bu başlık kişiye özel bir başlıktır
-
Eski zaman kadınlarının isimleriyle derinleşen
Ve bir eski zaman şairinin dahi düşmekle dolduramadığı çukurun en derin yerinde.
Kendimi özlüyorum.
Eğer adımla müsemma olmak zehri dolaşmasaydı damarımda
Kuyumun dibinde bile ellerimi gün ışığından saklamaya çabalamazdım. -
Bir gülüşün kaç gemi batırır?
Kaç gemi pusmuştur falezli kıyılarına?
Hangi şehirdeki şavaş kadınlarının iç çekişidir soluğun?
Sen hiç duydun mu?
Bir korsanın merhametinden bahis açıldığını
Kayalarını aşındıran haberci dalgalarda
Sahi, bir korsan kaç kişidir?
Seni bulacağım ve kuşatacağım lalena
Dehşetengiz ordumla
Ve gemimi dibe çeken merhametimle
Yağma etmeden. -
Sırf birisinin nazarını celbetsin diye ortaya atılan değersiz sözlerin, demirleyecek bir liman bulamayan bir gemi gibi boşluğa karışması...
Kimin için anlam taşımadığını anımsamadan defalarca dinlediğim şarkılar, birini sevmeye devam edebilmek için gerekçeler sunan rüyalardan uyanıp tekrar uyanamayınca hatırlatıyor neyi imgelediğini.
Keşke "köpeklerden korkuyorum, dolmuş durağına kadar bırakır mısın?" diye sorduğun o sabah, önümüze çıkan köpekleri görünce koluma girdiğin an söyleseydim seni sevdiğimi.
Ama defalarca ikinci adam olmanın kazandırdığı dirençle büyüyen gururum izin vermemişti o sabah.
"Neden böyle soğuk davranıyorsun?"
"Sana olan hislerimi açıklamak hevesiyle dolu olarak geldiğim kütüphanenin bahçesinde, seni o neandertal kılıklı oğlanla liseli aşıklar gibi yürürken gördüğüm için." demeliydim, diyemedim.
Belki de maskem düşmüştür dedim.
Ölü doğmuş bir çocuktu seni sevmek artık o saatten sonra, en avaz çığlıklar bile diriltemez cansız bebek bedenini.
Düşen maskemi arıyorum uyandığım rüyanın esrikliği içinde, bulanık gözlerle.
-
taşra çocuklarının akıllarında, babalarına söylemek için derleyip, babalarının bir bakışıyla yalan olan nice uzun monologları olur.
söylenemeyen her sözcük bir taş olur, babayla evlat arasındaki uçuruma düşer.
Daha fırlatılan taşın dibe düştüğündeki takırtı duyulmadan, konuşmalar kestirilip atılır.
Taşra’nın alınyazısı budur.
Ama Birgün o taşlar uçurumu doldurur.O zaman ya buzlar erir, ya da analar bağrına taş basar. -
gökyüzüne bakmayı akıl ettim edeli; hep bir yıldız takımı çarpardı gözüme. bazı geceler beş, bazı geceler üç; ayın haleli olduğu gecelerde ise iki yıldız delerdi göğün karanlığını. bir zaman sonra, kaderim addettim o yıldızları. eğer ay haleli ise, sadece iki yıldız çarpıyorsa gözüme; hayatım rayına girmeye başlayacaktı. yani en azından, o geceyi takip eden gün için.
"hale" umudumdu. haddim olmadan, henüz sesini bile duymamışken hem de; "hale" diye tanıttım seni kendime.
şehirler arası bir otobüsün, esas gideceği şehrin yolu üzerinde bulunan önemsiz bir şehri; cam kenarından seyrediyormuşcasına yaşıyordum bu şehirde önceleri.
Şimdi ise, seni her gördüğümde; kömürlü bir trenin camından ilk defa gördüğü şehri, umutla seyre dalan "taşralı parasız yatılı çocukları" gibi hissediyorum.
Umutlu. -
haklılığımızı fısıltılarla ancak anlatabildiğimiz, hakkımızı haksızlığa düşmek tereddüdüyle arayamadığımız zamanlar bitecek elbet; dilimizin çözüldüğü ve çağların bizleri de meşru kıldığı günlere duyulan umutla yaşama tutunmamız gerek.
gençliklerini emekleri uğruna heba eden ve ardından emekleri de hiç edilen dostlarımın; bir gelecek kurmasına dahi izin vermiyorlar.harbiyeliler'den bahsediyorum.memlekete gelince görüşmek hayaliyle yanıp tutuştuğum dostumun tutuklandığı haberini aldım gelir gelmez.sana ulaşmam şu an için pek mümkün değil kardeşim, ama ilk paragrafta yazdıklarımın bugün için ne kadar kof gelse de, seni aklımdan çıkarmadığımın emaresi olsun.
"Yaraların kabuğu kolayca kaldırılıyor
halkın doğurgan dünyasına dalmakla " diyor ya İsmet Özel.
Birkaç gündür her akşam dükkana uğrayıp babamı soran, ve yüzündeki yıkıntılı ifadeyi çehresinde pek de görmediğim bir adam, bu akşam tekrar uğradı dükkana.Yoldan geçerken genç oğlunun kolundan bir çocuk edasıyla aklıma bir şüphe düştü ilkin, etraftaki insanlarla konuşurken de meselenin özünü anlamıştım:
Diğer oğlunu uyuşturucunun kollarında yitirmiş meğerse.
Gözlerinde açık seçik anlaşılmasa da, acının ardından kendini var etme gayretiyle sıyrılmaya çalışan bir intikam hissi vardı.
zor... -
Biteviyeliğe muhalif, hürce sloganlar yazan o ince bileklerin
Ne de kazınmış
Korkusuz anne serçeler gibi aklıma
Cesaretinden laf açamayacak kadar da
Şu gömülü aşkımı meşru kılamayacak kadar da korkağım oysa ki ben
Sesinde okunur hiç yazılmamış masallar
Gözlerin beni hiç tasarlanmamış renklere boyar
Buzdağı'mın su olup aktığı, altının bakır pahası olduğu gün
Hudutların tebeşir tozuyla çizildiği dünlerden
Dilimin çözülüp de çağların bizi meşru kıldığı günlere gelindiğinde
Bir zafer türküsü mırıldanacağım sessizce
Kim bilir belki o gün
Sen de seversin beni.