yasunari kavabata'nın bu oyun etrafında dönen bir romanı var. 'go ustası'. geçtiğimiz yüzyılın japonya'sında potansiyel görülen çocuklar go ustalarının yanına çırak veriliyor. oyun usta çırak ilişkisi içinde öğrenilip ustalaşılıyor. her türlü, keyifle okunan bir kitap. oyunun meraklılarına daha da çok şey anlatabilir yine de.
mö 1000'li yıllarda çin'de ortaya çıkmış olan oyun.
ms 6. yüzyılda japonya'nın çin kültürünü ithal etmesiyle beraber japonya'ya da girmiştir. tabii okuma yazma bilenler, çin kültürüyle haşır neşir olanlar genelde soylu tabaka olduğu için halka pek inememiştir bu dönemde.
japon halkı arasında popüler olması ise 17. yüzyıl gibi olmuştur.
Google tarafından geliştirilmiş, basitliğiyle öne çıkan ve paralel programlamaya önem veren bir programlama dili.
Derlemeli bir dil olup performansı c'ye yakındır. Sistem programlama alanında bir çok önemli modern proje Go dilinde yazılmıştır. (bkz: kubernetes) (bkz: docker)
Karşılaştırılabilecek modern programlama dilleri için (bkz: nim), (bkz: rust)
İki kişilik bir strateji oyunu. Siyah ve beyaz renklerdeki küçük yuvarlak taşlar ve 19*19 boyutlarında bir go tahtası ile oynanır. Siyah başlar. Taşları yerleştirerek haritadan alan kazanmaya dayalıdır. Çevrelediğiniz alan sizin olur. Tahtadaki taşlar esir alınmadıkça oyun sonuna kadar yerinde kalır. Rakibin taşlarıyla çevrelenen taş esir olur, tahtadan kaldırılır .Tüm taşlar aynı değerdedir, ancak birbirlerine göre olan stratejik konum oyunun yapısını ve gidişatını belirler. Oyuncuların yapacak hamle kalmadığına karar vermesiyle biter, oyun sonu en fazla alana sahip olan kazanmış olur. Amaç rakibi esir etmekten çok, daha fazla alana sahip olmaktır.
go kuralları çok basittir, yukarıda zaten çoğunu anlatmış oldum bile. Ancak go belki de olabilecek en karmaşık oyunlardan biri. Taşları istediğiniz yere koyabilme ve tathtanın büyüklüğü ortaya çok fazla olasılık çıkarıyor. Hatta tamamen aynı iki go oyununun asla oynanmadığı söylenir. Go yaşama benzer; kendi iç dünyanızı, kişiliğinizi ve daha önemlisi rakibinizi oynadıkça daha iyi tanırsınız. trevanian, şibumi'de, "hayat, go'nun basitleştirilmiş halidir." der.
"Satrancın barok kuralları ancak biz insanlar tarafından icat edilebilecekken gonun kuralları o kadar nezih, organik ve kati şekilde mantıklıdır ki; eğer evrenin başka yerlerinde akıllı yaşam formları varsa kesinlikle go oynuyorlardır." edward lasker (uluslararası satranç ustası)
Go bugün dünya üzerinde oynanan en eski oyundur. Efsaneye göre (swh :d ) çin kralı yao oğluna astronomiyi öğretmeye çalışır, ancak çocuk anlamaz. O da tahta üzerine taşları dizerek anlatmayı dener. Böylece Go çin'de weiqi ismiyle doğmuş olur. Oyunun kökenine ait kesin bulgular 2500 yıl önceye, çin krallarının birbiriyle savaştığı zamanlara dayanır.
Yine efsaneye göre goyu japonya'ya çin başkentinde 717-735 yılları arasında bilim ve sanat çalışmaları yürüten kibi no makibi adlı bir görevli getirdi. Makibi, Ülkesine dönerken yanına aldığı oyuna go adını verir ve bu ad oyunla beraber japonya'da yaygınlaşır. Hatta o kadar yaygınlaşır kı oyunun uluslararası adı japonca olanıdır.
Go, batıda 100 yıldır tanınıyor ancak hala büyük ölçüde asyalıların oynadığı bir oyun. Dünya'da 10 milyonu japonya'da olmak üzere 100 milyondan fazla go oyuncusu olduğu tahmin ediliyor. Anime izleyenler için (bkz: hikaru no go ).
Go'nun ortaya çıkması ile ilgili başka bir efsane (en sevdiğim) ise eski zamanlarda yaşamış bir çin kralının; oğluna disipilini, konsantrasyonu ve ruhsal dengeyi öğretmek için bu oyunu icat ettiğini söyler. Aynı zamanda eski çin generalleri savaş alanını zihinlerinde daha iyi canlandırabilmek yanlarında tahta ve çok taş taşıdıkları bunun da goyu ortaya çıkardığı söylenir. Bu efsanelerden hangisi doğru bilemeyiz ancak şunu söyeleyebiliriz ki her iki hikayede vurgu yapılan şey, gonun; kendi kişiliğini geliştirmek ve iki olgunun (rakibiniz ve siz) çarpışmasını resmetmek amacı taşıdığıdır. Oyun başladıktan sonra tahtaya yavaş yavaş "siz" yerleşirsiniz. Go iç dünyanızın izdüşümünü çizer. Kişiliğiniz oyun tarzınızı belirler.
Go sadece mantıkla oynanmaz ( yapay zekanın oynayamamasının nedeni buydu. Gerçi şuan bu değişti (bkz: alpha go) ), bu karmaşık yapıyı tam olarak anlamak kuvvetli iç güdüler ve çok fazla tecrübe gerekir. Go'da; aşırı cesaret ve korkaklık, saldırı ile savunma, güvenlik ve risk arasında mükemmel bir denge bulunur. Go ve satranç gibi diğer oyunlar arasındaki en bariz fark tamamen kazanma olgusunun olmamasıdır. Yani satranç'taki mat gibi bir durum söz konusu değildir. Kazananın tek olayı, daha fazla alana sahip olmasıdır. Bu fark bazen 1 sayı bile olabilir. Kaybeden her şeye rağmen oradadır yani, hayatın kendisi gibi.
" savaşmak, go oyununda anahtar olarak değil, sadece en son çare olarak kullanılır." (zhong-pu liu / 1078-song dönemi)
Go, yaşamın simülasyonudur. Ben her go taşını günlerle, tahtayı da yaşadıklarımızla ilişkilendirmeyi seviyorum. Ustalaşmak için bir ömür gerekebilir çünkü sınırı yoktur. Oynarken kendinizi, iç dünyanızı keşfetmenizi sağlar. Önünüzdeki tahtaya "resminizi" çizer. Yaptığınız hatalar, feda ettikleriniz, goda her zaman gözünüzün önündedir. Bir noktaya fazla ilgilenirken tahtanın başka bir bölümünü tamamen kaybedebilirsiniz. Hayatın bir noktasına harcadığınız günler, sizi sona yaklaştırırken sonradan pişmanlık yaşamamak için adımlarınızı dikkatli atmanız gerekir. Tıpkı go gibi...
ciddi anlamda az sayıda keyword'e sahip olmasına rağmen çok büyük projelerde kullanılabilen, ciddi anlamda performanslı ve google'a ait programlama dili. uber, twitch, dropbox, soundcloud gibi dünya çapında şirketlerin tercih ediyor olması bence kalitesini ortaya çıkaran şeylerden birisi.
dünyanın en kompleks oyunudur. oyun kelimesi isim amaçlı kullanılır, zira go yukarıda da yazdığı gibi hayatın bir gölgesidir. olasılık sayısı hesaplanamayacak kadar çoktur, bir kaç yıl öncesine kadar yapay zekanın oynamayı becerememesi bu analitik gerçeği su yüzüne çıkarmıştır. go oynamak için asla analitik düşünce yetmez. bildiğiniz tüm oyunlardan bir çok zeminde farklıdır, hepsinden ayrışır. üzerinde oynanan tahtaya goban denir, goban tek ve her iki oyuncuya da tamamen eşit olarak sunulan bir dünyadır, rakiplerin belirlenmiş alanları falan yoktur, siyah ve beyaz taşlar ile oynayan iki rakip taşını istediği kesişim noktasına koyabilir. her taş aynı değerdedir. dünyadaki en sosyalist normlara sahip bu oyunda rakibin taşlarını ele geçirmeye çalışmak ana amaç değildir. şiirselliğini oyun tahtasında estetik desenler oluşturarak nesnelleştirir. oyun sonunda (ki yukarıdaki girdide de belirtildiği gibi bugüne dek aynı şekilde oynanmış iki oyun yoktur) tahta üzerinde ortaya çıkan desen her zaman insana estetik bir tatmin sağlar. iki rakip arasında daha iyi olan beyaz taşlarla oynar, bu bir geleneksel saygı göstergesidir. yine iki oyuncu arasında seviye farkı fazla ise siyah oyuna handikap alarak yani gobanda seviye farkına göre (1-9 taş arası) belirlenmiş noktalara taşları konmuş olarak başlar (bu durumda ilk hamleyi beyaz yapar). en üst seviye master lara "meijin" ünvanı verilir. (sanırım her devirde dünyadaki meijin sayısı iki elin parmaklarını geçmez) bir çok rivayete, efsaneye sahiptir. ama gerçek olanlardan birinden örnek vermek isterim; usta oyuncular oyunda yaptıkları tüm hamleleri (rakibininki de dahil) hatırlarlar, bir oyunda 101. hamle esnasında kazara dağılan tahtaya iki usta da ilk hamlelerinden başlayarak tekrar tek tek hamlelerini tekrar ederek kaldıkları yere dönmüşlerdir. go insanın zekasını sorgulamaz, insanın ne olduğunu ortaya koyar. felsefesi, gelenekleri, ritüelleri, diplomasisi olan saygının en önemli unsur olarak her şeyi çepeçevre kuşattığı muazzam bir dünyadır.
'genç olmak 'ın kısaltmasından adını almış 90'lar (belki 80'ler emin olamadım) dergisi. satan sahaf, "karum'u tanıtan ilk ulusal dergi" demişti. müzik dışında politika, film vs. de vardı. benzerlerine göre daha derin bir dergiydi. o sayıyı ve yanında aldığım bir başkasını seneler önce yine bir taşınmada attım.
şimdi aradım internette alakasız şeyler çıkıyor. fanzin değil bildiğin kuşe kağıda dağıtılmış bir dergi oysa.