sadece dünya edebiyatı klasiklerini türkçe'ye çevirttirmek için verdiği teşvik bile kendisini takdir etmeye yetecek olan şahıs.
zamanla zaten çevrilmez miydi? çevrilirdi. ama öyle çeviriler olurdu ki ya kitap okumaktan nefret ederdiniz ya da kitaplara servet harcamanız gerekirdi ya da benim gibi psikopata bağlayıp "benim bir sürü dil öğrenmem lan!!!" derdiniz.
ayrıca sayesinde "klasik" adı verilen eserlere neden klasik dendiğini de daha iyi anlamış oldum. adamların yazdığı şeyleri günümüz dünyasında bile görebiliyoruz rahatça. torunlarımızın torunları da aynı şeyleri okuyunca benzer duygulara kapılacaklar bence. eğer 1000 yılda dünya hiç değişmediyse önümüzdeki 1000 yılda da değişmez. önemli olan her bin yılda okunacak eserler bırakmak.
Çeviri ekibiyle bir kısmını Türkçe’ye bizzat çevirdiği ve kalanını çeviren ekini yönettiği Hasan Ali Yücel serisi eserlerinden çoğu kitapseverin kütüphanesinde mevcuttur. 1938-1946 yılları arasında milli eğitim bakanlığı yapmıştır. Can yücel’i Yetiştirmiş. daha ne olsun? İyi ki yaşamış bu topraklarda. ( buradan sonrası için kaynak : www.meb.gov.tr/... )
3-2.4 Köy Enstitüleri
17 Nisan 1940'ta Köy Enstitüleri yasası çıkarılarak Köy Enstitüleri kurulmaya başlanır. 1942-43 öğretim yılında, bu okullara öğretmen, yönetici, gezici başöğretmen, ilköğretim müfettişi ve kesim müfettişi yetiştirmek için, Hasanoğlan Köy Enstitüsü bünyesinde Yüksek Köy Enstitüsü kurulur.
Sayıları zamanla 21'i bulan Köy Enstitüleri, 1944'ten sonra yılda ortalama 2000 öğretmen yetiştirmiştir. Ne var ki, 1946'da bu öğretim kurumları -tartışma konusu olmaları nedeniyle kapatılmıştır.
(bkz: öğretmen)
aslında tek kelime yeter hakkında tanım yapmak için. o eskinin idealist olan öğretmenlerinden biri, 2. celal bayar hükümetinde bakanlık yapmış, açtığı köy enstitüleri ile yepyeni ufuklar açmış 7 buçuk yıl bakanlık yaptıktan sonra istifa edip gazetecilik de yapmış, ufku geniş ve alabildiğine öğretmen... yani tanım hep orada düğümleniyor ya da başa dönüyor diyelim.
atatürk'ün başlattığı aydınlanma hareketini en güzel şekilde devam ettirerek cumhuriyet'in sembol isimlerinden biri haline gelen eski milli eğitim bakanı. tartışmaları halen ara ara devam etmekte olan köy enstitülerinin kurucusu. atatürk'ün vefatının ardından kaleme aldığı "yaşadıkça o'nu taşıyacaksın" isimli yazı ise okuyan herkesin burnunun direğini sızlatmakla kalmayıp belki de hem hasan ali yücel'i hem de atatürk'ü bilincimizde daha kıymetli bir yere taşıyacaktır. sözlükte daha önce yazılmadığını farkettiğim için de buraya ekliyorum.
"Biliyor musun, bu ağaçtan kolunu tutarak taşıdığın tabutun içinde kim var? O insan mı? Olamaz. O bir cihandı. Fezalara sığmamalıydı; nasıl bir soğuk mahfazanın içinde durabiliyor? Oraya niçin girdi, nasıl girdi? Biliyor musun? Bilemezsin! Anlayamazsın. Sen bu muammayı çözemezsin! Önüne bak, işine bak. Taşı, o cihanı bu tabutun içinde belleyerek taşı.
Sen onu daima kendi arzularına göre yürür ve yaşar görmüştün. Şimdi O, hareketlerini sizin iradelerinize bırakmıştır. İstediğiniz yere koyup dilediğiniz yere kaldırıyorsunuz. Mukavemet etmiyor, hayır demiyor. Kendini size terk etmiş gibidir. Niçin? Niçin bu hür, hareketlerine sahip insan, hürriyetinden ve iradesinden vazgeçmiştir? Zihnini yorma; halledemezsin. Taşı, senin götürmek istediğin yer, şimdi O’nun gitmek istediği yerdir. Gözlerinin nemini kurutmadan, bol bol göz yaşı dökerek O’nu taşımak, vazifendir. O kadar! Sen onu yap ve başka şey sorma!..
Taşı!..
Taşı O’nu… Bir cihan götürüyorsun. Cihanlar yaratan bir insan götürüyorsun. Korkma, ezilmezsin. O, kendini ezilmeden taşıtmak için sana kendi kudretinden vermiştir. Başka şey düşünme. Dikkat et, bu tabutun içindeki varlığında da O seni taşıyor. Sen kendini taşıyor gibisin. Karanlık meçhullere dalma. Ellerinin üstünde en büyük hakikati götürüyorsun. O’na bütün katılığı, bütün acılığıyla dokunmaktasın. Buna mazhariyet her zaman mümkün olmaz. Kadrini bil. Başını önüne eğ. Gözlerinin yaşını silmeyi düşünmeden O’nu taşı! Taşı, omuzlar üstünde en büyük hakikati taşımaktasın. Sen de bir yanından tut ve taşı!…
Bırakma zaman dar; çünkü hayat kısadır. Bu kısa mesafelere sonsuzluğu sığdırabilmek, herkese müyesser olmaz. Taşı, omzunda bir nâmütenahilik olduğunu bilerek taşı. Asırlar götürüyorsun. Bu ağırlık ondan. Asırlar ve asırlar, O’nda bir hayat olmuştu; O’nun yarım asrı birkaç yıl geçebilmiş ömrüne sığınmıştı. Gaflet etme; bir tarih taşıyorsun. İstikbal olmuş bir mazi götürüyorsun. Maziyi istikbale naklediyorsun. Taşı; yükün ağır, fakat paha biçilmez bir kıymettedir. Taşı; O’nu taşıyarak sen de tarih oluyorsun. Bunu bilerek taşı!….
Yer nemli, gök nemli, gözlerin nemli. Bu ıslak hava içinde kaskatı ve kupkuru bir şey taşımaktasın. Üzülme. Maddenin ve ruhun bu çiseleyen yaşlarıyla o katılık yumuşuyor. O kuruluk yavaş yavaş yok oluyor. Hissetmiyor musun, taşıdığın cansız şeye yepyeni, başka bir hayat gelmektedir. Ve onun için değil midir ki O’nu taşırken bu hayat sana da sirayet ederek o aziz yükün altında dipdirisin. Canlısınız; taşınan da, taşıyan da. Ölüm artık siliniyor. Fanilik beka ile omuz omuza… Bu kadar yakınlık içerisinde O’nu hayatta hissetmiyor musun? Taşı; bir ölü değil, bir diri taşıyorsun. Hayatın kendini taşıyorsun. Taşı. O’nu taşıyarak yaşayacaksın. Yaşadıkça O’nu taşıyacaksın. Taşı, Taşı!…."
Köy enstitülerinin kurucusu ve can yücel'in babası olarak bilinse de maarif vekili (milli eğitim bakanı) olduğu dönemde, yani çok partili dönemin hemen öncesinde "birinci türk neşriyat kongresi" kararıyla kurduğu tercüme bürosu sayesinde cumhuriyetin genç kuşaklarının batı ve dünya klasiklerine erişimini sağlayan kültür insanı. İş bankası kültür yayınlarındaki Hasan Ali Yücel klasikleri dizisi de adını buradan alır.
Konu hakkında en kapsamlı (ayrıntılı, eleştirel ve somut örnekler üzerinden giden) kitaplardan biri şehnaz tahir gürçağlar'ın çeviri tarihi alanında amentü sayılması gereken doktora tezidir. Bu Metnin kısaltılmış ve Türkçeye çevrilmiş baskısını iş Bankası kültür yayınlarında "Türkiye'de çevirinin politikası ve poetikası, 1923-1960" adıyla Tansel Demirel çevirisinden okuyabilirsiniz. Bu kitap Yalnızca kültür politikalarıyla ilgilenen okurlara değil, erken Cumhuriyet döneminde özel yayınevleri kurulmadan önce ve kurulurken edebiyat piyasasının nasıl şekillendiğini merak edenlere de çok şey anlatır.
18. milli eğitim bakanımız. ülkemizde milli eğitim bakanlarının görevde kalma süresi ortalama 1.3 yıl iken milli eğitim bakanı olarak 7 buçuk yıl görev yapmıştır ve bu onu görevinde en uzun süre kalan milli eğitim bakanı yapmıştır.
CHP içindeki bir takım zevatın Köy Enstitülerinin kapanması gerektiği yönündeki görüşlerine tepki olarak, milli eğitim bakanlığından 05 Aralık 1946'da istifa etmiştir.
Yerine getirilen Reşat Şemsettin Sirer; Hasan Ali Yücel'in kurduğu ve aydınlık nesillerin yetiştiği, öğrencilerin dünya klasiklerini okuduğu, okul yönetimine öğrenci temsilcisi seçtiği Köy Enstitülerini birer birer kapatmıştır. Her köyden bir muallim çıkaran cumhuriyet; bu saçmalıklar yüzünden "her mahalleden bir milyoner" çıkartma yoluna itilmiştir. Üstelik her ilçeye bir imam hatip kampanyasıyla birlikte!
hasan ali yücel'in kültür yayınları'ındaki o çok çok değerli ön sözünü olduğu gibi aktarıyorum:
"hümanizm ruhunun ilk anlayış ve duyuş merhalesi, insan varlığının en müşahhas şekilde ifadesi olan sanat eserlerinin benimsenmesiyle başlar. sanat şubeleri içinde edebiyat, bu ifadenin zihin unsurları en zengin olanıdır. bunun içindir ki bir milletin, diğer milletler edebiyatını kendi dilinde, daha doğrusu kendi idrakinde tekrar etmesi; zekâ ve anlama kudretini o eserler nispetinde artırması, canlandırması ve yeniden yaratmasıdır. işte tercüme faaliyetini, biz, ehemniyetli ve medeniyet dâvamız için müessir bellemekteyiz. zekâsının her cephesini bu türlü eserlerin her türlüsüne tevcih edebilmiş milletlerde düşüncenin en silinmez vasıtası olan yazı ve onun mimarisi olan edebiyat, bütün kütlenin ruhuna kadar işleyen ve sinen bir tesire sahiptir. bu tesirdeki fert ve cemiyet ittisali, zamanda ve mekânda bütün hudutları delip aşacak bir sağlamlık ve yaygınlığı gösterir. hangi milletin kütüphanesi bu yönden zenginse o millet, medeniyet âleminde daha yüksek bir idrak seviyesinde demektir. bu itibarla tercüme hareketini sistemli ve dikkatli bir surette idare etmek, türk irfanının en önemli bir cephesini kuvvetlendirmek, onun gelişmesine, ilerlemesine hizmet etmektir. bu yolda bilgi ve emeklerini esirgemeyen türk münevverlerine şükranla duyguluyum. onların hizmetleri ile beş sene içinde, hiç değilse, devlet eli ile yüz ciltlik, hususi teşebbüslerin gayreti ve gene devletin yardımı ile onun dört beş misli fazla olmak üzere zengin bir tercüme kütüphanemiz olacaktır. bilhassa türk dilinin, bu emeklerden elde edeceği büyük faydayı düşünüp de şimdiden tercüme faaliyetine yakın ilgi ve sevgi duymamak, hiçbir türk okuru için mümkün olamıyacaktır."
eğitimi, öğrenmeyi bu denli yücelten ve bu uğurda canla başla çalışan vekillerden nerelere geldik... şu vizyona bakın, bir de affedersiniz malum şahsın vizyonuna...