Önceleri örneğin bacakları pek hoş olmayan bir kadın mini etek ya da biraz kilolu biri vücut hatlarını ortaya çıkaran giysiler giydiğinde yani giydiklerinin kendisine yakışmadığını düşündüğümde kişileri kadın / erkek farketmeksizin acımasızca eleştirirdim ve şu klişe ve hadsiz cümleyi kurardım: "ama bizim göz zevkimizi bozmaya hakkı var mı?"
sonra bir gün bir kadın gördüm sokakta. 45'li yaşlarda, kilolu ve genel geçer güzellik tanımlarına pek uymayan. o kalın bacaklarını gözümüze sokan mini bir etek, yağlı göbeğini ortaya çıkaran bir bluz giymişti ve sarı saçlarıyla yarış halindeki ağır makyajlı yüzüyle gülücükler dağıtıyordu etrafına. baştan aşağı süzdüm o kadını ve çok çirkin göründüğünü söyledim yanımdaki arkadaşıma. olmamıştı, yakışmamıştı ve böyle giyindiği için komik görünüyordu.
sonra o kadını aynı sokakta (aslında bir çarşı burası) bir kez daha gördüm. yine saçma sapan giyinmişti ve yine gülümsüyordu. sonra yine gördüm onu ve yine. dış görünüşü hep komikti ama o hep gülümsüyordu. ve sonra farkettim ki o çirkin (!) kadın mutluydu. gerçekten mutluydu, hep mutluydu. belli ki kendisini de hayatı da seviyordu ve o eteği, o ayakkabıları başkalarına kendisini beğendirmek için değil kendisi için giyiyordu, kendisini o şekilde iyi hissettiği için. o, çoğumuzun yaptığı gibi kendine "etiketlerden, markalardan, modadan, başkaları ne der"den bir kılıf uydurmamış, aslında olduğu gibi görünen, son derece doğal ve özgüvenli bir kadındı. işte o zaman aydınlandım sanırım. kendi kendime "sen kim oluyorsun da hakkında hiçbir şey bilmediğin bu kadını, dış görünüşüyle yargılıyor, hakkında ahkam kesiyor ve onu çirkin buluyorsun? kim oluyorsun da giydiklerinin yakışmadığını, bacaklarının kalın, göbeğinin yağlı olduğunu düşünüyorsun?" diye sordum. o kadın benim göz zevkime, ötekinin güzellik anlayışına, berikinin bilmem ne anlayışına hitap etmek, bizi memnun etmek zorunda değildi. kimse değil. hiçbirimiz değiliz. beni de beğenmeyen onlarca insan vardır. ben onlar için tarzımı, kendimi, hayatımı değiştiriyor muyum?
uzun lafın kısası o kadını daha sonraları da pek çok kez gördüm. üstelik artık oldukça sempatik geliyor bana ve onu her gördüğümde içten bir gülümseme yerleşiyor yüzüme. ve artık gerçekten haddimi biliyorum insanlara karşı.
kim kendini nasıl iyi hissediyorsa öyle yaşamalı. estetik kaygılarla boğuşmak istemiyorsa boğuşmaz. Sen beğenmedin mi? bakmazsın, görmezsin, uzak durursun olur biter. kendisini güzel sanan kadın güzel, yakışıklı sanan erkek de yakışıklıdır. eğer benim yaşam alanımı ihlal etmiyorsa, herkes istediğini giyer, istediğini de yapar. güzeldir, çirkindir, öyle sanıyordur, sanmıyordur, kime nedir! bize nedir!
herkese göre değişebilen, genel geçer toplumsal algı olarak değerlendirildiğinde göze, içsel özgürlüğe vurursan da kalbe hitap eden algıdır. çok iyi görünümlü sevgililerim oldu. kendi kız kardeşimin bile, beğene beğene bunu mu beğendin dedikleri de oldu. ortak noktaları, bana bir şey katabiliyor olmalarıydı. benim güzellik anlayışım çok seçici. hayatıma, benliğime, yaşam tarzıma, dinlediğim müziğe, yaptığım ya da yediğim yemek zevkime bir şeyler katabiliyorsa bir insan, güzel buluyorum ben. bazısının bir bakışı yetiyor gerçekten, var öyle bir şey. ama bazısıyla da bir sohbet esnasında aynı frekansı yakalıyorsun. sanki o noktada uzayın çok değişik bir galaksisinde yalnızca onunla kaybolmuş gibi oluyorsun. kimse sizi bulmasın, geri çağırmasın.
ha tabi bütün bunların karışımı bir insan buldum mu, bulamadım. ben öyle miyim? değilim. ben mesela, ilk bir kaç dakikada kafa göz dalmak isteyeceğin, acayip gıcık bir tipim. (sekizden fazla insandan duydum, doğrudur herhalde) ama demek ki, sadece kalçalardan ya da üçgen vücuttan ibaret değil güzellik ki, ben kendime katlanamıyorken işte o bazı algıda seçicilik yaptığım insanlar tarafından beğenilebiliyorum. bu da bana, karşımdaki her hangi biri hakkında daha iyi empati kurabilmemi ve daha anlayışlı olabilme sabrını veriyor.
büyüklerinizden hepiniz duymuşsunuzdur, "güzellik geçici yavrum, geçim olsun yeter ki" derler. valla it's a power of the experience ya. bana henüz orta yaşıma yeni yaklaşıyorken bunu düstur edinmeme katkısı olan tüm güzel insanlara çok kere teşekkürler.
Çirkin tesellisi.
Dünyada herkes yakışıklı, herkes güzel anasını satayım.
Gerçeği kabul etmek varken halbuki..
Dünya bir yarışma gibidir birkaç doğuştan şanslı winner ve bir ton loser doludur.
Şimdi ciddi ciddi konuşalım, güzellik algısı var doğru ama şöyle var:
Şimdi bir sürü güzellik çeşidi vardır dış görünüş bakımından. Mesela esmer, kumral, beyaz tenli ya da sarışın, turuncu, kızıl, siyah saçlı vs.
Şimdi her şey herkesin zevkine uymaz tamam ama bu seçeneklerden herhangi bir iyi örneğine bakınca da yadırgamaz, bu güzelmiş kanka ama benim tipim değil dersiniz.
Heh işte çirkinler orda devreye giriyor. Bu kategorilerden hiçbirine uymuyorsanız kabul edin çirkinsiniz. Çirkin olmak kötü bir şey değil bence dünyanın en güzel şeylerinden biridir kendini bilmek ve kabul etmek.
Zeka için de benzer şeyler geçerli. Herkes zeki, dahi anasını satayım. Yeni tanıştığınız birçok insan kendini övmekten ve övülmekten hoşlanır çünkü tipik insan davranışı bu.
Halbuki yüzde doksan dokuzumuz sıradan yani vasat zekaya sahibiz. Yaa ama zekanın dalları var diyenlere de şunu diyeyim. Doğru herkesin kafasının daha iyi bastığı bir yer var ama bu sizi sıradışı veya dahi yapmaz. Çünkü herkeste var. Çok şey bilmek de dahi yapmaz çünkü o çalışmak ile ilgili bir şey. Zeki olmak ya da dahi olmak bence doğuştan gelen bir şey olmalı. Bilmediği bir konu hakkında bile mantıki çıkarım yapmak, doğaçlama akıllıca kararlar vermek, çabuk anlamak, çok yönlülük vs. Bence dehayı oluşturan şeylerdir.
He ne diyorduk. Güzellik falan. İşte sonuç olarak asla ve asla yabana atılmayan dış görünüş hakkında hep öyleymiş gibi söylenen insanoğlunun kendi kendine uydurduğu yalanlardan biri.
Ardından önemli olan iç güzellik cümlesi gelir.
genel olarak insanların güzellik algısı yalnızca kendi türüne yönelik ve karşı cinsle sınırlı. hemcinsinin güzelliğine dahi kör. güzel yalnızca hormonların yol açtığı baskıyla tanımlanan bir şey değil, olmamalı yani. genel olarak güzelin tanımlanmasını sağlayan bir takım unsurlar var. denge, armoni, ritm, kontrast gibi. gözümüzün gördüğü, kulağımızın duyduğu, dokunduğumuz, kokladığımız şeylerin güzelliğinde bu unsurlar belirleyici oluyor. bunlar daha objektif ve genellemelerin önünü açabilecek kriterler. mesela alacalı bir günbatımı güzeldir. renk armonisi vardır. ve güzelliği genel kabul görür. ya da bir gelincik çiçeğinde kırmızı ve yeşilin kontrastı. l'arc de triumph'un ayakları yere basan dengeli, oturaklı mimarı tasarımı, veya zaha hadid'in hareketli ritmik organik formları. yirminci yüzyılın modernini bir yana bırakırsak sanat da güzelin peşindedir. sesle, renkle, biçimle sağlanan bu güzellikler de daha önce saydığımız kriterlerin bir araya getirilmesiyle sağlanır. buna karşılık karşı cinste güzel denen şeyler doğrudan çekicilikle özdeşleştirilir. bu bağlamda güzel son derece subjektif bir kavramdır. kandaki hormon seviyesi, cinsel yönelim ve eğilimler bağlayıcı faktörlerdir. bu nedenle güzellik algısı genellikle kişiye özgü olur.
“Güzellik”, birçok farklı boyutla ve özellikle de “fiziksel görüntü” ile tanımlanan bir kavramdır.
Fiziksel görüntünün bir unsuru olan “zayıf olma” durumu da ciddi boyutlara dayanacak kadar önemli hale geldi. AMA
güzellik sadece zayıf ya da kilolu olmakla da sınırlı değildir.
Plastik cerrahinin ve kozmetik dünyasının SUREKLI ilerlediğini düşünecek olursak, her cinsten ve yaştan insanın kendilerine sunulan “güzellik” kavramina olan takıntılarını anlamak zor degil . Zayıflama hapları mi saçma kremler mi sahte ilaçlar sahte kalitesiz merdiven altı silikonlar vs vs mi dersiniz bu vesileyle cok canlar yakmıstır.
Güzellik” dayatmalarının ve/ya takıntılarının, insanların psikolojik sağlıklarına zarar veren kısmını yok etmek gerek diye düşünüyorum .