kurgu eserlerde karakterler ile okuyucu, izleyici arasında durduğu varsayılan hayali sınır. tiyatro sahnelerinde seyircinin bir odanın dördüncü duvarı hizasından oyunu izlediği benzetmesinden türemiştir. sahnenin varolan üç duvarının dışında seyirci ile sahne arasında sadece oyundaki karakterlerin gördüğü bir duvar varmışcasına hareket edilir. bu duvar dördüncü duvardır.
edebiyatta dördüncü duvar, anlatıcının birinci tekil şahıs olduğu durumlarda gizlice kırılır (kime anlatıyorsun ?). burada anlatıcı açıkça belirtmeden tüm hayatının dışarıdan izlendiğinin farkında olduğu bir dille konuşur. edebiyatta dördüncü duvarın doğrudan kırıldığı eserlerde anlatıcı okura seslenir. orhan pamuk 'un benim adım kırmızı 'sı buna örnektir.
birinci ağızdan anlatımlarda dördüncü duvarı kırmamanın en yaygın çözümü,h.p. lovecraft 'ın öykülerinde çokça yaptığı üzere, eseri günlük, anı vs ağzıyla yazmaktır. okuyucu korku öyküsünün "ve şimdi bu satırları tamamlarken yaklaştıklarını da duyuyorum" benzeri satırlarla tamamlanmasıyla öykü evreninin izolasyonuna ikna edilir.
sinemadaki "found footage " tarzının dördüncü duvarı koruduğu mu, güçlendirdiği mi tartışma konusudur. son yılların popüler dizisi "house of cards " yine duvarı kıran anlatımıyla dikkat çekmiştir.
marvel çizgi roman kahramanlarından deadpool bir çizgi romanın içinde olduğunun farkındadır ve bunu sık sık dillendirir. bu yüzden kendi evreninden deli olduğuna hükmedilir.
geride kalan üç duvarın ardından, kapalı bir kutuya sıkışıp kaldığınızın kanıtı olarak karşınıza çıkan duvardır. nereden başlarsanız başlayın saymaya, dördüncü duvarın gelişi, duvarların ardında kalan her şeyle bağlantınızın kopacağı anlamına gelir. bu yüzden dört duvar arasında kalmak, yıkılan duvarların altında kalmaktan daha beterdir.