şimdiye kadar etkilendiğim 2 intihar vakası oldu. ilkinde çok ciddi mobbing gören 40'lı yaşlarında bir erkek intihar etmişti. eşi yakın arkadaşımdı, hiç beklemiyordu, büyük şok ve depresyon yaşamıştı. ikincisini belki siz de duymuşsunuzdur, bombalara karşı sofralardan hayvan hakları aktivisti gönül şahin hayatına son vermeyi seçmişti. yakın arkadaşım değildi; ancak hayvan hakları çalışmaları nedeniyle yolumuz sık kesişirdi. intiharı ve intihar sebebi çok sarsıcı olmuştu. meraklısı şuradan bilgi alabilir.
üstte yazdığım iki intihar vakasında da yüzleşmemek için direndim diyebilirim. hatta ilk intihardan hemen sonra 8 yıldır müdavimi olduğum psikeart "intihar" sayısını yayımlamıştı. alıp koymuştum bir kenara, elim gidip de okuyamamıştım. birkaç gündür mehmet pişkin tartışmalarına girişen çok bilmiş vasat kalabalığın dikkatimi bu konuya toplaması üzerine okudum o sayıyı. keşke daha önce okusaymışım diyemiyorum, hazır değildim o sırada. şimdi hazır mıyım, onu da bilmiyorum açıkçası. içten içe intihar etme korkusu yaşayan biriyim çünkü. ölümün kendisini büyük bir sır olarak görmüyorum; aşırı materyalist düşünce yapımla, nasıl ana rahmine düşmekle yokluktan varlığa geçmişsem, tetiği çekmeye yetecek minimal bir eforla varlıktan yokluğa geri dönebilirim diye düşünüyorum ki sıradan bir günümde kat kat fazla enerji harcıyorum varlığımı sürdürmek için. bunun bu kadar basit oluşu ürpertiyor, düşünmemeye çalışıyorum haliyle. var olmak zor. sonsuzluk kadar uzun bir zaman içinde, hiçbir anlamı olmayan bir var oluşu yaşıyoruz. esasen yaptığımız / yapmadığımız hiçbir şeyin önemi yok. kendimi öldürmekten beni alıkoyan tek şeyin arkamdan ağlayacak 3-5 tane insan olduğunu fark ettiğimden beri epey tırsıyorum. bir de meraklıyım biraz. dünyada ne olup bitecek onu merak ediyorum. mesela şu ilk cansızdan canlıya geçiş anı nasıl gerçekleşti çok merak ediyorum. ben kendimi öldürdükten sonra benim merak ettiğim bir sürü sorunun cevabı bulunacak elbette, öğrenmeden ölmüş olmayı kayıp olarak görüyorum. gibi.
insanların intihar konusunu ele alış tarzı ise herhangi bir konuyu ele alış tarzlarıyla aynı. kendi daracık penceresinden bakıp "hep maneviyat eksikliği" "bencillik, sevenlerini üzmeye ne hakkı vardı" "dünyada ne acılar var, fakirlik, yokluk, nice dertler varken bu adamın intiharı şımarıklık" (bu zaten sonu gelmeyen bir edebiyattır bu coğrafyada) "şunu yapsaymış bunu etseymiş" aklını verenler.
gönül şahin ve mehmet pişkin'in intiharlarından benim kendi adıma çıkardığım en önemli ders ise şu oldu: kendini öldüreceksen bunu mümkün olan en az dikkat çekici şekilde yap istenc, sonra arkandan ateistti, maneviyatı tırttı, şuydu buydu diye aileni her ölüm yıl dönümünde yaralamasınlar. şunu yapsaymış, bunu etseymiş diye akıl öğretmesinler.
intihar konusunu psikiyatrist bir arkadaşımla konuştum, bana söylediği ana fikir olarak şuydu: "bizim eğitimimizi alanlar mutlaka her intihar vakasını açıklayacak bir patolojik durum tespit ederler. bu da biraz rahatlatır insanları, o hastaydı ondan intihar etti diye. ancak çoğu insan bilmez ki bizim önümüze gelen vakalarda koyduğumuz tanıların hemen hemen herkese, hiç intihar isteği hissetmeyen birine bile, koyulması mümkündür. çoğu kişi psikolojik problemleriyle intihar etmeden, nasıl yardım alacağını bile bilmeden yaşar ve ölür. çocuğum var der sabreder, dini inanç der sabreder, ne dertler var der sabreder; ama intihar etmemesi mehmet pişkin'den daha sağlıklı bir psikolojisi olduğunu göstermez."
insanın kendi bedeni üzerinde söz hakkı vardır. ölmek isteyenin bunu gerçekleştirme hakkına sonsuz saygı duyuyorum. bazen çözümü mümkün somut vakalar birikerek, normalde ölmek istemeyecek bir bireyi intihara sürükleyebilir, emine akçay ya da ismail devrim intiharları buna örnektir. küçücük bir destekle bu insanlar hayatta olabilirlerdi. ölmek kendi iradelerinden değil, şartlardan kaynaklanmıştı. intihardan ziyade çarpık toplumsal ve ekonomik yapımızın işlediği cinayetler olarak görüyorum bunları.
öte yandan somut bir problem olup olmaması önem arz etmeksizin, daha fazla yaşamak istemediği yönünde irade ortaya koyan bireylerin ölümünü çok da dramatize etmemek gerektiğini düşünüyorum. artık var olmama tercihlerine saygı duymalıyız, kendi yasımızı tutup hayatımıza devam etmeliyiz. mehmet pişkin'in intiharı tam olarak buraya oturuyor bence. ailesine, sevenlerine sabırlar dilerim, zeki ve güzel bir insan görünümü çizdiği için yokluğu insanlık açısından kayıptır; ancak tercihine saygı duyuyorum.
gönül'ün durumu ise biraz daha farklı. emine akçay ya da ismail devrim'i bunalıma sürükleyen sebeplerden temelde daha farklı bir sorundan kaynaklanmadığını düşünüyorum. dünyadaki bu kadar acı, kendine doğrudan dokunmayan kötülükler, aşırı empatik düşünce yapısı nedeniyle fazla yaraladı onu. dünyadaki kötülüğü durdurmasının bir yolu yoktu, hayvanlara yönelen global sistematik sömürü canını çok yakıyordu, bu acıyı geri plana atıp hayatını sürdüremez hale gelmişti, sanıyorum. gönül zayıf, güçsüz bir kadın değildi. çok çalışkandı, çok güler yüzlüydü, çok zekiydi. bir sürü işin altından of demeden kalkar, herkesin yardımına koşardı. bugün onun emeği sayesinde hayatta olan yüzlerce hayvan var. "muhtaç olana yardım etseymiş, kendini böylece iyi hissetseymiş" bakışının ne kadar sığ olduğunu idrak edin diye yazıyorum bunları da, gönül kadar etrafına iyilik saçan çok az insan var. ama bu, onu yaşatmaya yetmedi. bu dünyada bulamadığı huzuru, kavuşmaya çalıştığı yoklukta bulmuş olmasını umuyorum. onu seviyorum ve özlüyorum; ama "bizi bırakıp gitmeye ne hakkı vardı" diye saçmalayacak değilim. hayat onundu, karar da onun oldu. huzurla uyusun.
saçma sapan motivasyonlarla yazmaya giriştiğim, başı sonu birbirine karışmış ne idüğü belirsiz bu yazıyı bağlayacağım bilgece bir sonuç da yok maalesef. kendime not olarak yazdım zaten. dursun burada.
bazen insanın tek çözümü olduğunu düşündüğü şey. peki ya yanılıyorsak? fatih akın'ın 'gegen die wand' filminde bunun ölmeden de yapılabileceğini iddia eden bir psikiyatrist vardır. ''buradaki yaşamınıza son verin ve başka bir yere gidin. harekete geçin.'' der ve bir şarkı sözünden bahseder : ''dünyayı değiştiremiyorsan kendi dünyanı değiştir.'' eğer bu iş kendinden kaçmaya dönmüyor ve gerçekten dünyanı değiştirmek için hareket edebiliyorsan neden mümkün olmasın? zaten ömür bir tane. denemeye değer. aşağıya linkleri de bırakayım: sahne şarkı
Japonya'da bir ayda intihar edenlerin sayısı bir yılda koronavirüsten ölenlerden fazla: 1 ayda 2 bin 153 kişi intihar etti. japonya'da artan intihar vakaları uzun, yorucu, ağır disiplinli çalışma ve yaşam koşullarının yanı sıra, utanma- utandırma üzerine yükselen, hastalıklı ataerkil kültür ve buna bağlı artan depresyon ve anksyete olabileceğini düşünüyorum, tabi son söz bilimin, nasıl açıklanacağını merak ediyorum.
Bu sıralar çok fazla intihar kelimesi duyuyorum her yerden. Kimse üstüne alınmasın. Bu yazdıklarım geneldir. O psikolojiyi çok iyi bilirim kendimden ama ben yaklaşık 5 yıl sonra ilk defa birilerine yani size anlatacağım. Bu mesele o kadar kolay bir şey değildir. Yapacağım, edeceğim diyen insan zaten yapmaz. Söylerse de son anda söyler. O da içindeki son umudu yesertebilmek için. Bu kadar ciddi bir şeyi ağıza sakız yapıp insanların dikkatini cekmeyin. Tabii ki böyle bir şeyi yapmayın ama bu düşüncelerden uzaklaşmak sizin elinizde. Kendinizi keşfetmeye özen gösterin. Keyif alacağınız hobiler, geziler edinmeye çalışın. Sporu eksik etmeyin. Sosyallesin, yeni insanlar tanıyın. Baş edemediğiniz noktada profesyonel yardım alın. Kimseden de utanmayın, bırakın onlar utansın. İnanın kimse onlara bir tehdit gibi savurdugunuz bu eylemin tehdit kısmını bile hak etmezler. Evet, bu eylem bir ceza niteliği taşır bana göre. Bu yüzden bırakın artık bu söylemleri. Kendiniz harekete geçin ve gerçekçi hedeflerle adım adım bu keyif alacağınız şeylere ulaşın. İnsanlara sizi üzen şeyleri anlatın, atın içinizden. Mesela ben burayı zaman zaman öyle kullanıyorum. :) kısacası yeter artık bu kelimeden çok sıkıldım.
ilgili olarak ismet özel'in şu muhteşem cümleleri aklıma gelir. "40 yaşıma kadar hep intiharı düşündüm, ama 40 yaşımdan itibaren insanların intihar etmeye değmeyeceklerini düşünmeye başladım. bana göre intihar, geride kalanlara yönelik ağır bir suçlamadır. bu mesajı verebileceğin tıynette insan olmadığını düşününce de intihar etmiyorsun. ... bir çıkış sağlayacağını umduğun bir insanla, bir imkánla karşılaşacağını düşündüğün için her gün erteliyorsun intiharını. daha sonra da, bu çıkışı insanlardan beklemenin saçmalığını kavrayıp yine intihar etmiyorsun."
Türk toplumunda ve bildiğim kadarıyla batı kültüründe intihara iyi gözle bakılmaz. Bunda dini geleneklerin de etkisi var şüphesiz.
bense intiharın kesin bir biçimde mahkum edilmesini doğru bulmuyorum. İnsanı iradesi dışında bu dünyaya getirip daha sonra çıkış yolunu yasaklamak bana çok acımasızca geliyor.Bazı insanlar gerçekten dayanılması çok güç acılar yaşıyor olabilir. Bu insanlara intihar opsiyonunu yasak etmek büyük bir kötülük.
İntihar edenler genelde korkak olmakla suçlanır, denir ki bu insanlar hayatın zorluklarına göğüs germe cesaretini gösteremedikleri için kolay yolu seçmişlerdir. Bu gerçekten çok aptalca bir suçlama. İntihar etme kararı alıp bunu uygulamaya koymak öyle sanıldığı kadar kolay bir şey değildir. İnsanın en güçlü güdüsü yaşama iç güdüsüdür. İntihar eden kişi bu iç güdüsüne karşı savaşmak zorunda kalır.
Bir de İntiharın doğal bir ölüm olmadığı için kötü olduğunu söyleyenler var. Gelgelelim Doğal olmayan herşey kötü olmadığı gibi Doğal olan herşey de iyi değildir. İlaç kullanmak doğal değildir, modern tarım teknikleriyle üretilen besinler doğal değildir, uçağa binmek doğal değildir. Ayrıca doğal olan herşey de iyi olmayabilir. Mesela saldırganlık doğal bir dürtüdür ama iyi değildir. Bu hataya doğalcılık yanılgısı deniyor. Ayrıca David hume'un söylediği gibi insan hayatını kısaltmak doğal değilse uzatmak da doğal değildir. İntihara doğal olmadığı temelinde karşı çıkanlar tutarlı olmak adına doğal olmayan yöntemlerle ömrün uzatılmasına da karşı çıkmak zorundalar. Doğa ahlaki tartışmalarda yol gösterici bir klavuz değildir.
intiharın bencilce bir eylem olduğu da sıklıkla iddia edilir. Denir ki, intihar eden kişi geride üzüntülü bir aile bıraktığından davranışı ahlaken meşru değildir. İntihar eden kişinin yakınları elbette intihar olayından çok etkilenir, ölen kişi bu dünyayı arkasında çok büyük bir acı bırakarak terkeder. Üstelik intihar biçimdeki ölümün zamansız olması, şok etkisi yaratması vb. kendine has nitelikleri nedeniyle normal bir ölüme göre daha fazla acıya neden olacağı da söylenebilir. Yine intihar eden kişinin yakınları kendini suçlayabilir ki bu da acıyı katlanılamaz ölçüde artırabilir. Bütün bunlar doğru olmakla beraber bütün intihar vakalarını aynı kategorideki değerlendirmek yanlış olur. Bazı intihar kararları enine boyuna düşünmeden yaratacağı yıkım hesaba katılmadan nispeten daha önemsiz sebeplerle alınmış olabilir. Yine de insanlar bu dünyada öyle acılar yaşayabilir ki bu acılar yakınlarının tamamının yaşayacağı acıyı fazlasıyla aşabilir. Ayrıca acının yoğunluğunun belirli bir seviyenin üstüne çıkması kişiyi başka hiç birşey düşünemez hale getirebilir. İntihar yanlış da olsa intihar eden kişi o anda bunu görebilecek durumda değildir. bu yüzden intihar eden insanları bencillikle suçlamak haksızlıktır.
Sonuç olarak intihar aşılmaz görünen bir çaresizliğe tepkidir. Bu çaresizliğin boyutunu anlamadan, insanların neler yaşadığını bilmeden intihar edenleri kınamak sorunu çözmez. İntihar eden insanları korkaklıkla veya bencillikle suçlamak yerine insanların yaşadığı bu çaresizliğin nedenlerini anlamaya çalışsaydık belki daha fazla intiharın önüne geçilmiş olurdu.
Kişinin çeşitli nedenlerle kendi hayatına son vermesidir.
Az önce oturduğum pencerenin önüne genç bir kadın düştü. Kim bilir ne derdi vardı da kıydı canına. Sonra düşündüm ki haklı veya haksız, isteyerek ya da istemeyerek zaman zaman insanları üzüyoruz ve yaptığımız şeyin üzdüğümüz insanı nasıl etkileyeceğini bilmiyoruz. Belki hayatı bir pamuk ipliğine bağlı, belki intihara meyilli, belki psikolojik sorunları olan bir insan. Kimsenin sebebi olmamak gerek. Yaptıklarımıza, söylediklerimize daha çok dikkat etmeliyiz.
Bugün bir öğrencim derste bu sene kazandım kazandım olmazsa askerliğin tecilini bozdurup gidicem orada da Bir kurşun.. Temiz. Kurtulurum dedi. Dondum kaldım. Ulan bu kadar abartmayın. İnsanlara bir sınav yüzünden senden bir halt olmaz hissi yaşatmayın. Ben okudum bak yine bir halt olmadı.
İntihar'ı sosyoloji açısından irdeleyeceğim için kategori olarak sosyoloji terimi'ni seçtim. tabi bu irdeleme işini de durkheim açısından yapacağım. o kim derseniz sizi émile durkheim başlığına alalım.
öncelikle intihar tdk'da "Bir kimsenin toplumsal ve ruhsal nedenlerin etkisi ile kendi hayatına son vermesi" olarak tanımlanmaktadır. bu tanım da bizim için yeterlidir. lakin dikkat çekmemiz gereken bir nokta vardır; "toplumsal ve ruhsal nedenlerin etkisi" ile diyor yani anlayacağınız üzere intiharın sebepleri vardır. ben de bu şekilde düşünüyor ve intiharın her zaman sebebi vardır diyorum. toplum ise intihar tanımında ayrılıklar yaşamaktadır. kimisi için intihar, hayatın zorluklarıyla baş edemeyip kestirme bir yoldur, çabuk kurtuluştur. kimisi için ise çok cesur bir olaydır, bu durumun sebebi de kişinin kendi canını alacak kadar korkusuz olduklarını düşünmeleridir. (bunlar benim gözlemim sadece).
intihar bir olgudur. X kişisinin intihar etmesi olaydır ve bireyseldir. Lakin durkheim toplumdaki intihar eğilimini araştırmaya başladığından bireysel olay ve olgu olan intihar, sosyologlar için toplumsal bir olay ve olgu haline gelmiştir. durkhheim bu araştırmayı istatistik, nedensel açıklama, korelasyon, olasılık teknikleri bakımından yapmıştır. ben bunlara hiç değinmeyeceğim, meraklısı durkheim'ın yazmış olduğu "intihar" kitabını alabilir. durkheim nedensellik bakımından intiharı dört farklı kategoriye ayırır. émile durkheim başlığında buna kısa kısa değindim burada daha detaylı aktarmaya çalışacağım. her şeyden önce durkheim intihari genel olarak aşırı bireyselleşmeye bağlar. aşırı bireyselleşmede bireyin toplum ile arasındaki bağlar kopar kolektif bilinç'den ayrı düşer ve bu durum da bireyi yalnızlaştırır, sürekli bir ıstırap kaynağı oluşturur ve birey intihara yönelir.
Bencil intihar "intihar bireylerin bir parçasını oluşturdukları toplumsal grupla bütünleşme dereceleriyle ters orantılıdır. ait olduğu gruplar gücünü yitirdikçe onlara bağlılığı azaldıkça birey neticede kendisine bağlı hale gelir ve özel çıkarına dayalı olanlar dışındaki davranış kurallarını kabul etmez. bireysel egonun toplumsal ego karşısında ve onun pahasına aşırı öne çıkmasını bencillik olarak kabul ettiğimizde, aşırı bireycilikten kaynaklanan bu intihar tipini bencil intihar olarak adlandırabiliriz." (intihar, 209) anlayacağınız üzere kişinin ait olduğu grup gücünü yitirmeye başlayınca birey de aynı oran da güçsüzleştiğini hissedip tamamen gruba karşı olarak intihara yönelir.
Özgeci intihar bu intihar tipi 3 alt başlık içerir 1-mecburi özgeci intihar: bireyler belirli koşullarda intihar etmek zorundadır. (ben bunu savaş esiri vb durumlar olarak öğrendim) 2-seçme hakkı içeren özgeci intihar: bireyler intihar etmek zorunda değillerdir, ancak belirli koşullarda intihar onlar için bir gelenektir. (savaşta kaybedip intihar etmek) 3-akut özgeci intihar: bireyler kendilerini "sadece kendini feda etmenin hazzı nedeniyle öldürürler. çünkü özel bir neden olmasa bile, kendi hayatından vazgeçmenin övgüye değer olduğu düşünülür" (intihar, 223) genel olarak özgeci intiharda da çok az sebep belirtilir.
anomik intihar bireyin toplum içinde yeterli düzeyde yer alamaması durumudur. birey ve toplum arasında kopukluk, açıklık olduğunda görülür. bir çeşit topluma yabancılaşma söz konusudur, birey için toplumsal değerler önemini yitirir, grupla arasındaki ilişki zedelenir. bu yüzden birey intihara yönelir.
fatalist intihar "aşırı düzenlemenin, gelecekleri acımasızca engellenmiş ve tutkuları baskıcı disiplin tarafından şiddetle boğulmuş kişilerin ürünü" (intihar, 276) birey toplumsal değerleri kaybettiğinde anomik intihar oluyor. birey toplumsal değerler altında ezilirse fatalist intihar oluyor, bu ayrım önemlidir. ve ne yazık ki çevremden de birçok kişiyi fatalist intihar nedeniyle kaybettim. bir ara da fatalist intihar'a kalkıştım lakin beceremedim belki bir gün ondan da bir yerlerde bahsederim.
durkheim'in intihar açıklaması şu şekilde devam eder: "İnsanların, düzenlenmesi ve kontrol altında tutulması gereken potansiyel olarak sınırsız arzular ve tutkulara sahip oldukları görülebilir. Ancak tutkular ve arzuları tamamen düzen altına alınması hayatın anlamını tamamen yitirmesi yol açar." (intihar gerçekleşir) "İnsanlar kişiler arası bağlılık ve bu bağlılıkların kolektif amaçlarla ilişkili olması ihtiyacı içindedirler. Ancak, birey için hayat anlamını yitirdiği noktada aşırı bağlılık kişisel özerkliği zayıflatabilir." (yine intihar)
toparlamak adına bunlar genel olarak intiharın nedenleridir elbette ki başka sebepler, bağlantılar vardır lakin en başta dediğim gibi ben durkheim izinden gittim. sonuç olarak intihar eden kişilerin davranışlarını inceleyerek hangi intihar tipine uygun olduğunu yahut kişilerin davranışlarına bakarak intihara yaklaşıp yaklaşmadığını anlayabilirsiniz. karışıp karışmamak size kalmış. etik midir değil midir diye başka bir girdide konuşuruz.
son sözüm intihara bilim açısından bakmak insanın kalbini zedeliyor, köreltiyor bunun için en başta ya kalbinizi köpeklere yem edeceksiniz ya da ağlayarak bu satırlarda dolaşacaksınız.
Kaynakça olarak: durkheim- intihar sosyoloji teoriler bilgi ve birikimimi kullandım.
bu girdi 2018'de fatalist intihar ile hayatına son veren yakın arkadaşım Bilge Kağan içindir.
stefan zweig romanlarının değişmeyen dekorlarından birisidir.
"eğer mein kampf'ı çok ciddiye alsaydık hitler'i daha önceden engellerdik" diyorlar ya, bence stefan zweig'ın bu yönünü zamanında dikkate alsalar adamı belki intihardan vazgeçirebilirlerdi diye düşünüyorum.
sanmıyorum ki bu adam "lanet olsun bu dünyaya, hitler yüzünden içine edildi" diye anlık bir karar almış olsun. tamam sonuçta hitler bu adama çok çektirdi. evini elinden aldı, eşi yahudi diye baskı uyguladı ama bunlar en fazla adama intihar konusunda cesaret vermiş olabilir. bir ömürlük kararıydı bence stefan zweig'ın intihar etmek.
benim de bir zamanlar ciddi ciddi aklımdan yapmayı geçirdiğim, hayatın sahibi tarafından bitirilmesi eylemi. intihar maalesef bir insanın en çaresiz kaldığı anda düşünebileceği bir eylemdir. hayattan hiçbir beklentisi olmadığı, umutlarının tamamını yitirdiği yaşanabilecek en kötü zamanlardan biridir. bu tür olaylara karşı daha duyarlı olmalı. şakasını dahi yapmak doğru değil. özellikle de bu vahim hadisenin vurduğu insanlar şakalardan bile etkileniyorlar, kendimden biliyorum. neyse, sonunu albus dumbledore'un çok sevdiğim şu sözüyle bağlayayım: her zaman umut vardır. yeter ki en karanlık anda ışığı açmayı unutmayın.
sözlük anlamı Bir kimsenin toplumsal ve ruhsal nedenlerin etkisi ile kendi hayatına son vermesi olarak geçer. Basite ve duyarsızlığa yer verilemeyecek düzeyde sorunlar yaşatır. akademik bir rahatsızlıktır. Fikir, tematik olarak belli bir çözüm arayışıdır buna rağmen kolları çok farklıdır.
Denendiğinde büyük oranda başarısızlıkla sonuçlanan eylem.
Oranlanınca kadınların daha başarısız, erkeklerin ise daha başarılı olduğu bu eylem, her zaman kesin bir şekilde hayatı sonlandırma niyetiyle yapılmaz. Kadınların daha başarısız olma sebebi ise * intihar girişiminin tek amacının ölmek değil "ölüyorum, biri yardım etmezse ölmekten başka çarem kalmayacak. Bir yardım eli uzatın" diyebilmektir de. Bu yüzden intihar edip ambulansı arayan, acile koşan insanlarla dalga geçmek, ayıplamak, "dikkat çekmeye çalışıyor yaa" diye düşünmek etik olmayabilir.
Psikolojisi, ruh hâli bozuk insanları saymazsak eğer, çevrenizde intihardan bahseden, düşünen bireylere en azından bir kez "neden?" diye sormamız gerekiyor. Ne olmazsa intihar etmezsin? Başka çözüm kalmadığını düşündüren ne?
İntihar, kişinin istemli şekilde kendisinin ölümüne yol açma eylemi olarak tanımlanabilir. Sıklıkla çaresizlik hissinin sonucu olarak ortaya çıkar ve büyük oranda depresyon, bipolar bozukluk, şizofreni, alkolizm ve madde kötüye kullanımı gibi çeşitli ruhsal hastalıklarla ilişkili olarak görülür. Maddi sorunlar ve kişiler arası çatışmalar intihara sebebiyet veren stres etmenlerinin başında gelir.
Enine boyuna düşündüm. Gerçekten mükemmel bir aileye sahibim. Mükemmel bir babaya sahibim özellikle. Benim için her şeyi yaptı. Bense onun istemediği her şeyi yaptım. Kaybolmuş gibiyim. 7 yildir anksiyete hastaligiyla savaşıyorum. Psikyatristlere gittim. Her yere gittim. Ama bir türlü düzelemedim. Bu satirlari yazarken cildiracak gibi hissediyorum. Bütün derslerim mükemmeldi. Ortaokulu bitirirken sadece bir tane 4üm vardı. Berbat bir ergenlik yaşadım. Her şeyi mahvettim. Güzel bir söz vardı. Kaybettiklerim arasından en çok aklımı özlüyorum diye. Sanirim oyle. Çok hızlı yaşadım. Çok asosyal ve çok hızlı yaşadım. Doğru tedavileri görürsem belki iyileşirim ama pişmanlik dolu bir hayat. Çok kalp kırdım. I am quit. Hoşçakalın
ciddi ciddi o aşamaya geldim. üstelik benim nedenim başımdan kötü bir şey geçmesi de değildi.(tabi ki bu vardı ama ana sebep bu değildi) mantıklı bir şekilde hayatın yaşamaya değer bir olgu olduğunu düşünmüyordum. tek bir öğüdüm var: ne düşünüyorsanız düşünün böyle büyük bir karar vermeden önce kendinize uzuuun süreler tanıyın. bir de bakmışsınız ki "iyi ki düşündüğümü yapmamışım" dediğiniz bir anda yaşıyorsunuz. her koşulda bu mümkün emin olun.