1. Analitik psikolojinin kurucusu.
    "tüm kaosta bir kozmoz ve tüm düzensizlikte gizli bir düzen vardır."
    0psikolog 
  2. şarkılarında güzel atıflar vardır bu dayıya, oradan aldığım gazla jung analizi yapan bir kaç kitap toplamıştım. iyi başladı, güzel gitti sonra mistisizme bağlayınca dur orada dayı dedim. rüyasında birinci dünya savaşının geleceğini görmüş bir dayı. 1000 yıl önce yaşasaydı peygamber olurdu yeminle.

    bazen sadece freud'dan uzakta durduğunu gösterebilmek amacıyla mı bu kadar uçtu diye düşündürür beni.
    #59313 mahmut | 7 yıl önce (  7 yıl önce)
    0psikolog 
  3. masalları en güzel açıklayan adamdır jung. iyisi mi, okurken einaudi dinlemeyi önereyim. bu yazıya da fairytale yakışır ancak.



    "okuyucuma günümüz düşleriyle ilgili daha fazla örnek sunmak isterdim. ama korkarım, düşlerin bireyselliği daha ayrıntılı tasvir edilmeyi, elimizdeki kısıtlı yerden de daha fazlasını gerektiriyor. bu nedenle biz, bireysel vakaların karmaşıklığıyla yüz yüze gelmeyeceğimiz ve ruh motifinin çeşitlemelerini, az çok benzersiz bireysel koşulları dikkate almadan inceleyebileceğimiz halkbilime dönelim yine.

    ruh, düşlerde olduğu gibi mit ve masallarda da kendini anlatır, ve arketipler bu doğal etkileşimde "oluşum, yeniden oluşum, ebedi zihnin ebedi eğlencesi" olarak görünürler. ruhun düşlerde yaşlı adam olarak görünme sıklığı, masallardakiyle hemen hemen aynıdır. kahraman, ancak sağlam bir düşünce ya da parlak bir fikir, yani ruhsal bir işlev ya da endopsişik otomatizm sayesinde kurtulabileceği umutsuz bir duruma ne zaman düşse, yaşlı adam görünür. kahraman dışsal ya da içsel nedenlerden ötürü gerekeni yapamadığı için, gerekli bilgi, kişileştirilmiş bir düşünce, yani öğüt verip yardım eden yaşlı adam kılığında ortaya çıkar. örneğin, bir estonya masalında, kötü muamele gören bir yetim çocuğun, otlattığı inek kaçınca cezalandırılmaktan korktuğu için evine dönmemesi ve başını alıp gitmesi anlatılır. çocuk, görünürde hiçbir çıkış yolunun olmadığı umutsuz bir duruma düşer. bitkin bir halde derin bir uykuya dalar. uyandığında, "sanki ağzında bir sıvı varmış gibi geldi ona ve karşısında, elindeki tıkacı yeniden süt fıçısına takmak üzere olan uzun ak sakallı ufak tefek bir yaşlı adam gördü. 'biraz daha içeyim!' diye yalvardı çocuk. 'bugünlük yeterince içtin,' dedi yaşlı adam, 'eğer tesadüfen buradan geçmeseydim, bu son uykun olacaktı, çünkü seni bulduğumda yarı ölüydün.' sonra yaşlı adam çocuğa kim olduğunu, nereye gittiğini sordu. çocuk ona, geçen akşam yediği dayak da dahil, anımsayabildiği kadarıyla başından geçenleri anlattı. bunun üzerine yaşlı adam şöyle dedi: 'sevgili yavrum! yaşadıkların, sevgili vasileri ve teselli kaynakları toprağın altında yatan birçok kişinin yaşadıklarından ne daha iyi ne de daha kötü. artık geri dönemezsin. bir kez evden kaçtığın için, dünyada şansını aramaya çıkmak zorundasın. ne çitim, ne çubuğum, ne karım ne de çocuğum olduğu için, sana daha fazla bakamam ama bedavadan iyi bir öğüt vermek isterim."

    yaşlı adamın o ana dek söylediği şeyleri, masalın kahramanı, yani çocuk da akıl edebilirdi. duygularına kapılıp öyle aniden evden kaçıverirken, yiyeceğe ihtiyacı olacağını düşünebilirdi en azından. böylece, durumunu yeniden gözden geçirmek zorunda kalırdı. o zaman da, bu tür durumlarda hep olduğu gibi, tüm yaşamı gözlerinin önünden geçerdi. geçmişin anımsanması, tüm ruhsal ve fiziksel güçlere ihtiyaç duyulan kritik bir anda kişilik vasıflarının bir araya toplanmasına ve bu güç birliğiyle geleceğin kapısının aralanmasına yarar. geleceği konusunda kimse ona yardım edemez, kendi başının çaresine bakmak zorundadır. artık geri dönemez. bunu bilmek, gereken kararlılığı göstermesini sağlayacaktır. yaşlı adam çocuğa bu gerçeği göstererek, onu düşünme zahmetinden kurtarmıştır. evet, yaşlı adam, bilinçli bir düşünce henüz ya da artık mümkün olmadığında,
    bilinçdışı psişik alanda kendiliğinden gerçekleşen maksatlı düşüncelerin ve ahlaki ve fiziksel güçlerin yoğunlaşmasının ta kendisidir. psişik güçlerin yoğunlaşması ve gerilimi, büyüyü andıran bir özelliğe sahiptir: iradenin bilinçli çabasından kat kat üstün olan, hiç beklenmedik bir tahammül gücü geliştirirler. bu, özellikle de yapay yoğunlaşma hali olan hipnozda deneysel olarak gözlemlenebilir: tatbiki derslerimde, bedenen güçsüz olan isterik bir kadını, bir sandalyeye başının arkasını, diğerine de topuklarını dayadığı bir pozisyonda yaklaşık bir dakika boyunca derin bir hipnotik uykuya daldırıyordum. sonunda nabzı dakikada 90'a çıkıyordu. öğrencilerim arasında bulunan güçlü bir jimnastikçi, iradesini bilinçli bir biçimde zorlayarak bu pozisyonu taklit etmeye çalıştı. fakat nabzı derhal 120'ye çıktı ve yığıldı kaldı. akıllı yaşlı adam çocuğun kendini toplamasını sağladıktan sonra, sıra iyi öğütler vermeye gelmişti, yani durum umutsuz olmaktan çıkmıştı. yaşlı adam çocuğa, yoluna devam etmesini ve hep doğuya gitmesini söyledi, yedi yıl sonra büyük dağa ulaşacak ve mutluluğu orada bulacaktı. dağın büyüklüğü ve yüksekliği yetişkin kişiliği imler. gücünü toplamış olması kararlı olmasını sağlar, başarının en büyük garantisi de budur zaten. böylece, artık hiçbir şeyin eksikliğini çekmeyecektir. "ekmek torbamı ve fıçıcığımı al," dedi yaşlı adam, "bunların içinde günlük ihtiyacını karşılayacak kadar yiyecek ve içecek olacak." çocuğa bir de yonca yaprağı verdi, çocuğun bir nehirden geçmesi gerektiğinde yonca yaprağı sandala dönüşecekti. masallardaki yaşlı adam sık sık kim, neden, nereden, nereye sorularını sorarak, insanın kendisi üzerine düşünmesini ve ahlaki güçlerin toplanmasını sağlar, sık sık da bunun için gereken büyülü tılsımı, yani iyi ve kötünün birleştiği kişiliğin bir özelliğini temsil eden beklenmedik ve ihtimaldışı bir başarıya ulaşma gücü verir. fakat yaşlı adamın müdahalesi, yani arketipin kendiliğinden nesnelleşmesi de kaçınılmaz görünür, zira bilinçli irade, kişiliği olağanüstü bir başarıya ulaşabilecek kadar birleştirmeye tek başına muktedir değildir.

    bu nedenle, arketipin yalnızca masallarda değil, gerçek yaşamda da nesnel müdahalesine gerek duyulur, zira arketip salt duygusal tepkiyi, bir dizi içsel yüzleşme ve kavrayışla engeller. bu süreç, kim, nerede, nasıl, neden sorularını ön plana çıkararak, mevcut durumun ve hedefin görülmesini sağlar. bunun sonucundaki aydınlanmanın ve yazgı yumağının düğümlerinin çözülmesinin genellikle büyüleyici bir tarafı vardır ki, bu deneyim psikoterapiste hiç yabancı değildir. yaşlı adamın kişiyi düşünmeye sevk etme eğilimi, insanlara "önce bir uyku çekmeyi" tavsiye etmesinde de görülür. nitekim, kaybolan erkek kardeşlerini arayan kıza şöyle der: "yat uyu hele; geceden daha akıllıdır sabah."

    zor durumda kalan kahramanın çaresizliğini
    de derhal görür ya da en azından ona yardımcı olacak bilgiyi sağlar. bu amaçla hayvanların, özellikle de kuşların yardımına başvurmaktan hoşlanır. cennete giden yolu arayan prense şöyle der keşiş: "üç yüz yıldan beri burada oturuyorum ama şimdiye kadar kimse bana cenneti sormadı; nerede olduğunu bilmiyorum ama yukarda, evin başka bir katında çeşit çeşit kuş yaşıyor, onlar mutlaka biliyordur." yaşlı adam, hangi yolların hedefe götürdüğünü de bilir ve bunları kahramana gösterir. karşılaşacağı tehlikeler konusunda onu uyarır ve bunlarla baş etmenin yollarını anlatır. örneğin, gümüş suyu getirmek isteyen oğlana, kaynağın bir aslan tarafından korunduğunu, bu aslanın açık gözlerle uyumak, kapalı gözlerle nöbet tutmak gibi bir hilesi olduğunu söyler (sanki bana gandalf), ya da krala şifalı su götürmek için atıyla büyülü bir kaynağa gitmek isteyen delikanlıya, oraya gelen herkesi kementle yakalamaya çalışan cadılar olduğunu söyler, bu yüzden suyu kaba, atını tırıs sürerken doldurmasını öğütler. kurtadama dönüştürülen sevgilisini arayan prensese bir ateş yakıp ateşin üzerine içi katran dolu bir kazan koymasını söyler. sonra prensesin çok sevdiği beyaz zambağı kaynayan katranın içine atmasını ve kurtadam geldiğinde kazanı kurtadamın başına geçirmesini söyler ve böylece prensesin sevgilisinin üzerindeki büyünün bozulmasını sağlar. bazen de yaşlı adamın, kral olabilmek için babasına kusursuz bir kilise inşa etmek isteyen genç prensi anlatan kafkas masalında olduğu gibi, eleştirel yargılarda bulunduğu görülür. genç prens kiliseyi inşa eder ve hiç kimse bir kusur bulamaz ama yaşlı bir adam gelir ve, "ah, ne de güzel bir kilise yapmışsınız! ne yazık ki temel duvarı biraz eğri!" der. prens kiliseyi yıktırır ve yeni bir kilise daha inşa eder. ama yaşlı adam yine bir kusur bulur, bu durum üç kez tekrarlanır. demek ki yaşlı adam bir yandan bilgi, idrak, düşünce, bilgelik, akıllılık ve sezgi, diğer yandan da iyi niyet ve yardımseverlik gibi ahlaki özellikleri temsil eder, ki bunlar onun "ruhsal" karakterini yeterince ortaya koyar.

    arketip bilinçdışının özerk bir içeriği olduğu için,
    yaşlı adam, genellikle arketipleri somutlaştıran masallardaki düşlerde, tıpkı günümüz düşlerindeki gibi görünür. bir balkan masalında yaşlı adam sıkıntı içindeki kahramanın rüyasına girer ve yerine getirmesi olanaksız görünen görevlerin üstesinden gelebilmesi için tavsiyelerde bulunur. bilinçdışıyla ilişkisi "orman kralı" olarak adlandırıldığı bir rus masalında açıkça ortaya konur. çiftçi yorgun argın bir ağaç kütüğünün üzerine oturduğunda, küçük, yaşlı bir adam kütüğün içinden sürünerek dışarı çıkar, yüzü buruş buruştu ve dizlerine dek inen yeşil bir sakalı vardı. "'kimsin sen?" diye sordu çiftçi. 'ben orman kralı och'um,' dedi minik adam." çiftçi haylaz oğlunu onun hizmetine verir. "ve orman kralı onu yanına alarak yerin altındaki o bambaşka dünyadaki yeşil bir kulübeye götürdü. kulübede her şey yeşildi: duvarlar yeşildi, sıralar yeşildi, och'un karısı yeşil, çocukları yeşildi, kısacası her şey ama her şey yeşildi. ona hizmetçilik eden su kadıncıkları da sedefotu kadar yeşildi." yemekler bile yeşildir. orman kralı bu masalda, ormanlara hakim olan bitki ve ağaç tanrısıdır, bir yandan da -su perileri aracılığıyla- sular diyarıyla da bağlantısı vardır, bu da onun bilinçdışıyla olan ilişkisini açıkça gösterir, zira bilinçdışı sık sık orman ya da suyla ifade edilir. yaşlı adamın bir cüce olarak görünmesi de bilinçdışına ait olmasıyla ilgilidir. sevgilisini arayan prenses masalında şöyle denir: "gece ve karanlık çökmüştü, yıldızlar yanıp sönüyordu, ve prenses hala aynı yerde oturmuş ağlıyordu. derin düşüncelere dalmıştı ki, bir ses duydu: 'iyi akşamlar, güzel kız! neden burada böyle yapayalnız oturuyorsun ve neden bu kadar üzgünsün?' prenses yerinden fırladı, çok şaşırmıştı. ama etrafına bakındığında, minnacık, küçücük, yaşlı bir adamcık gördü, onu başıyla selamlayan küçük adam çok candan ve mütevazı görünüyordu." bir isviçre masalında, kralın kızına bir sepet dolusu elma götürmek isteyen çiftçi delikanlı da minik bir adamla karşılaşır. cüceler kadar buzadamcıklar var, demiradamcıklar da var, hatta modern bir düşte siyah bir demiradamcıkla bile karşılaştım, bir prensesle evlenmeye kalkan aptal hans'ı anlatan masalda da olduğu gibi, yaşamın çok kritik bir anında ortaya çıkmıştı. yaşlı bilge tipinin birçok kez göründüğü, günümüzden bir vizyonlar dizisinde, yaşlı adam bir sefer normal boyutlardadır, fakat bir kraterin dibindedir ve etrafı yüksek kayalarla çevrilidir, bir başka sefer de miniciktir ve alçak, taşlı bir alanda yükselen bir dağın tepesindedir. aynı motif goethe'nin, evi küçük bir kutunun içine sığan cüce prenses masalında da vardır. bu bağlamda anthroparion'u, zosimos'un vizyonundaki kurşunadamcık'ı, maden ocaklarının demiradamcık'ını, antikçağın hünerli daktyller'ini, simyacıların homuncu-li'sini (küçük insan), heinzelmanncherı'ı, iskoçların brownie'lerini vs. de anmak gerekir. bu tür tasavvurların ne kadar "gerçek" olduğunu, dağda ağır bir kaza geçiren iki felaketzedenin güpegündüz yaşadığı ortak bir kapuzenmannchen vizyonunu öğrenince anladım; felaketzedeler kukuletalı cücenin buzlar arasındaki geçit vermez uçurumlar arasından çıkıp buzuldan geçtiğini görmüşler ve müthiş bir paniğe kapılmışlardı.

    bilinçdışının, son derece küçük boyutların dünyası olduğu izlenimine kapıldığım motiflerle sık sık karşılaşmışımdır. rasyonel olarak bakıldığında, bu izlenimin, böylesi vizyonların endopsişik şeylerle ilgili olduğuna dair karanlık bir duygudan kaynaklandığı, böyle bir şeyin kafaya sığabilmesi için çok küçük olması gerektiği sonucu çıkarılabilir. bu tür "mantıklı" varsayımlara rağbet etmesem de, tümüyle yanlış olduklarını iddia edemem. fakat küçültme eğiliminin bir yandan aşın büyütmeyle (devler!), bir yandan da, bilinçdışındaki zaman ve mekan kavramının garip belirsizliğiyle ilgili olma olasılığı daha yüksek bence. insanın oran duygusu, yani büyük ve küçükle ilgili rasyonel kavramımız kesinlikle insanbiçimcidir ve yalnızca fiziksel görüngüler aleminde değil, insana özgü alanların çok ötesindeki ortak bilinçdışı alanlarda da geçerliliğini yitirir. "küçükten daha küçük, büyükten daha büyüktür", başparmak büyüklüğünde olmasına rağmen, "dünyanın her yerini iki karış kaplar". goethe de kebirler'den şöyle söz eder: "kendileri küçüktü, ama güçleri büyüktü". yaşlı bilge arketipi de miniminnacık, neredeyse gözle görülemeyecek kadar küçük olmakla birlikte, konunun özüne inildiğinde görülebileceği gibi, yazgıya yön verecek güçtedir. arketiplerin bu özellikleri, günümüz araştırmalarında mikrofizik aleme girildikçe, muazzam enerji yoğunluğunun da o kadar arttığını gösteren atomların dünyasıyla ortaktır. en küçük şeylerin en büyük etkilere sahip olduğu, yalnızca fizikte değil, psikoloji araştırmalarında da açığa çıkmıştır. yaşamın kritik anlarında, bütün her şey sözüm ona ufacık gibi görünen bir şeye bağlı değil midir!

    arketipimizin aydınlatıcı doğası, bazı ilkel masallarda yaşlı adamın güneşle özdeşleştirilmesiyle ifade edilir. yaşlı adam yanında getirdiği meşaleyi bir kabağı kızartmakta kullanır. kabağı yedikten sonra meşaleyi de yanında götürünce, insanlar ondan meşaleyi çalar. bir kuzey amerika masalında yaşlı adam ateşe sahip olan bir büyücü hekimdir. eski ahit'ten ve hamsin yortusu mucizesinden de bildiğimiz gibi, ruhun bir yönü de ateştir. daha önce de belirttiğimiz gibi, yaşlı adam, akıllılık, bilgelik ve idrakin yanı sıra, ahlaki özelliklere de sahiptir, hatta insanın ahlakını sınar ve armağanlarını verip vermemesi bu sınava bağlıdır. bunun en belirgin örneklerinden biri, üvey kız ile evin kızını anlatan estonya masalıdır. üvey kız, itaatkar ve iyi huylu bir yetimdir. masal, üvey kızın örekesini kuyuya düşürmesiyle başlar. kız örekesinin peşinden kuyuya atlar, ama kuyuda boğulmaz, sihirli bir ülkeye varır ve yoluna devam ederken bir inek, bir koç ve bir elma ağacıyla karşılaşır ve bunların isteklerini yerine getirir. sonra bir hamama varır, hamamdaki kirli yaşlı adam, kızdan kendisini yıkamasını ister. aralarında şöyle bir konuşma geçer: yaşlı adam: "güzel kız, güzel kız! yıka beni, böyle kirli olmak çok ağrıma gidiyor!" kız: "ateşi neyle yakacağım?" "tahta kazık ve karga pisliği topla ve bunlarla ateşi yak." ama kız çalı çırpı toplar ve sorar: "suyu nereden bulayım?" yaşlı adam: "ahırda beyaz bir kısrak var. kısrağı tekneye işet!" ama kız tekneyi temiz suyla doldurur. "banyo fırçasını nereden bulacağım?" "beyaz kısrağın kuyruğunu kesip bir fırça yap!" ama kız bunun için huş ağacının liflerini kullanır. "sabunu nereden bulayım?" "hamam taşlarından birini al ve beni bu taşla ov." ama kız köye gidip sabun alır ve yaşlı adamı sabunla yıkar. yaşlı adam kızı bir torba dolusu altın ve kıymetli taşla ödüllendirir. evin kızı çok kıskanır elbette, o da örekesini kuyuya atar ama örekesini hemen bulur. yine de yoluna devam eder ve üvey kızın doğru yaptığı her şeyi yanlış yapar. ödülü de ona göre olur. bu motif o kadar yaygındır ki, başka örneğe gerek yoktur. yaşlı adamın hem ulvi hem de yardımsever olması, onunla tanrı arasında bir bağ kurma düşüncesini akla getiriyor. "asker ile kara prenses" adlı alman masalında lanetlenmiş prensesin her gece demir tabutundan çıktığı ve mezarının başında nöbet tutmakla görevli askeri tabutuna götürüp yediği anlatılır. fakat nöbet sırası kendine gelen bir asker kaçıp kurtulmak ister. "ve gece olduğunda kaçıp gitti, dağlardan, tarlalardan geçip güzel bir çayıra geldi. orada aniden uzun ak sakallı bir adamcıkla karşılaştı, bu bizim sevgili tanrı efendimizdi, şeytanın her gece yaptığı kötülüğe daha fazla göz yummak istemiyordu. 'nereye böyle?' diye sordu akadamcık, 'ben de eşlik edebilir miyim?' ve yaşlı adamcık çok güvenilir birine benzediği için asker ona kaçtığını ve bunu neden yaptığını anlattı." bunun üzerine yaşlı adam her zamanki gibi iyi öğütler verir. bu masalda yaşlı adam gerçekten de tanrı olarak sunulur, aynı naiflik, "yaşlı kral"ı antiquus dierum diye niteleyen ingiliz simyacı sir george ripley'de de görülür.

    tüm arketiplerin olumlu, yararlı, aydınlık, yukarıya işaret eden bir yanı olduğu gibi, aşağıya işaret eden, kısmen olumsuz ve düşmanca, kısmen de yeraltına özgü, ama genellikle nötr bir tarafları vardır. bu, ruh arketipi için de geçerlidir. cüce görünümünde olması bile sınırlayıcı bir küçültme anlamına gelir, aynı şey yeraltı dünyası kökenli bir bitki tanrısı için de geçerlidir. bir balkan masalında yaşlı adam bir gözünü kaybettiği için engellidir. bir tür kanatlı demon olan ler gözünü oymuştur ve kahramanın görevi, yaşlı adamın gözünü yeniden eski haline getirmelerini sağlamaktır. yaşlı adam görme yetisinin bir kısmını, yani idrakını ve aydınlığını demonların karanlık dünyasına çaldırmıştır; onun bu sakatlığı, kara bir domuza, yani seth'e bir bakış attığı için bir gözünü kaybeden osiris'in yazgısını ya da gözünü mimir'in pınarında kurban eden wotan'ı anımsatır. masalımızda yaşlı adamın üzerine bindiği hayvanın bir teke olması, onun karanlık bir yönü olduğuna işaret eder. bir sibirya masalında yaşlı adam tek bacaklı, tek elli ve tek gözlüdür ve demirden bir asayla bir ölüyü diriltir. masalın devamında, yaşlı adam birçok kez dirilttiği ölü tarafından yanlışlıkla öldürülünce, ölü de tüm şansını yitirir. masalın adı "tek taraflı yaşlı adam"dır ve gerçekten de, yalnızca bir yarıdan ibaret olmak gibi bir engeli vardır. diğer yarısı görünmezdir ama masalda, kahramanın canını almak isteyen bir katil olarak karşımıza çıkar. sonunda kahraman onun katilini öldürmeyi başarır; ama mücadele anında tek taraflı yaşlı adamı da öldürür, böylece, öldürülen iki kişinin özdeş olduğu anlaşılır. buradan çıkarılabilecek bir sonuç da, yaşlı adamın aynı zamanda da kendi kendinin zıddı olduğudur, yani hem dirilten, hem de öldürendir, hermes'in de nitelendiği gibi, "ad utrumque peritus"tur. dolayısıyla, "mütevazı" ve "iyi niyetli" yaşlı adamın ortaya çıktığı her durumu çeşitli nedenlerle kurcalamakta yarar var.

    bu durumda, ilk başta bahsettiğimiz, ineği kaçan yetim çocukla ilgili estonya masalında, tam o sırada ortaya çıkan yaşlı adamın ineği önceden kurnazca ortadan kaldırarak, çocuğa evden kaçması için mükemmel bir neden verdiği kuşkusu doğar. bu mümkündür, gündelik yaşamdaki deneyimin de gösterdiği gibi, yazgının üstün ama örtük sezgisi, cansıkıcı olaylar yaratarak, ben bilincinin aptal keloğlanı'nı dürter ve onun budalalığı yüzünden asla kendi başına bulamayacağı doğru yolu bulmasını sağlar. bizim yetim çocuk ineği elinden alan kişinin yaşlı adam olduğunu sezseydi, yaşlı adam ona kötücül bir cin ya da şeytan gibi gelirdi. gerçekten de yaşlı adamın kötü bir tarafı da vardır, nitekim ilkel büyücü hekim de bir yandan şifa veren kişi, öte yandan da ürkütücü bir zehir ustasıdır ve psarmakon sözcüğü hem panzehir hem de zehir anlamına gelir ve son kertede zehir her ikisi de olabilir.

    öğretici merlin figüründe de olduğu gibi, yaşlı adamın müphem, cinimsi bir karakteri vardır, bazı durumlarda iyinin ta kendisidir, bazı durumlarda da kötünün özelliklerine sahiptir. o zaman da, bencilliği yüzünden, sırf kötülük olsun diye kötülük yapan kötü büyücüdür. bir sibirya masalında yaşlı adam, "başının üzerindeki iki gölde iki ördek yüzen" kötü bir ruhtur. insan etiyle beslenir. masala göre, bir şenliğe katılmak için komşu köye giden kahraman ve arkadaşları köpeklerini evde bırakırlar. bunun üzerine köpekler de -"kedi evden giderse, fareler dans eder" atasözündeki gibi- bir şenlik yapmaya karar verir. şenliğin doruğunda köpekler et stoklarına saldırırlar. insanlar şenlikten dönünce köpekleri kovarlar. köpekler de vahşi ormana kaçarlar. "yaratıcı, masalın kahramanı ememqut’a dedi ki: "git de karınla birlikte köpekleri ara!'" fakat masalın kahramanı korkunç bir kar fırtınasına tutulur ve kötü ruhun kulübesine sığınmak zorunda kalır. bunu, tuzağa düşürülen şeytan motifi izler. "yaratıcı", ememqut'un babasıdır. yaratıcı'nın babası ise "kendini yaratan"dır, çünkü kendi kendini yaratmıştır. masalın hiçbir yerinde, başının üzerinde iki göl olan yaşlı adamın açlığını gidermek için kahramanı ve karısını tuzağa düşürdüğü belirtilmemesine rağmen, köpeklerin tıpkı insanlar gibi şenlik yapmalarının, daha sonra da, hiç huyları olmadığı halde, kaçıp gittikleri için ememqut'un onları aramaya çıkmak zorunda kalmasının nedeninin köpeklerin içine giren kötü bir ruh olduğu varsayılabilir; sonuçta kahraman bir kar fırtınasına yakalanmış ve kötü yaşlı adamın eline düşmüştür. ona yol gösteren kişinin, kendini yaratan'ın oğlu yaratıcı olması, ortaya öyle bir sorun yumağı atar ki, biz en iyisi bunu çözmeyi sibiryalı teologlara bırakalım.

    bir balkan masalında yaşlı adam çocuğu olmayan çariçeye sihirli bir elma verir, çariçe elmayı yiyince hamile kalır ve bir oğlan doğurur. yaşlı adamın baştaki koşulu, oğlanın vaftiz babası olmaktır. fakat oğlan, bütün çocukları döven, çobanların hayvanlarını öldüren kötü bir çocuktur. on yıl boyunca bir ismi olmaz. sonra yaşlı adam çıkagelir, oğlanın bacağına bir bıçak saplar ve ona "bıçak prensi" adını verir. oğlan macera yaşamak için uzaklara gitmek isteyince, babası uzun tereddütlerden sonra buna izin verir. oğlanın yaşamı bacağındaki bıçağa bağlıdır: bıçağı bir başkası çıkarırsa ölecektir, kendisi çıkarırsa yaşayacaktır. sonunda bıçak onun felaketi olur, çünkü yaşlı bir cadı o uyurken bıçağı çekip çıkarır. ölür, ama dostları onu yeniden hayata döndürür. bu masalda yaşlı adam yardımcı olur gerçi, ama kötü de sonuçlanabilecek tehlikeli yazgının müsebbibidir. kötülük en başından beri oğlanın habis ruhunda kendini açıkça göstermiştir.

    yine bir balkan masalında bu motifin anılmaya değer bir çeşitlemesi vardır: bir kral, yabancı biri tarafından kaçırılan kız kardeşini aramaktadır. yolculuğu esnasında yaşlı bir kadının kulübesine varır, yaşlı kadın onu kız kardeşini daha fazla aramaması için uyarır. kral, ondan kaçıp duran meyve yüklü bir ağacın peşine takılıp kulübeden dışarı çıkar. ağaç nihayet durduğunda, tepesinden yaşlı bir adam iner. kralı yedirip içirdikten sonra bir şatoya götürür. bu şatoda kralın kız kardeşi yaşlı adamın karısı olarak yaşamaktadır. kız kardeşi krala kocasının kötü bir ruh olduğunu ve onu öldüreceğini söyler. nitekim üç gün sonra kral ortadan kaybolur. bu sefer kralın küçük kardeşi onları aramaya çıkar ve bir ejderha kılığına girmiş olan kötü ruhu öldürür. ejderha aslında yakışıklı, genç bir adamdır, üzerindeki kötü büyü bozulur ve kız kardeşle evlenir. masalın başında ağaç tanrısı olarak karşımıza çıkan yaşlı adamla kız kardeş arasında bir bağlantı olduğu açıktır. yaşlı adam bir katildir. araya sıkıştırılmış bir epizotta, tüm bir kente büyü yapıp "demire dönüştürmek", yani hareketsiz, kaskatı ve kapalı hale getirmekle suçlanır. ayrıca, kralın kız kardeşini de tutsak etmekte, akrabalarının yanına dönmesine izin vermemektedir. burada, animus'un kız kardeş üzerindeki egemenliği anlatılmaktadır. yani yaşlı adam kız kardeşin animus'udur. fakat kralın bu işe karışması ve kız kardeşini aramaya çıkması, kral için kız kardeşin anima anlamına geldiğini düşündürmektedir. buna göre, yazgıyı belirleyen arketip önce kralın anima'sını ele geçirmiştir, yani anima'da kişileştirilmiş olan yaşam arketipini kralın elinden alarak, onu yitik yaşam cazibesinin, "ulaşılması çok zor hazine"nin peşine düşmek zorunda bırakmış ve böylece onu mitik kahraman, yani kendilik’in bir ifadesi olan yüksek bir şahsiyet haline getirmiştir. burada yaşlı adam kötü adamdır ve şiddet yoluyla ortadan kaldırılması gerekmiştir, ancak ondan sonra kız kardeş-anima'nın kocası, aslına bakılırsa, kutsal ensesti zıt ve aynı olanların birliğinin simgesi olarak yücelten ruh damadı olarak karşımıza çıkar. sık sık karşılaşılan bu cüretkar enantiodromi, yaşlı adamın gençleşip dönüşmesi anlamına gelmekle kalmaz, kötünün iyiyle, iyinin de kötüyle gizli bir bağı olduğunu ima eder. bu masalda yaşlı adam arketipi, hieros gamos'a (kutsal evlilik) dek uzandığı ima edilen bir bireyleşme sürecinin dönüşüm ve düğüm noktalarına yerleştirilmiş kötü adam olarak karşımıza çıkar.

    daha önce sözü edilen orman kralı'yla ilgili rus masalında, orman kralı önce iyi niyetli ve yardımseverdir, ama sonra, hizmetine giren oğlanı artık bir türlü bırakmaz, öyle ki masalın ana teması, oğlanın sihirbazın pençesinden kurtuluş yolları arayışına evrilir, fakat bu kaçış çabaları da cesurca kovalanan maceralar gibi ödüllendirilir, zira masalın sonunda kahraman kralın kızıyla evlenir. sihirbaz ise aldatılmış şeytan rolüyle yetinmek zorunda kalır."

    -
    #204335 beren and luithen | 4 yıl önce
    0psikolog 
  4. yaptığı mandala ve çizimlere ayrı parantez açmak gerekir.

    farklı bir bakış açısına sahip, felsefeci, bilim adamı ve sanatçıdır.
    #204673 copernicus | 4 yıl önce
    0psikolog 
  5. kendisi hakkında dile getirilen "mistik", "şaman", "simyager" gibi sıfatları reddetmiş, bir "bilim insanı" olduğunun altını sürekli çizmiştir.
    #205413 hortoloji | 4 yıl önce (  4 yıl önce)
    0psikolog