sen dostumdun benim, gülünce güneşler açardı su gibi azizdin, yurdumdun, alnında ateşler yanan işıklı bir ırmak gibi aktığımız o uzun yürüyüş dana dünkü sanki, her patlayan sağanak bunu anlatır fabrika düdükleri bunu anlatır bana her vardiyada
hazırladığımız ilk taş baskısı afişi anımsar mısın bükülüp giden kent sokaklarını, fabrika önlerini sonra kitapları (kokuları hala burnumda onların) hangi mayısta taşıdık kentlere küllerin rengini gerçi gülistan olmadı ömrümüz, gam değil
belki tanırdın ilk vurulanı, o gün hiç ağlamadık hayır ağlamadık, çıldırdık o gün çıldırasıya adını çocuklarımıza verdik onun, çoğaldı mezarlar çoğaldı o günden sonra, yetişmedi bize öldürülecek kadar büyümüştük, öyle demişlerdi
ve hayat öylece akıp durdu işte, akıp duruyor kimilerinin bakışlarına yine karlar yağmış saçları dumanlı bir geçit sanki, dudakları lâl kitap yakanlar eksilmiyor, şu uçuşup duran kırlangıç ölülerini görüyor musun kentin üstünde
sen dostumdun benim, gülünce güneşler açan bulutlara, rüzgara asarım suretini her akşam her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar kayıp bir adresten geliyor sesin şimdi, üşüyorsun unutma dostumsen sen, neredeysen orada ölmek isterim
*****
ii
kasabalı bir hüzün çökerdi söylediğin türkülere meşeler göğerir kalbin rehin kalırdı o huysuzda ve akşam soframıza ağarken bir yayla bulutu kuşları ürkütülmüş bir dal gibiydin, öylesine mahzun efkar da yakışırdı sana , ilk kadeh kekik kokardı
kısa pantolonlu resimlerimiz sararmadı daha ilk sigarasını paylaşan iki okul kaçağı, iki haylaz hiç kimseler anlamıyor muydu o günlerde ilk sevgilileriyle deniz aşırı yolculuk düşleri kuran bizi ve ne çok yalnızdık sinemalar olmasa
unutalım mı şimdi kente indiğimiz o ilk günü sabahlara kadar okuduğumuz o kitapları kar aydınlığında yürüdüğümüz yolları unutalım mı artık çok geç, işçiler seni soruyor ve ötekileri her karşılaşmamızda sizi konuşuyoruz uzun uzun
anımsar mısın odamızın talan edilişini her katta yaralı bir kardeşin çığlığını sonra kantinde kitaplar yırtılıyordu, delik deşikti duvarlar mosmor bir çığlıktı gözleri malatyalı kızın sana hep o huysuzu anımsatırdı, bilirdim
kimilerine göre ancak ölümü güzelleştirirdik biz birer çılgın mıydık gerçekten, serseri bir rüzgar mıydık göğermiş meşeler kadar yakın mıydık bulutlara ve tarih upuzun bir hikaye miydi -öyle diyorlardı- bir işçi kıza söyledim bunları, yalandır, dedi
anlamını yitiren birşeyler mi var şimdilerde yazdığım şiirlere yabancıyım, sokaklara yabancıyım taşı delemiyor bir çığlık ve apansız bir su oluyorum ipince, kendime sızıyorum dünya yetmiyor bazen, bırakıp gidebilir miyim
ve hayat böylece akıp durdu işte, akıp duruyor kentler karıncalanmış birer namlu gibi upuzun yatıyorlar dizlerimde ama sımsıcak meşeler göğermiş diyorsun varsın göğersin her yaprak bir öpücüktür sana o huysuzdan
sen dostumdun benim gülünce güneşler açan bulutlara rüzgara asarım suretini her akşam her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar meşeler göğermiş diyorsun varsın göğersin unutmadım bırakıp giderken söylediğin sözleri