır.

    bu senekinden umduğumu pek bulamadım ben. başlığını da açan olmamış ama takip edenleri vardır illa ki. hem bir özel geçeyim hem de bundan sonraki maçları ya da takımları değerlendirmek isteyenler bu başlıkta yazsın, derli toplu olsun diye açayım istedim başlığını da. fiba'nın düzenlediği herhangi bir şeyin hayranı olmam mümkün değil zaten. maksat tek başlık altında yazılsın.

    grup grup değil, takım takım gideyim. sonra da bir toparlama yapar ve bitiririm.

    - almanya: dirk nowitzki'den sonra takım lideri olarak dennis schroder'i belirlemişler. devşirme bir adamı ülke milli takımına lider olarak koymayı pek sevmiyorum ben. zaten schroder de çapından büyük işlere kalkışıyor nba'de de. milli takıma liderlik edebileceğini düşünmüyorum. eskilerden robin benzing var; halâ bildiğiniz gibi. 3'lükleri ebesinin nikahından yolluyor arada bir. fena da dakika almıyor (yaklaşık 25 dakika). danilo barthel, daniel theis ve johannes voigtmann var dikkat çekenlerden. çeyrek final yaptılar ama bizi eleyen ispanya'yla eşleştiler. yarının (artık bugünün oldu) ilk maçı bu. ispanya'yı boyalı alan savunmasında engelleyebilecek bir takım değiller. rubio'yu falan belki savunabilirler ama çirkef gasol kardeşlere karşı paramparça olmaları içten bile değil. hele ki, bir de, ispanya ekstra sayı bulursa pek beklemediği adamlardan (san emeterio gibi), o zaman fark erken açılabilir. almanya'nın bu kadroyla çeyrek finale çıkması bile mucizeydi. grubu kolay olduğu için çıkabildi. ispanya'yı eleyebilseydik (hayaller), almanya'yı paramparça edebildik.

    - belçika: bizim gruptaydılar. futboldakinin tersine işleyen bir genç havuzları var. ilk maçlarında sırbistan'a 54 sayı, letonya'ya 64 sayı ve bize de 65 sayı atabildiler. tecrübe eksiklikleri her turnuvada kendini gösteriyor ama bir şekilde kendilerinden "ama çok mücadele ediyorlar" diye bahsettiriyorlar. yaşlanmayan 4 numara (daha 30 yaşındaymış) maxime de zeuuw, hiçbir zaman potansiyelini sahaya yansıtamayan, şutu olan 3-4 numara pierre-antoine gillet ve bazen garip işlere imza atıp takımı kısa süreliğine ayağa kaldırabilen genç 1 numara emmanuel lacomte var kadroda. 103 sayı atıp yendikleri ingiltere maçı haricinde, maç kazanamadılar. bir 10 yıl daha bu seviyelerde kalıp gruplardan çıkamazlar.

    - çekya: fiba halâ çek cumhuriyeti diyor adamlara, üzülüyorum. finlandiya ile birlikte böyle turnuvalarda izleyiciye sevimli gelen takımlardan. 1 numarada "eh işte" bir performansı olan tomas satoransky hariç, hiçbir kayda değer oyuncuları yok. buna rağmen romanya'yı yenebildiler. bu bile başarı.

    - finlandiya: ilk maçta balon fransa'yı 2 sayı farkla yenmeleri ile son 16'ya kalabildiler. polonya gibi kendi kalibrelerinde olan bir takımı da ıkınarak yenebildiler. yunanistan maçında iyi bir 1 numara olan petteri koponen müthiş bir maç çıkardığı için kazandılar (bence yunanistan kendini dev aynasında gördüğü için kazandılar). son 16'da da italya'ya yenilerek turnuvaya veda ettiler. sasu salin gibi "sniper" olarak adlandırılan bir 2 numaraları ve nba'de ne yapacağı kestirilemeyen, bizim semih erden'e benzeyen 5 numaraları, genç lauri markkanen var kadrolarında. sürpriz yaptılar bence son 16'ya kalarak. oynadıkları oyunu koponen hariç pek beğenmiyorum. basketbolla alakası olmayan izleyicileri keyfilendirdikleri ise aşikar.

    - fransa: turnuvanın balon takımı. ispanya'yı da böyle görüyorum ben, gasol kardeşleri bir kenara koyduğumda. grupları çok kolaydı. yunanistan'ı yenip birinci olamları bekleniyordu zaten. ilk maçta sıçarak (ya da yunanistan gibi kendilerini boy aynasında görerek) finlandiya'ya yenildiler. diğer maçların hepsini kazanıp son 16'da almanya'yla eşleştiler. almanya küçük bir farkla da olsa, kendilerini turnuvadan süpürdü. genellikle "süpürme" tabiri, basketbolda, büyük farklar ya da serileri 4-0 bitiren takımlar için kullanılır. fransa kendisini "ben hepinizden evlayım" olarak görüdüğü için büyük basketbol sevdalıları "oh olsun" demiştir bence. kadrolarında tony parker sonrası liderlik savaşı var. boris diaw bile bu savaşın içine giriyor garip bir şekilde. nando de colo mu, thomas heurtel mi, evan fournier mi, bu turnuvada çok az dakika alsa da kevin seraphin mi lider olacak; bilinmiyor. sadece kendi skoruna oynayan bir 2 numara, pota altını boyu ile ya da basketbol bilgisi ile* değil, yalnızca genişliği* ile domine etmeye çalışan garip bir 5 numara, bench katkısını sonuna kadar verebilecek bir 2 numara ve kendini göstermeye çalışan ve yer yer 3 numara da oynayabilen bir başka 2 numara birbiriyle savaşıyor adeta her maç. vincent collet iyi bir coach değil. bu yüzden de bu savaşı hepimiz görebiliyoruz. takım değiller ve basketbol oynamıyorlar bana göre. elenmelerine çok sevindim.

    - gürcistan: ilk maçta litvanya'yı yendiler. bir de israil galibiyetleri var. grupları çok zordu. ukrayna, almanya, italya ve litvanya'nın olduğu bir grupta 4. olmak çok zor. gene de zorladılar. kadrolarını pek bilmiyorum. 33'lük zaza pachulia, 30'luk yarım kaş manuchar markoishvili halâ kadrodaymış. bizim gibi eskilerin hepsini çöpe atıp yenilenmeleri gerek. yoksa aynı seviyede uzun bir süre boyunca kalmaya mahkumlar.

    - hırvatistan: turnuvanın sürpriz beklenen takımlarından biriydi. benim içinse "gruptan çıkarlar ama son 16'da elenirler" takımıydı. nitekim gruptan çıktılar ve son 16'da rusya onlara 101 attı. grupta da karadağ'ı ve macaristan'ı zar zor yenmişlerdi. potansiyeli en yüksek takımdı bence bu turnuvada. ama zamanları daha gelmedi. efes'ten bildiğimiz dario saric; 35 yaşına ve 20'sinde bile var olan ağır ayaklarına, sıfır savunmasına rağmen kadroda olan marko popovic oynayabiliyorsa, şu anda 32'inde olan geçmişin harika çocuğu*, bir turnuva daha görebileceğini düşündüğüm roko leni ukic; saygı duyduğum saf 5 numara darko planinic; 32'lik 3-4 numara marko tomas ve tabii ki takımda işler kötü gittiğinde "abi, sen topu al, ne yapıyorsan yap" denilen yıldız bojan bogdanovic vardı kadorda. bogdanovic ve saric hariç, diğerleri belki 1 turnuva daha görebilir. hırvatlar'ın olayı bu zaten: yıldız 2-3 kişiyi yaşlı kadroya monte edebilmek. futbolda luka modric nasıl entegre edildiyse, bogdanovic de 28'inde olmasına rağmen öyle monte edildi. bir sonraki avrupa basketbol şampiyonasında ispanya'yla gene aynı gruba düşüp onları paramparça ederlerse fena mutlu olurum. rusya'yla eşleşmeleri onları bitirdi.

    - ingiltere: halâ basketbol turnuvalarında "büyük britanya" diyorlar kendilerine. safi ego akıyor. bu yüzden de iticiler benim için her zaman, söz konusu basketbolsa. aynı gruptaydık. ilk iki maçı kaybettikten sonra turnuvayı bıraktılar bence. kötü bir kadroları var, her zamanki gibi. futbolda bize karşı kurdukları üstünlüğün tam tersi olarak eziyoruz kendilerini basketbolda. basketbol takımlarını geliştirmeye para harcamadıklarını düşünüyorum. katılmamalarını isterdim. onların yerine portekiz katılabilirdi.

    - ispanya: turnuvanın herkese göre favorisi. grupları çok olaydı. karadağ'a 39 sayı, romanya'ya 41 sayı fark attılar. halâ mağlubiyetleri yok. son 16'da bizimle eşleştiler ve bence foyaları ortaya çıktı: 2-3 numara savunmaları yok. içeriye zaten giremiyorsun rakip takım olarak çünkü 4-5 oynayan 2,15'lik 2 dev karşılıyor seni ve birinin yaşı 37, diğerin.n 32. yıllardır nba'de bu adamlar. zaten ispanya ve portekiz'in sportif başarılarının en az %50'si kararları etkilemek üzere olduğu için avrupa'da sevilmez bu takımlar. hele ki söz konusu basketbolsa, sahaya çıkan rakip takım "abi gene hakemlerle oynayacaklar yaae =(" diyerek depresyona girer. yahu, biz ev sahibiyiz, bizim maçta bile 4-5 kararda bu oldu. kadrolarının son demi bu tunuva. dünya şampiyonası yapılmayacak dedi fiba ama belki yapılır gene 2 yıl içinde. eğer yapılırsa, amerika 1., ispanya 2. olmasın artık. yeter. umarım almanya'yı ezdikten sonra, yarı finaldeki muhtemel rakipleri olacak letonya bunlara karşı 3'lük yüzdesi rekoru kırar ve elenirler. artık yeter. 10 yııldan fazladır izlediğimiz juan-carlos navarro, fernando san emeterio ve pau gasol oynuyor bu takımda. evet, halâ. hidayet farklı karakterde bir adam olsaydı, şu anda biz de oynatabilirdik. böyle düşünün. dediğim gibi; artık yeter. lütfen elenin.

    - israil: basketbolda hiçbir zaman bir ekol ya da potansiyelli bir takım yaratamayacak ekiplerden. yeterli bir süredir nba'de oynayan omri casspi hariç, tek bir kalburüstü oyuncuları yok. ve bu yıllardır devam ediyor. casspi öncesi daha da beterlerdi. şimdi sayı atabiliyorlar en azından. gruplarında italya'ya 48, ukrayna'ya 64 sayı atabildiler. neredeyse çıkıyorlardı gruptan, iyi ki olmadı. lütfen sizin yerinize de potansiyeli olan, basketbola yatırım yapabilen bir ülke takımı gelsin şu turnuvalara.

    - italya: israil'in tam tersi takım. her zaman basketbola yatırım yapan ülkelerden biri. oldukça eksik bir kadroyla bile çeyrek finale kadar çıkabildiler ve rakipleri sırbistan. elenecekler, orası kesin bence. israil'i ilk maçta 48 sayıda tuttuklarını görünce "yelkenler fora" dediler ve son 2 maça kadar turnuvayı pek önemsemediler. kadroları halâ güzel: marco belinelli, nicolo melli, luigi datome. aynı anda bu 3'ü de sahada olabiliyor. bizdeki gibi "yıldız olsun da, hangi mevkide oynadığı önemli değil" mantığını gütmüyorlar. bu yüzden de pozisyonları ayrışmış birkaç yıldızı sahaya aynı anda sürebiliyorlar. sırbistan'ı son 16'da geçip yarı finalde rusya'ya elenmelerini isterim ama gerçekçi düşündüğümde bu bir hayal. her turnuvada olun lütfen.

    - izlanda: finlandiya gibi basketbolu bilmeyen izleyicilerin hoşuna gidecek takım. gruplarında ilk 3 maçta ortalama hemen hemen 100 sayı yeyince turnuva onlar için bitmiş oldu. yurt dışına oyuncu göndermeyen ülkelerden birisi izlanda. bu yüzden de yaş ortalaması ve jenerasyou gelişemiyor. ben oynadıkları basketbolu sevmeyenlerdenim çünkü "koş koş, at" basketbolu, basketbolun temel niteliklerine aykırı. sevenine sabır ve bol şans dilerim. önümüzdeki 20 yılları aynı olacaktır.

    - karadağ: sırbistan'la aynı grupta olsalardı, maçlarında sertlik görebilirdik. son 16'ya bir şekilde kaldılar ama letonya'dan 100 sayı yediler, elendiler. gavurların "solid" dediği bir 5 numaraları (nikola vucevic), 2-3-4 numara oynayabilen genç yıldızları (Dino radoncic), eskimeyen 3-4 numara (Bojan dUBLJEViC) ve devşirme 1 numaraları (tyrese rice) var kadrolarında. ellerinden geleni yaptılar. 4-5 numarası basketbolu bile oyunculardan oluşmuş ekipler gözlerimi kör ediyor zevkten. keşke birkaç tane daha yıldız genç yetiştirebilseler ve şu sırbistan'ın hegemonyasını kırsalar. sevinirim. letonya onlara çok ağır geldi. karadağ'ın bir ekolü, oyuncu yetiştirme fabrikası yok. umarım ileride olur.

    - letonya: bizim gruptaydılar. litvanya'nın yıllarca arkasında kalan, güzel bir ekolleri var. genellikle 4-5 numaraları şutör ve kalın olur, 1-2 numaraları da eşleşme problemi yaratır rakip takıma. litvanya bu konularda daha komplike bir takım tabii ama letonya'nın da değeri pek verilmedi eleştirmenler tarafından. gruptaki ilk maç olması sebebiyle maça fena halde asılan sırbistan bunları yendi ve moralleri düştü. ama gene de diğer bütün maçları kazandılar ve son 16'da da karadağ'ı güle oynaya yenerek slovenya'nın rakibi oldular. slovenler onlara ters gelebilir ama umarım onları da geçip ispanya'nın yarı finaldeki rakibi olurlar. yüzüme o maçı kırmızı-beyaz boyalar sürerek bile izleyebilirim. bunun nedeni de, ispanya'nın bundan sonraki yoluna çıkabilecek en sert takım kendileri. rusya da finalde ispanya'yı yener ve düşler gerçek olur. keşke böyle olsa tabii. bu benim hayalim sadece. letonya'ya döneyim: kadroları gayet dengeli. 2,18'lik dev 4 numara, kimilerine göre nba'in yeni nowitzki'si kristaps porzingis, 35'lik, ne yapacağı beli olmayan şutör 2 numara janis blums, aralarında 3 yaş ve 17 santimetre fark olan yetenekli 1 ve saf 3 numara bertans kardeşler, 3 numarada etkisiz, 4 numarada harikalar yaratabilen hırslı janis timma, durağan oyunlarda kendini öne çıkarabilen şutör 2 numara zanis peiners ve ortalama bir 5 numara olan martins meiers var kadrolarında. fazlasıyla dengeliler. porzingis bazen kendine oynuyor ama bertans kardeşler onu kenara çekip konuşuyorlar. maçlarda bu etkileri belli oluyor ara sıra. önce slovenya, sonra ispanya'yı yenin; finalde rusya'ya kaybetseniz bile sıfır sıkıntı. hadi be soğuk adamlar!

    - litvanya: '90'larda basketbola gönül vermiş her türk gencinin favori takımı, şimdilerin "belki çeyrek final görürler" denilen takımı. gruplarındaki ilk maçı çok kötü bir şekilde gürcistan'a kaybettiler. ardından, son 16'ya kadar mağlubiyet yüzü görmediler. son 16'da garip yunanistan sloukas'ı öne atıp onların sistemini bozdu ve 64 sayıda kalarak turnuvaya son 16'da veda ettiler. içime oturdu benim bu, yalanım yok. yunanistan o eski yunanistan değil; 50 yaşındaki bourousis'ten başka pota altını domine edecek adamları yok. yazık oldu litvanya'ya. yunanistan maçlarını izlemedim, zamanım olduğunu bütün maçı izlemeyi planlıyorum. kesin hakemlerle ilgili bir sıkıntı çıkmıştır. hissiyatım ve 25 yıllık basketbol izleyiciliğim bunu fısıldıyor bana. umarım yanılırım. kadroları gene iyiydi: yaşı geçse de, hızı geçmeyecek saf 1 numara mantas kalneitis, ispanyol çirkefliğine sahip ama güzel adam olan 2-3 numara jonas maciulis, nba patentli yetenekli 5 numara jonas valanciunas, sevimli 3 numara mindaugas kuzminskas, çin'e gidip kendini harcamayı kafasına koymuş yetenekli 5 numara donatas motiejunas. birkaç da genç yetenekleri var marius grigonis ve artık pek genç olarak nitelendirilmese de arturas gudaitis gibi. keşke yunanistan'ı ezip geçeydiniz be soğuk çocuklar. hep olun böyle turnuvalarda. benim jenerasyonum (bkz: arvydas sabonis) ile büyüdü. unutmayız sizi.

    - macaristan: basketbol kültürleri yok. gene de romanya ve çekya'yı yenerek son 16'ya kalabilmişlerdi. sırbistan yaya yaya oynadığı maçta kendileri yendi ve turnuva dışına itti. potansiyel görmüyorum macaristan'da. karadağ'a bile 48 sayı atabildiler yahu. barcelona'da oynadığı için el üstünde tutulan, ne yaptığı bilinmeyen adam hanga ("adam hongo" diye okunuyormuş) ve treviso'da oynayan genç yetenekleri zoltan perl var kadrolarında. kimse kusura bakmasın, başka da bir bokları yok. gene de set hücumu yapmaya çalışıyorlar. bu bile başarı. son 16'ya kalmaları ise mucizeydi, bunu gerçekleştirmiş oldular.

    - polonya: saydam çocuklardan oluşan takım. grupta 2. maçta izlanda'ya 91 sayı atınca gaza gelip finlandiya'ya yenildiler ve şansları bitti. grupları da zordu onlar için; her maçta eşleşme problemi yaşıyorlardı. devşirme skorer gard a. j. slaughter, unicaja malaga'da iyi oynayan adam waczynski var kadrolarında. genellikle uzun bir 5 yapıp maçlarda yer aldılar ama uzun olmak, genişlik anlamına gelmediği için pota altında her ayağı iyi uzuna karşı problem yaşadılar. saydam adamları takdir ve tebrik ettim ben izlerken. iyi oynadılar, potansiyelleri eksilerdeydi, gruptan çıkamadılar. umarım ileride iyi bir jenerasyon yakalarlar.

    - romanya: kendileri hakkında pek fikrim yok, tek bir maçlarını bile izlemedim. gördüğüm kadarıyla macaristan'dan 80, karadağ'dan 86, ispanya'dan da 91 sayı yemişler. 50'li sayı atarak bitirdikleri maç sayısı 2. kötü bir hücum takımları var galiba. romanya dışına fazla oyuncu çıkaramamışlar. gidebilecekleri yere kadar gitmişler gibi hissediyorum.

    - rusya: bana göre turnuvayı kazanması gereken takım. her bölgelerinde aternatifi bol, pota altı çelik gibi bir kadroyla gelmişler. aynı gruptaydık. ilk maçı değil de, son maçı onlarla oynasaydık, yenebilirdik. oyunu her dakika kontrollerinde tutma gibi bir amaçları yok (ispanya'da bu kontrolcülük son 20 yıldır var mesela). letonya maçında bir gariplik yaptılar (ilk 5 oyuncularının birçoğu çok az süre aldı), belki de hesap kitap yapıp maçı sattılar; bilmiyorum. letonya'yı 1 numara yapmayı denemiş de olabilirler. sırbistan 1 olunca işler değişti tabii. grubu 3. biririp çapraz gruptan hırvatlar'la eşleştiler son 16'da ve 101 sayı atıp "bizi unutmayın" dediler. fena mutlu oldum. kadroları çok dengeli: tamamen planlı, programlı olarak ülke yıldızı yapılan ve bunu da oldukça hak eden aleksei shved, yedekten iyi katkı verebilecek, adam adama savunması görkemli evgenii baburin, sanki 25'miş gibi görünüp 28'lik katkı yapan, gerçekte 31'lik iyi 2 numara vitaly fridzon, shved'le aynı dönemde ortaya çıkması şanssızlık olan (ve bu yüzden de çok az süre alabilen), çirkin 1 numara dmitry khvostov, halâ kendisinden fena halde beklentim olan, 3 numarada eşleşme problemi, 4 numarada "şutu olan uzun" problemi yaratan andrey vorontsevich, ihsan bayülken'in dilinden düşürmediği "kenardan enerji getirecek oyuncu" tanımına 10 yıldır uyan sevimli 3-4 numara nikita kurbanov ve tabii de reyiz, saf 5 numara timofey mozgov. mozgov'un son 2 yılında çok az maç oynadığını ve oldukça ağır bir kas sakatlığı yaşadığını söyledi bir arkadaşım. "kas kütlesi azalmış" dedi hatta; bakınca ben de özellikle kollarının eskisi gibi olmadığını gözlemledim. ama o genişlik ve boyda olup da bileği düzgün 5 numara olmak kolay iş değil. birkaç sakatlık mozgov'u 31 yaşında bile yıkamaz. daha 2-3 turnuva oynar. çeyrek finalde yunanistan'ı ve yarı finalde de sırbistan'ı eleyin, lütfen. zaten finale kadar sakatlıksız çıkarsanız, shved ortalığı darmaduman edip ispanya'yı da eleyecektir tek başına. öptüm.

    - sırbistan: turnuvanın ispanya'yla birlikte favorisi. teodosic milli takıma gelmeyince, eleştirmenler "ispanya turnuvayı süpürür" demeye başladılar ama turnuvalar kağıt üzerinden oynanmıyor iyi ki. grupta rusya'ya yenilmeleri onları daha da hırslandırdı bence. tek mağlubiyetle grubu tamamladılar. son 16'da macaristan'ı da yaya yaya geçtiler ve çeyrek finalde italya'nın rakibi oldular. güzel maç olacak çünkü sırbistan hem en zor gruptan geldi hem de rusya hariç fiziksel mücadelesi yüksek maç oynamadı. bizimle oynadıkları maç bile italya'yla oynayacakları maç kadar sert geçmeyecektir. kadroları hoş: 3-4 numara oynayarak karşısındaki rakip oyuncunun dengesini kolaylıkla bozabilen milan macvan, enerjik saf 3 numara vladimir lucic, yaşlanmayan şutör dragan milosavljevic, önce banvit'ten, sonra da efes'ten tanıdığımız geniş 4-5 numara vladimir stimac, hızlı 1 numara stefan jovic, eşleşmenin çok zor olduğu 2 dev 5 numara ognyen kuzmic ve boban marjanovic ve tabii ki takımın yıldızı bogdan bogdanovic. bogdanovic çok garip bir oyuncu. saf 2 numara gibi görünüp 3 numaraları da savunabilen, uzun 4 numaraların bile üzerinden 3'lük sokabilen, içeriye de girebilen, durağan oynamayan, çok yönlü bir yıldız. bu yüzden zaten yıllardır euroleague'de fırtınalar estirdi. italya'nın önlemleri sert olacaktır kendisine ve sertlikle pek arası yok bogdanovic'in. başka da çıkıp 20'leri bulabilecek bir oyuncuları yok zaten. italya yenebilir sırbistan'ı ve sırbistan'ın büyük amaçları büyük hüsrana dönüşebilir.

    - slovenya: eski yugoslavya ekolünün silik temsilcisi. mağlubiyetsiz çıktılar fransa ve yunanistan'ın olduğu gruptan ama güvensizlikleri var bence. fransa'nın balon, yunanistan'ın ise oldukça yaşlı ve yeteneksiz olduğu bir grubu 1 bitirmek büyük iş değil. son 16'da da ukrayna'yı eleyip çeyrek finalde letonya'yla eşleştiler. bence onlar için yolun sonu olacak bu maç. devşirme anthony randolph, yetenekleri abartılan 1 numara goran dragic, halâ yaşlanmamış, taş gibi basketbol bilgisine sahip saf 5 numara gasper vidmar var kadrolarında. her pozisyonda karşılarındaki takıma sorun çıkartabilecek oyuncuları yok. bu da onları özelikle 3-4 numarada büyük sıkıntıya sokacaktır. letonya elenecekse bu maçta elenmeli. çünkü eğer slovenya letonya'yı elerse, yarı finalde ispanya'dan fark yiyecektir. letonya ispanya karşısında daha diri durabilir; hatta maçı bile kazanabilir bence. iyi oynayın ama kaybedin slovenler. çünkü tünelin sonu bok gibi bir yere çıkıyor sizin açınızdan.

    - ukrayna: grupları çok zor olmasa da, kapasiteleri bu kadardı. israil ve gürcistan'ı yenip gruptan çıktılar. son 16'da ise slovenya ile eşleştikleri anda onlar için turnuva bitmişti. nitekim böyle de oldu. kendi seviyelerindeki takımlara karşı iyi oynayıp skor bulabiliyorlar ama maçlar biraz zorlaşında 50'leri zor geçiyorlar. e, böyle turnuva oynayamazsın. oynarsan da bir amacın olamaz. rusya ve ukrayna dışında oynayan oyuncuları tek tük. hiçbir ekolleri ya da jenerasyonları yok; gelmeyecek de alt yaş gruplarından.

    - yunanistan: geçmişteki başarıların ve oldukça geniş oyuncu havuzunun sonuna gelen takım. artık genç nesilleri de yok. bundan sonra durumları ukrayna gibi olabilir. grupları nispeten kolaydı ama fransa'dan 95, finlandiya gibi zayıf bir takımdan 89 sayı yediler (finlandiya maçında burnuma kötü kokular geldi gene). son 16'da litvanya'ya karşı oynadıkları basketbolu bilmiyorum ama litvanya'yı elemeleri moral bozucu oldu benim açımdan. litvanya'yı maç boyu bütün çeyreklerde 10'lu sayılarda tutmaları sürpriz oldu bence. neyse ki çeyrek finalde rusya'yla eşleştiler ve basketbolda milli takımlar çapında turnuvalarda söz söyleyemeyecek hale gelecekler bundan sonra. umarım rusya elenmez tabii. yunanistan'ın litvanya maçı kasedini onlarca kere izlemeliler. yunanistan'a geri döneyim: spanoulis ve diamantidis'in sırtına binmiş bir jenerasyonu yıllarca izledik. artık yeter. 1 numarada 2 yıldızları var ve ikisini de çok beğeniyorum: nicholas calathes ve kostas sloukas. boyları biraz daha uzun olsaydı, 1-2 numara da oynayabilirlerdi yan yana ama bu durumda ikisinin de sahada aynı anda var olmaları zor. hiçbir maçta da uzun süre ikisi aynı anda sahada kalamadı. çin'e gidip paraya doyan 33'lük geniş 5 numara ioannis bourousis, şutörlüğünü hiçbir zaman en üst seviyeye çıkaramamış 2 numara nikos pappas, hareketli 4 numara oyunlarıyla rakip takımda eşleştiği oyuncuların canını en az 10 yıldır sıkan ve sıkmaya devam eden 32'lük giorgos printezis, 3 numaradan az da olsa katkı verebilen kostas papanikolaou ve bana göre devşirme olan uzun kollu, atletik thanasis antetokounmpo da var kadrolarında. jason kidd Milwaukee Bucks'ın başında olduğu için antetokounmpo'yu biraz takip edebildim. adamın nba verileri verimlilik üzerinden oldukça iyiyken, yunan mili takımında doğru düzgün süre bile alamıyor. sloukas oyun kursun, içeriye bourousis'e indirsin, top gene dışarı çıksın, printezis eşleşme sorunu çıkarsın ve sahadaysa calathes, değilse sloukas da pozisyonu bitirsin. aynı oyun kurgusunu spanoulis ve diamantidis varken de oynuyordu bunlar, şimdi de. hiçbir şey değişmemiş. antetokounmpo ile hareketli bir 2 numara oyunundan maç başı en az 40 sayı çıkartabilecek potansiyel var ama kullanmıyorlar. "eskiden yaptığımızla şampiyonluklar kazandık. oyuncular değişse bile, aynı sisteme devam" diyorlar. umarım son turnuvaları olur ve milli takımlar seviyesindeki tarihleri de uzun bir süre boyunca başarılarla anılmaz. bu kadar gelenekçi olan, gözünü, kulağını, beynini yeniliklere kapatan başka bir ülke milli takımı yok basketbolda. ispanya bile bunların yanında pir-ü pak kalıyor bu konuda. ruslar umarım yunanistan'a benim baktığım gibi bakıp da "kolay lokma" olarak görmezler.

    - türkiye: tabii lan. en sonda bizi de yazacağım. sona koydum bizi ki önceki bütün yazdıklarımı okuyun. yoksa türkiye'yi okuyup işkembeden sallayabilirdiniz bana.

    bizim milli takım son 4-5 yıldır yenilenme içinde. zaten iyi olan 17 ve 19 yaş altı milli takımlardan gelen oyuncular verim vermeye başladı. biz bu turnuvayı bir hedef koyarak oynamadık, evet ama hem bizim de içinde bulunduğumuz d grubu istanbul'da oynandı hem son 16'lar ve -yanlış bilmiyorsam- sonrası istanbul'da oynanacak. yani gençlerimiz için en iyi vitrin bu turnuva olacaktı. neden geçmiş zaman kullandım? çünkü başaramadık bunu. gruptaki maçlarda bizim klasmanımızın biraz üstündeki takımlara hep yenildik ve maç boyu geriden geldik. bunun nasıl bir yıkım etkisine sahip olduğunu bir süre de olsa lisanslı basketbol oynamış herkes bilir bu ülkede: hep bir kendi kendine motive olma zorunluluğu, hep bir daha iyi savunma yapma zorunluluğu, hep bir hücumdan boş dönme korkusu ve hep bir "savunmada adamımı kaçırırsam ya da kolay bir sayı yersek bu maç buradan dönmez" korkusu olur. bizimkilerde de böyle oldu. ihsan bayülken halâ "ilk maçı alsaydık" diyor ama bu doğru değil. rusya'yı ilk maçta yenseydik, ne ingiltere'yi ne de belçika'yı yenebilirdik. böylelikle "rusya'yı yendik ama gruptan bile çıkamadık" der, kendimizi avuturduk. hoş, şimdi de durum değişmedi, "çocuklar mücadele etti" diyoruz bol bol. bu kendini kandırmaktır.

    "biz bu turnuvada neyi yanlış yaptık?" diye soran bir kişi mi olmaz? kaan kural bile bunu sormuyor. grubun en zayıf, turnuvanın en kötü 5-6 takımından 2'sini son çeyrekteki iyi oyunlarla yendik ve gruptan 4. olarak çıktık. amacımız 4. olarak çıkmak mıydı? hayır. çünkü bir amacımız yoktu. "gençlerin a milli basketbol takımına katılması, birer parça olmaktan öte yıldızlaşmaları, eski yıldızlarla bir arada oynayıp kendi basketbol bilgilerini ve oyunlarını geliştirmeleri"ydi amaç. bunu da başaramadık. kenan sipahi kolları en uzun garddı bu turnuvada. 2 metre boyu var bir de çocuğun ve atletik yetenekleri çok iyi olmasa da, hücumda delici özelliği de var; aynı kendisinden 11 yaş büyük sinan güler gibi. oynadığımız 6 maçın 4'ünde 20 dakikaları anca bulabilmiş. hani gençleri monte ediyorduk milli takıma? cedi osman'ın 17 yaş altı milli takımlarında bile yıldız olduğunu basketbolu takip eden birçok kişi biliyor ve görüyordu. bu çocuğu biz yıllarca hidayet'in yedeği olarak beklettik. 22 yaşında böyle büyük bir turnuvada "takımın lideri" olarak aslanlara yem ettik. evet, istatistik kağıtlarını bütün maçlarda tek başına doldurdu. evet, 32 dakikadan az süre ve şans vermedik. evet, son ispanya maçında dudağını patlatan dirsek darbesi olmasaydı, turnuvadaki sayı ortalaması şu anda en az 18 civarında olacaktı. ve evet, savunmada kendisinden daha azimli, savunma düzenine daha çok uyan tek bir oyuncumuz yok. ama cedi bunları 5 yıldır yapıyordu zaten. neden şimdi "yıldızımız sensin koç, bütün toplar sende" dedik?

    böyle gençlere sırbistan, litvanya, letonya, rusya gibi ülkeler 17 yaş altı takımlarında proje olarak bakıp hemen a milli takımlarına koyuyor ve süre veriyorlar. biz cedi'ye (ki kendi jenerasyonunun tartışmasız en iyisiydi) 20 yaşına kadar 5-10 dakika arası süre verdik ve benchten getirdik. neden? çünkü önünde oynayan "abi"leri vardı. nerede ulan o abiler şimdi? biri kronik sakatım ayağına milli takıma bile gelmedi birkaç yıl boyunca (mehmet okur), biri cumhurbaşkanı danışmanı oldu (hidayet türkoğlu), bir diğeri ufuk sarıca'nın yardımcılarından biri oldu, kös kös oturuyor, hiçbir şeye müdahale edemiyor (kerem tunçeri). yanlış yaptık. şimdi de fazla sorumluluk yükleyerek başarılı olmalarını bekliyoruz bu gençlerin. ondan sonra da "sorumluluk alamıyorlar" diyerek yaftayı yapıştırıp morallerini bozacağız. böyle sistemin ağzına sıçayım.

    milli takıma antrenman eksikliğini bahane ederek gelmeyen ömer aşık, artık her yaz müzmin sakatı oynayan ersan ilyasova, siyasi düşüncelerini basketbolunun önüne koymayı basketbol oynamaktan öte bir şey olarak görüp kendini harcayan enes kanter bu takımda yoktu. olsalardı, zaten ortalama 5 dakika süren almış furkan aldemir, ortalama 11 dakika süre almış, paçasından profesyonellik akan erkan veyseloğlu ve ortalama 10 dakika süre almış, ufuk sarıca'nın her maç aslanlara yem ettiği yetenekli 4 numara barış hersek kadroda olmayacaktı. ömer 10 dakika oynayıp sıçtığında küfür edecektik; ersan iyi oynayıp 20'leri gördüğünde "aslanım benim" diyecek, sıçtığında "e, cedi'ye pas versene" diye suçlayacaktık; enes'in her kötü hareketinde "zaten fetö'cü" diyecektik. çünkü biz buyuz millet olarak. değil başımızda ufuk sarıca, herkesin istediği gibi obradovic de olsa, değişmeyecekti bu.

    son sözüm; oldukça kötü bir turnuva geçirdiğimizi düşünüyorum ben. hiçbir hedef maçta öne geçemedik, yenmemiz gereken ve bizden birkaç klasman aşağıda olan takımları da rahatça yenemedik. ispanya maçında bir şeyler değişebilir diye düşünüyordum ben ama o da olmadı. gene sertlikten yıldık, gene hakem hatalarına kafamızı çok taktık, gene coach ve bench kısmında deliler gibi sıçtık. ufuk sarıca milli takımın coachu olabileek çapta bir taktik adamı değil. evet, oyunculuğunda 15 numarasını başarılı bir şekilde sırtında taşıdı. evet, pınar karşıyaka ile şampiyon olması tam bir mucizeydi. evet, artık adı yurt dışında da "young and talented coach" olarak geçiyor. ama bunlar bir vizyon sahibi olmak, ülkedeki basketbol algısını milli takımlar düzeyinde değiştirmek demek değil. kendisi 6 maçta 3 teknik faul aldı ve hepsi de hakeme itirazdan dolayı oldu. e, hani sen profesyoneldin, sahadaki gençlere örnek, saha kenarında da iyi bir taktisyendin? demek ki a milli basketbol coachluğu sana birkaç gömlek büyük geliyormuş. hiçbir maçta doğru düzgün savunma yapamadı bu takım bir bütün çeyrek boyunca. hep dalgalanmalar yaşadık, hep hücum yönümüz aksadı. sonra da "zaten potansiyelimiz belliydi". değil işte aga. bu kadrodaki oyuncuların hepsini oraya tek tek çağıran sensin. 5 numara yedeği olmayan başka bir takım yoktu bu turnuvada. sertaç şanlı'dan başka 5 numara oynayabilecek oyuncumuz yok mu? çek 17 yaş altından gençlerden birini, çek 19 yaş altından çok yönlü bir 4 numara; tamamdır. o 34'lük erkan'ın, 33'lük sinan'ın, tek 5 numaramız 31'lik semih'in, savunma yönü hariç hiçbir artısı olmayan göksenin köksal'ın, küçük takımlara karşı "yıldız"mış gibi, büyük takımlara karşı "takım oyuncusu"ymuş gibi oynayan, şutörlüğü benden daha kötü melih mahmutoğlu'nun zerre kabahati yok bu turnuvada. onları oraya çağıranda var.

    bizim için kötü bir turnuvaydı, bitti, geçti. umarım hatalarımızı iyi analiz edebiliriz.

    turnuvanın bundan sonraki maç programı (maçların hepsi ntvspor'dan canlı yayınlanacak. maç saatlerine kendiniz bakıverin):

    çeyrek final:

    - almanya / ispanya (12 eylül salı - günün ilk maçı)
    - slovenya / letonya (12 eylül salı - günün ikinci maçı)

    - yunanistan / rusya (13 eylül çarşamba - günün ilk maçı)
    - italya / sırbistan (13 eylül çarşamba - günün ikinci maçı)

    12 eylülde oynanacak maçların galipleri kendi arasında yarı finali; 13 eylülde oynanacak maçların galipleri de kendi arasında diğer yarı finali oynayacak. yarı final maçları 14-15 eylülde oynanacak. üçüncülük ve final de 17 eylül pazar günü oynanacak.

    not: benim gibi böyle analiz kasmak için saatlerinizi bir girdiye vermeyin. ben yapıyorum diye yapmayın.
    #55681 lake of the hell | 2 yıl önce (  2 yıl önce)
     
  2. 2
    4 ayrı ülkede yapılmasına rağmen bizim bütün maçlarımızı türkiye'de oynadığımız şampiyona.
    özellikle mi öyle denk getirdiler anlamadım. niye başka ülkede oynamıyoruz ki
    #55684 morgase | 2 yıl önce
     
  3. 3
    elendiğimiz için yazmaya karar verdim hemen başlıyayım.

    öncelikle takımı tebrik ederim ufuk sarıca sayesinde takım karakter kazandı.her maçta mücadele etti,sonuna kadar (ispanya maçı hariç) yılmadı.beklenen mağlubiyeti aldığımız için çokta üzgün sayılmam aksine gasol kardeşlerle mücadele edebilme seviyesine bu takımla ulaştığımız için mutluyum.

    takım kadrosundan bahsedelim ilk defa gelen erkan veyseloğlu ve sertaç şanlı 30 lu yaşlara geldiler.(ek parantez erkan 34 yaşında).4 numaralı pozisyonda yani beşiktaşta aldığı görevin bi benzerini yapmaya çalıştı turnuvada.sertaç ise ispanya maçına iyi başladı ama gasol kardeşlere dayanamayıp ilk çeyrekte 3 faul yaptı,diğer maçlarda ise ortalamaydı performansı zaten çok dakika da almadı.

    takımı sırtlayan cedi ve semih erden (ki semihin 6 aydır takımı yoktu.) her maç en fazla süreyi alan isimlerdi hakkını da verdiler (semih için ispanya maçı hariç).

    kenan ve furkan ise genç yetenek gördüğümüz oyuncuları takımın ve bundan 4 5 sene sonrasının as oyuncuları.bunların yanına tolga geçimi de eklemek isterim.hiç bahsedilmedi ama sakatlıktan dolayı giremedi kadroya,sakatlığı olmasaydı cedinin yeri daha kolay dolabilirdi.

    geri kalanlar için ise özel bir yazıya gerek yok zaten onlardan beklenen performanslardı.

    nba oyuncusu olmadan girdik turnuvaya bunu derken nba den gelerek manasını kastediyorum.diğer bir mesele ise turnuvanın en zor grubundaydık öyle ki grubun 4 takımından 3 ü çeyrek finalde ki rusya hırvatistana fark atarak geldi kimse beklemediği halde.

    uzun lafın kısası 4-5 sonrasının as oyuncuları cedi kenan furkan ve tolga ile daha güzel işler başaracağız.
     
  4. 4
    Çok değişik bitti turnuva oldu ve bitti. Bir çoklarının şans vermediği Slovenya yarı finalde ve finalde turnuvanın en favori iki takımı yendi. Slovenya gibi bir takım için ispanya ve Sırbistan'ı yenmek çok kolay değildi ama başardılar.

    goran dragic mvp seçildi ki bence haketti. miami heat'teki performansından kat ve kat fazla oynadı bu turnuvada.

    Bu turnuvada iki takım vardı sıradışı olan, birisi Slovenya'ydı diğeri ise Rusya'ydı. her iki takım da renk kattılar, sağolsunlar varolsunlar.

    Bu arada turnuvanın ilk 5'i seçilmiş.

    Slovenya: Dragic (sonuna kadar hakketti bence)
    Slovenya: Doncic (sanırım şampiyon takım kontenjanından girdi ilk 5'e)
    Rusya: Shved (sonuna kadar hakkeden diğer bir oyuncu)
    Sırbistan: Bogdan Bogdanovic (bu herifi tartışmaya gerek yok, liste yapıyorsanız en üste bunu yazmakta hiçbir sakınca yok)
    İspanya: Paul Gasol (her ne kadar çok hoşuma gitmese de baktığınızda bu pozisyonda diğer takımlarda gasol'den daha faydalı kimse yoktu maalesef)
    #56143 11001 | 2 yıl önce
     
  5. 5
    dün akşam biten ve slovenya'nın şampiyonu, sırbistan'ın ikincisi, ispanya'nın da üçüncüsü olduğu turnuva.

    slovenya'nın dünya üzerinde en fazla sürpriz yaptığı (amiyane tabirle göt ettiği) insan ben olabilirim. önce letonya'ya yenilmelerini bekliyordum; maç sonunu iyi oynayarak, luca doncic'in en iyi maçını oynamasıyla ve letonya'nın ribaunt alamama performansıyla onları zor da olsa geçtiler. ardından "tünelin ucu onlar için bombok bir yere çıkıyor" diyerek ispanya'dan büyük fark yiyeceklerini düşündüğümü yazdım, söyledim; ispanya'ya karşı bizim de yaptığımız "rubio'yu 3'lüklerde boş bırak, diğer uzunları iyi savun ve savunma ribauntlarında hata yapma" taktiğini turnuvada en iyi uygulayan takım oldular, rubio'yu %16 (1/6) 3'lük yüzdede tuttular, gasol kardeşlere hep diş gösterdiler ve ribaunt almalarını engellediler (2'si toplamda 16 ribauntta kaldı) ve gene turnuvada ışığı pek parlamamış doncic'in savunmadaki olağanüstü çabasıyla finale çıktılar. sırbistan maçında ise, sırplar'ın kendilerinden daha alt kategoride gördükleri takımlara karşı çıldırma eşiklerini aşmalarını sağladılar. bu büyük iş işte. ispanya'yı yenmeleri de öyle, burun kıvıracak değilim ama finalde sırbistan'ı özellikle son 3 buçuk dakikada hemen hemen hiç sayı yemeden yenmek müthiş bir iş. boban marjanovic ve ognjen kuzmic'i hiçbir zaman uzun süreli olarak yan yana oynatmadı sırbistan coach'u sasha djordjevic. turnuva boyunca "cebimde 2 silahım, onlarca da mermim var" dedi ama bogdan bogdanovic ve birazcık milan macvan dışında 3. bir skor tehditi yaratamadı. bunun cezasının erken kesilmesi gerekiyordu ama finalde olabildi.

    rusya'nın çeyrek finalde yunanistan'ı hakem hatalarına rağmen ezmesi ve sırbistan'la eşleşmesi beklentimi karşıladı. ancak bu yarı final de eyyam üstüne eyyam kokuyordu. "singapurlu hakemin avrupa basketbol şampiyonası'nda ne işi var?" diyen arkadaşlarıma sonuna kadar hak verdim bu maçta. bizim maçların 2'sinde de singapurlu hakem vardı ama ben bu hataları "şimdi ev sahibini koruyoruz gibi algılanmasın, diğer takımı korur gibi davranalım biz" mantığında düşünmüştüm. ama kazın ayağı öyle değilmiş. sırbistan'ın ispanya ile 3.'lük maçı yapması ve bizim de slovenya-rusya finalini izlememiz gerekiyordu. hayır, baba ya da anne tarafımda rus yok.

    eski turnuvalara göre seyirci açısından kötü bir turnuvaydı. yabancı turist açısından da istanbul'un artık tamamen bir arap şehri olduğu düşünülürse, slovenler, ruslar, letonyalılar, sırplar ne kadar memnun olmuşlardır bu turnuvada; bilmiyorum. biz ise turnuvayı 24 takım arasından 14. olarak bitirdik ve başarısız olduk. slovenya'nın sadece hızı olan, yıllardır nba'de yıldız seviyesinde bile değerlendirilmeyip kendisine ortalama kontratlar önerilen goran dragic önderliğinde kupayı kazandığı, ispanya'nın en iyi jenerasyonuyla son kez oynadığı, yunanistan'ın basketbol tarihinden silinmesinden önce son kez "biraz da olsa güçlüyüz" mottosunu sahaya yansıtmaya çalıştığı, almanya'nın yokları oynadığı, fransa'nın balonunun erken patladığı, sırplar'ın teodosic'siz olduğu ve rusya'nın hakem gazabına uğradığı bir tunuvada en azından ilk 10'da olmalıydık. bunun da yolu gruptaki maçlarda 1-2 galibiyet daha almaktı. yapamadık. zaten yazdım bunları, uzatmayayım.

    2 yıl sonra oynanacağı öne sürülen 2019 dünya basketbol şampiyonası ve 2021'deki avrupa basketbol şampiyonası'nda sıralamada umarım daha yukarılarda oluruz. slovenya bu turnuvayı "artık bunların nba'de oynamaması gerekiyor" denilen oyuncularla kazanabiliyorsa, biz de kazanabiliriz. bilet fiyatlarını korkunç derecede pahalı yapan biletix ve organizasyondan sorumlu kişileri de öptüm.
    #56159 lake of the hell | 2 yıl önce (  2 yıl önce)