Pozitif ya da negatif bir amaçla bireyleri sahip oldukları üreme organlarına göre ayrıştırma.
"Senin penisin olduğu için bana otobüste yer vermelisin" ya da "senin vajinan var o yüzden araba kullanamazsın". Her iki durum da kuşkusuz cinsiyetçilik barındırır.
Ne sandalyemi çeken erkek isterim karşımda ne de beni kadın olduğum için hor gören.
Ne "Erkekler ağlamaz" diyerek kocaman yükler yüklerim omuzlarına ne de kırmızı güller beklerim masamda.
Seksizm tüm cinsiyetler için var ve herkes dahil bu ayrıma. Hem hepimiz uygulayanı oluyor hem de maruz kalıyoruz. Bazen nezaket adı altında bazen de tamamen iyiniyet ile, ancak çoğu zaman karşı tarafı ezmek, incitmek ve aşağılamak için yapılıyor ne yazık ki. Çoğu zaman mağdur kadın ancak bazen de farkında olmadan kendini bu duruma sokan yine kadın.
Kromozomlarımızdan kaynaklı özelliklerimize bu kadar anlam yüklemeye gerek var mı? Evet erkekler fiziksel olarak daha güçlüdür ama kadınlar da duyusal olarak daha gelişmiştir. Kadın doğurganlığı yüzünden bazı noktalarda erkek kadar güçlenememiştir evet ama erkek de insan yetiştiremez kadın kadar iyi.
Ama yumurta da kendi kendine döllenmiyor nihayetinde. Siyah beyaza beyaz da siyaha hakim. Sonuç "insan". Vajina ve penis işin sadece eğlencesi, hepsi bu.
Her türlüsünün illet ettirdiği iğrenç durum.Özellikle kadınlara yapılanı öh getirtti.Sen kadınsın yapamazsın, sen kadınsın otur aşağı sen kad... Ee yeter be yahu yaptığınız her şeyi sizden daha iyi yapıyoruz biz çokta bir şey istemiyoruz eşit olsak bize yeter neyin sidik yarışı bu böyle.İş hayatı, sosyal yaşam, aile hayatı çükümüz yok diye ölelim mi yani?
Tamamen eşit iki insan var ortada. İkisi de hayatlarını bilime ve birbirlerine adamış. Ama erkeğin ismi "Uğur Şahin" iken, kadının ismi "eşi" olmuş. Şu pis cinsiyetçi zihniyetlerinizi bari bilimden uzak tutun.
"Kadınlar sizin ekeneğinizdir; ekeneğinize nasıl isterseniz öyle yaklaşın. Kendiniz için de önceden hazırlık yapın. Allah’tan sakının ve bilin ki O’na kavuşacaksınız. Müminleri müjdele."
türcülük ve ırkçılık ile birlikte ayrımcılığın üçlü kombosunu oluşturan kavram. doğduğun günden itibaren bunlar bir şekilde öğretilir sana. zamanla senin bir parçan olur. sonra düşünmeye başlarsın, sorarsın sorgularsın ama artık çok geçtir. içine işlemiştir. bilinç düzeyinde kendinle ne kadar mücadele edersen et kültürel kodlarını oluşturan bu kavramlar olmadık zamanda bilinç altından pörtleyip kendinden utanmana sebep olabilir. bu utanç bile geleceğe dair umut vermeli aslında. çünkü hiç gözü açılmamış, ayrımcılık yapan, bunu doğal hak gören, ve hiç sorgulamayan milyonlar var.
Çoğu toplumda farklı cinsiyetteki bireylerin arasındaki egemenlik savaşı şekline bürünen, gün geçtikçe daha da katlanılmaz ve çirkin bir hale bürünen kavram.
Güne, mecburiyetten dahil olduğum bir whatsapp grubunda “kız başına” ile başlayan bir cümle görerek başladım bu sabah. Ufacık bir yanlış anlaşılma içindeki bu dürtüyü uyandırmış ‘erkeğimizin’. kız başına birisinin kendisine tepki göstermesi egosunu zedelemiş olacak ki hemen eril bir dil ile tepkisini göstermiş. çünkü neden göstermesin değil mi ? genel olarak bir kadının ne hakkı bir adama(!) laf etmek ya da yanlış yaptığını söylemek.
ha bu şekilde yazıyorum diye sanılmasın ki tek tarafı savunuyorum. hayır. bu şekilde konuşabilen kadın/erkek hiç fark etmez herkese bu tepkilerim.
sırf erkek oturuyor diye dolmuşta/otobüste onun yanına oturmamak için o erkeği kaldırıp ve/veya kendisine göre o erkeğin yanına oturabilecek birisini gözüne kestirip ona oturmasını söyleyen kadınlara da aynı tepkileri veriyorum her zaman. kız çocuğu oldu diye laf işiten kadınlara verilen tepkilere sinirlendiğim kadar erkek çocuğu olunca kendisini bir şey zanneden kadınlara da sinirleniyorum pek tabii. bu gibi örnekler bizim gibi kendisini hala bulamamış toplumlarda çok sık görülüyor tabii.
umarım zamanla bu girdilerim yüzünden idam edilecek konuma gelmem ya da ellerim falan kesilmez ya da ne bileyim kadın başıma istediğim şeyleri yapma özgürlüğüm kısıtlanmaz.
neyse kadın/erkek olarak değil de insanları birey olarak görmeye ne zaman başlayabileceğiz çok merak ediyorum gerçekten.
tiksindiğim bir 3. dalga feminist, bu konuda güzel bir tespit aktarmıştı. beyni durmuş saat bile günde iki kere doğruyu kopyalayıp yapıştırır.
1- özellikle politika gibi ciddi konularda, kadının sözü eşit diyen erkekler bile, tartışma hararetlendiğinde kendi arasında didişip, kadın lafa dindiğinde susuyor, lafını bitirmesini bekleyip, bazen nezaketen bir iki kelime edip kendi arasında tartışmaya devam ediyor. Sözü eşit ama fikirde misafir.
2-Tartışma hararetlenirse erkekler daha kalın, gür sesleri olmasını kullanıp resmen desibel ve ses tonuyla kadınları bastırıyor. fikir tartışması dediğin şeyde fiziksel özellikler devreye giriyor.
işittiğimden beri senelerdir dikkat ediyorum, çok yaygın. hatta bonus olarak, aynı tonda cevap vermeye kalkan kadının yine salt sesi ince, o desibelde çatlıyor diye "cırlak" ilan edilmesi var.
biyolojik temelli önyargı. kadından patron olur mu mesela?
patronum trip atıyor. istemediği bir şey olunca surat asıyor ve küsüyor. yapılan yanlışı o an dile getirmek yerine bazen günlerce içinde tutuyor ve bir anda patlıyor. keyfi yerindeyken tadından yenmez; ama keyfi kaçmışsa ben de kaçacak delik arıyorum. bitmek bilmez bir duygusallık hakim ortama. derdini anlayacağım diye üçüncü gözü açmak üzereyim, yeter ki trip atmasın. al karşına azarla, bağır çağır, bak valla dert değil de küsmek nedir arkadaş. sabır sabır...
patronumun cinsiyeti erkek. iş yerindeki tek kadın çalışan da benim btw. geçen gün gene kim bilir ne oldu da trip attı unuttum, "şu adam kadın olsa arkasından dünya kadar laf edilirdi, bütün dengesizlikleri kadın oluşuna bağlanırdı" diye isyan ettim. bütün çalışanlar önce onayladı, sonra da derin bir sessizliğe gömüldü.
"kadınlar böyledir", "erkekler şöyledir", "onu yapan kadın", "bunu giyen adam" gibi kalıplarla oluşan yargıların benimsenmesi sonucu ortaya çıkan mefhum. bu anlayış bireyin kimliğini toplumsal cinsiyet sınırları içine hapseder. kişiliğin renkleri, çeşitliliği yoktur, tonları yoktur. tek bir gruba mensupsundur. kız çocuklarına oyuncak bebekler alırsın, nasıl giyinmesi gerektiğini, nasıl yemek yapması gerektiğini öğretirsin. erkek çocuklarına oyuncak arabalar, oyuncak silahlar alırsın, beylik laflar ettiğinde takdir edersin. işte sana temelleri iyi atılmış güzel (!) bi' toplumsal cinsiyet tanımlaması. bu tanımların sınırında ya da dışında gezenleri de mimledik mi, tamam!
"gece yarısı sevgilisinin kaldığı otele giden kadın öldürüldü.", "karısı tarafından aldatılan adam katil oldu" gibi zilyon tane haber metnini yazan, yazdıran akılsızların, bu metinlerin tam olarak neye hizmet ettiğini biraz düşünmesi gerekirdi. cümlenin havası toksik ama biraz beraber soluyalım, "sen gece yarısı sevgilinin kaldığı otel odasına gidersen bunu yaparlar işte, ne işin vardı gecenin bi' saati orada!" tek solukta yazılan cümle, tek solukta takılmaksızın okunan cümle ve trajik gerçekler. can yakıyor bu gerçeklik. en azından benim için can yakıcı düzeyde.
aileler belli düzeyde bilinçli olsa dahi televizyonun alt yapısını kasten ya da kazaen (!) deforme ettiği bu metinleri fark etmek, bazen gerçekten çok güç. bu cümleler o kadar doğal geliyor ki kulağa, burada sorun olduğunu bile düşünemiyorsun. üstelik sana zalimi değil mağduru suçlu gösteriyor. sorgulamaya çalışırken ilk durağımız bu tip sorular oluyor: "gece yarısı sevgilisini görmeye gitmek öldürülme sebebi midir?" öyle bi' saçmalık ki sorgulamaya başladığını sanıyorken bile doğru soruyu görünmez hale getiriyor bu etiketleme sevdası. "hangi eylem öldürülme sebebi olabilir ki?"
şimdi, biraz geriye çıkalım. belki bi' nebze sakinleşirsek -sakinleşirsem-, daha soft ayarda akışı yakalayabiliriz. bi' kadın ya da bi' erkek olarak tek başıma yaşıyorsam kendi hayatımı idame ettirecek kadar gerekli eylemleri tanımalıyım. her eksiğimi para karşılığında giderecek kadar zengin değilsem bi' şeyler yapmayı bilmeliyim. burada artık cinsiyet önemsizleşmeli d' mi? söküğünü dikmeyi bilmek, tuvalet fırçalayabilmek, gerektiğinde youtube'dan priz değiştirmeyi öğrenmek zor değil, üstelik gerekli. fakat toplumsal cinsiyet rolleri o kadar iyi (!) bi' şekilde dayatılmış ki bizlere hiç fark etmeden bu denizin içinde yüzüyoruz ve "bunu da mı ben yapıcam" naralarını atanlara "tabii tabii haklısın ya" diyoruz. yetmiyor televizyonda ya da sosyal mecralarda yaftalama ustası şahısların kuyuya attıkları taşın peşine düşüyoruz.
kafamda git gide dallanıp budaklanan, bi' türlü "tamam artık yeter" dedirtmeyen bu girdi ile direkt ilişkili olduğunu düşündüğüm etiketleme, yaftalama üzerine de bi' şeyler karalayıp, kafanızı biraz daha şişirmek isterim müsaadenizle.
etiketleme yapmak sonradan öğrenilen bir şey değil insan zihninde, default olarak bulunuyor zaten. dünyayı tanımayı kolaylaştırıyor. erken yaşlarda ne kadar farklı veri tanımlarsan yetişkin dönemlerde çeşitlilik, o denli geniş oluyor. yani dünyayı elindeki kalıplara sığdırmaya çalışmıyorsun sen dünyaya göre daha farklı kalıplar yaratmaya başlıyorsun. algılar daha açık oluyor. gel gelelim daha basit düşünce yapılarına dört elle yapışıp, hiçbir dogmatik bilgiyi sorgulamadan yaşayıp gidince, artık dünyayla tanışmak değil dünya ile anlaşmak gerektiğinden bu kalıplar, etiketler işe yaramaz hale geliyor. yaşla beraber değişen, gelişen, farklılaşan dünyaya ayak uyduramaz oluyor insan. ondan sonra her şehre bir karakter, her cinsiyete bir nitelik, her ergene bir sıfat yapıştırıyor.
yaygın etiketler sebebiyle insanların yalnızca bir düşünce, bir söylem veya bir davranıştan ibaret olduğu düşünülür. "böyle demişse budur", "bunu yapmışsa şudur" -ben yazarken sıkıldım ama söylerken sıkılmayan çok. anlamsız geliyor bana bu kalıplar- hiçbir insan tek bir söz, tek bir eylem ile tanımlanamaz. ama böyle kısır cümlelere itimat ede ede kendi fikirlerinden uzaklaşan çoğunluk, zamanla doğru yanlış kıstasını da yitiriyor ve tek bi' dal ile bütün ağacı tanıdığını sanıyor. ezcümle bütün yazının özeti şudur: mini etek giyen kadın, mini etek giyen kadındır. bunun fazlası safsatadan başka bir şey değildir.
bizim ülkemiz için durumun maalesef eşit olduğu kavram.
niye maalesef?
ben pozitif ayrımcılığın, kadınlara yaşatılan bu kadar eziyetten sonra bile durumu mahsuplamadığını düşünüyorum.
halâ aynı pozisyonda çalışıp, erkek çalışandan düşük maaş alan kadınlar tanıyorum mesela. kıdemli de olmasına karşın.
bir taraftan, dokunulmaz, adeta tanrılaştırılan bir cinsiyet olarak yaklaşılan bir durum var ortada. hani selam versen taciz oluyor artık neredeyse. kimse kimseye yaklaşamaz oldu. hoşlanamıyorsun kadından. hoşlandın, yazdın, şikayet ediyor hop işlem yapılıyor hakkında.
diğer taraftan, onlarca, yüzlerce, binlerce kadın cinayeti. varsın, hal böyle olsun (yaklaşılamasın) ki kadınlarımız rahat yaşasın diyorsun. burası refah ve muasır medeniyetler seviyesinde bir ülke olsa, pozitif ayrımcılığa karşı çıkardım.