Eskiden sokaklarda bulunurdu. Herkes bu telefonlardan konuşur, haberleşirdi. Şimdi ise yerini akıllı telefonlara bıraktı. Tarihin tozlu köşelerinde yerini aldı.
sarı demirden kulubelerin içinde olurdu ankesörlü telefonlar. gecenin ilerleyen saatlerinde tuvalet olarak kullanılırdı. sidik kokusundan önünden geçilmezdi telefon kulübelerinin. konuşmak ne mümkün. bitti kurtulduk.
ankesör, kumbara demektir. Para ya da jeton sayan elektromekanik bir sistemdir. Bazı ülkelerde jeton değil, bizzat paranın kendisini sayar.
Bizde 80 li yıllarda enflasyon ve zam günlük hayatta en çok kullanılan kelimelerdendi ve paraya göre konuşma hakkı veren bir ankesörlü telefon mümkün değildi. O nedenle üzerinde ptt yazan jetonlar satılırdı. Jetonlar, taklit edilememesi için özel şekilde yapılmış kanallar bulunan metal yuvarlaklardı.
Telefonlar üç farklı büyüklükte jeton kullanabilirdi fakat piyasada sadece büyük jeton ve küçük jeton bulunurdu.
Ankesörlü telefon denen lanet makineler jetonla beslenen minik ejderhalardı. Jeton yutardı bu namussuzlar ve bu yüzden çok dayak yerlerdi. Normalde küçük jeton şehir içi aramalar için kullanılırdı ama telefonların bu pis huyu nedeniyle şehirler arası aramalarda da önce küçük jeton atılırdı, karşı taraf telefonu açar açmaz büyük jeton girişinde bekletilen jeton delikten aşağı salınırdı. Önceden atılan ve çok daha pahalı olan büyük jetonu telefonun yutması insanın içine otururdu ve telefon için kaçınılmaz bir dayak sebebiydi. Telefonu Dayaktan kurtaran tek şey telefonun önündeki kuyrukta bekleyen diğer insanlar olurdu. Evet ya, ankesörlü telefonların önünde kuyruk olurdu çünkü çalışan Ankesörlü telefon bulmak zordu. İnsanlar telefonları kendi ahizeleri ile dövdüğü için genellikle ahize kırık olurdu.
Bazen jeton takılır, arayan kişi saatlerce konuşabilirdi. Bu durumda telefon kuyruğu gittikçe uzar, arkada söylenenler ve müdahale edenler olurdu. Sırada bekleyen kişi hariç. Çünkü onun içinde bir umut olurdu. Takılan jeton, ahizenin yerine konulması ile takıldığı yerden kurtulur ve mucize sona ererdi. Bu yüzden jeton takıldığında racon, arayan kişinin değil aranan kişinin telefonu daha önce kapatmasıydı, böylece ahize yerine konmaz ve takılan jeton ile arama yapmaya devam edilebilirdi. "Anne sen kapat, jeton takıldı arkadaş da konuşacak" işte kuyruğun en önünde bekleyen kişinin ümidi buydu. Elbetteki o takılan jeton, konuşma sırası bir abdestsize denk geldiğinde takıldığı yerden kurtulurdu.
Öğrenci milleti başta olmak üzere, ankesörlü telefonları beleşe kullanmak için çeşitli yöntemler geliştirilmişti. Jetona delik açıp ip bağlamak, kenarına uhu sürüp atmak, üzerine sakız yapıştırmak, alternatif olarak daha ucuz olan atari jetonu kullanmak, tenekeden jeton yapmak bireysel yöntemlerdendi. Ankesörlü telefonun hat kablosuna iki adet toplu iğne sokup paralel telefon bağlamak ise daha sofistike hile yöntemlerindendi. O nedenle kablo içerisine toplu iğne saplanamasın diye ankesörlü telefonların kabloları metal boru içerisinden geçirilirdi.
Jeton hileye ve arıza vermeye açık bir sistem olduğu için yerini manyetik şeritli kartlara bırakmıştı. Fakat hilebaz vatandaşlarımız manyetik şerit üzerine teyp kasetinden (tape diyen dilleri eşek arısı soksun) kestikleri şeridi yapıştırmayı deneyerek kontör canavarına evrilen bu amansız makine ile mücadelelerini kahramanca sürdürdüler.
Şimdilerde kapitalist sistemin prangası olan kredi kartı ile çalışıyor bu makineler. Cep telefonları çıktığından beri eskisi kadar dayak yemiyorlar. vandalizm kavramı göz önüne alınarak üretildikleri için de bağışıklık sistemleri güçlendi.
Bonus: bu telefonların kız çocuklarının namusuna sahip çıkma gibi bir misyonu da vardı. Öğrenci yurtlarında bulunan ankesörlü telefonların numaraları üzerine yazılırdı, bu sayede çocuklarını yurda veren aileler o numaradan arayıp çocuklarının fiilen yurt binasının içinde olduğunu doğrulayabilirdi.
bu telefonlardan 166 aranıp masal dinlenirdi. az mı jeton harcadım masal dinlicem diye. baktığında ne saçma ayaktasın, elde ahize birisi masal anlatıyor...çocukluk işte.
İlk ve son kez ilkokulda telefonumu evde unuttuğumda kullanmıştım. Güvenpark'ta bu telefonlar için kart satan bir amca vardı. Hala var sanırım, pek dikkat etmedim. Kartımı lisede kaybedince de üzülmüştüm, ben onu hep yanımda tutuyordum, bir gün ankesörlü telefona ihtiyaç duyma olasılığım heyecan veriyordu. Hoş, başıma kötü bir şey gelmiş demektir ya bu, neyse. Bir de küçükken metroda bulunanlarına kafamı sokmak isterdim, bazen yapar hemen bizimkilerin yanına koşardım. Gidip bakayım güvenpark'taki amcaya, bi kart alıp arayayım arkadaşı da gönül rahatlığıyla kahverengi şeffaflığın tadını çıkarayım bari.