kalbi ve beyni çalışmayı bırakmış naaş. hatta "bir süredir ölü bulunan insan bedeni" demek daha doğru olacak çünkü hastanelerde biraz önce ölen birine ceset demiyorlar tabii.
"bir ceset bulundu, durumu şüpheli" gibi şeyler okuduğumda, aklıma 2015'te alsancak karakolu'nun karşısındaki migros'un üzerinde bulunan çok katlı otoparkın kullanılmayan asansöründe ölü bulunan ceset gelir. ayrı başlık açmayayım, burada saçmalayayım istedim.
önce ben anlatayım, sonra size yorumlarla birlikte haber metinleri, videoları ve fotoğrafları göstereceğim.
2015'in kasım ayında bu otoparkın (google maps fotoğrafları nda nispeten yeni halini de görebilirsiniz) migros'la bağlantısı olan ama otoparkın katlarında açılmayan, yıllar önce kullanıma kapatılmış asansöründe bir ceset bulundu. cesedin durumu içler acısıydı: çürümeye bağlı olarak üzerindeki etler (ve cesedin üzerindeki giysiler) simsiyah olmuş, neredeyse tamamen iskeleti kalmış, her tarafı örümcek ağlarıyla örtülmüş. bulan da, bu asansörün giriş katının yakınlarındaki bir duvarı boyamaya gelen işçiler. kokuyu alıp polisi arıyorlar, adli tıp falan geliyor, cesedi götürüyorlar. sonrasıyla ilgili çok az bilgi var halâ ama iyi ki eski türkiye'de böyle gizemli olayların iç yüzüyle ilgili biraz görsel ve bilgi kırıntısı toplanabiliyordu. onlardan bahsedeyim.
kimsesizler mezarlığına defnedilmeden önce adli tıp, cesedin üzerinde incelemeler yapıyor. buldukları kabaca şunlar . dikkat çekenler ise; bir erkek cesedi olduğu, 18 ayar altın olan alyansının parmağında olduğu, sokakta yaşayan biri olamayacak kadar dönemine göre iyi giyimli biri olduğu, o dönem için lüks sayılabilecek protez dişlere sahip olduğu ve tabii ki tedavülden kalkmış eski 100 bin liralık banknotların cebinden çıkması. cesedin hangi pozisyonda bulunduğunu en son vereyim, mideniz kalkmasın. cenin pozisyonuna yakın bir şekilde asansörün kapısının tersine doğru yere yatmış ve ellerini de başının altına koymuş şekilde bulunuyor. yıllarca kapalı kalan asansörün içinde de bir boğuşma ya da çevreye zarar durumu söz konusu değil. sanki içeri girmiş, uyumuş ve ölmüş gibi görünüyor. iç organları bile deforme olduğu için kesin ölüm nedeni bulunamıyor ve dosya rafa kalkıyor. zaten hem bunca yıl hem de haberlere konu olduktan sonra arayanı soranı da olmamış.
amatör sherlocklar ölümünün nasıl olabileceğine dair gırla teori üretti. hatta reddit'te başlığı bile var. teorilerin en mantıklı olanlarından biri şu: adamın görece zengin olduğu, izmir'de yaşamadığı, turist olarak ya da bir iş için buraya geldiği ama demans benzeri bir hastalığı olduğu için hayat yolunun bu asansörün içinde uyuklar vaziyette sona erdiği. ancak, gene de çok fazla açık nokta var.
- bu asansör adamın ölüm yılı olarak sonradan verilen 2004 yılında da işler halde değildi. yani, otoparka girip doğrudan bu kullanılmayan asansörün içine de girebileceği bir durum ortada yok. kullanılmayan bir asansörü nasıl açtığı; eğer kapısı açıksa içine girdikten sonra kimin ya da neyin kapısını kilitlediğine dair hiçbir ayrıntı bulmak mümkün değil.
- cebindeki 100 bin liralık banknotları para koleksiyoncuları incelemiş. paraların tedavülden kalkması 2000'lerin başında gerçekleşiyor. ölüm yılı sonradan ortaya çıktı ama aynı yıllarda bu paranın kullanılır olması gibi bir olasılıkta bile, üzerinden çıkan 5-6 adet 100 bin lira, dönemine göre oldukça düşük bir para kabul ediliyor (galiba şimdinin 65 kuruşu gibi bi' şey hesaplamışlar). bir hırsızlık söz konusu olmayabilir (alyans? iç cepteki paralar?) ama giyimine göre en azından maddi güç açısından orta sınıfa dahil olabilecek birinin cebinden bu kadar az para çıkması kafa karıştırıcı. dönemin sigara fiyatlarına da bakanlar olmuş (millet sherlock işte, dedim ya). 1 milyon lira verip 100-200 bine sigara almış ve para üstünü de cebine koymuş olabilme ihtimalinden bahsetmişler.
- cesedin üzerinden kimlik bilgisine ulaşılabilecek hiçbir şey çıkmıyor. kimlik, cüzdan falan hadi bulunamaz diyelim; adamın ayakkabıları da yok. adli tıpla amatör olarak da olsa ilgilenenler, bir cesetteki ayakkabı bulgularının en azından ölenin nerede yaşadığına kadar derin bilgiler verebileceğini söylemiş (kullanılan deri, yapan ayakkabıcı, tabanındaki toprak kalıntıları, aşınma izleri, ne zaman alındığı, kullananın ilk sahibi olup olmadığı). ama sadece çoraplarıyla bulunan, ayakkabısı otoparkta da bulunmayan birinden bahsediyoruz. bu da, ya ıslandığı ve ayakkabısını çıkarmak zorunda kaldığına ya da alelacele kendisini asansöre attığına işaretmiş gibi geliyor bana.
- en azından asansörün içinde kan örneği bulunmuyor. asansörün dışında, yan tarafta (aşağıdaki fotoğraflardan/videodan göreceksiniz) kırmızı lekeler var ama bunların olay günü mü yere döküldüğü, yoksa sonraki yıllarda mı oluştuğu bilinmiyor. asansörün içinde bir boğuşma olmadığı net ama dışında neler yaşandığına dair bilgi yok. güvenlik kamerasının bile görmediği bir yer burası çünkü kullanılmıyor zaten. "atıl asansör mü olur?" demeyin, oluyor işte.
- protez diş ve 18 ayar altın alyans ayrıntıları, ölümün bir hırsızlık sonucu gerçekleşmediğini gösteriyor gibi. gene de, asansörün dışında neler olduğunu hiçbir zaman bilemeyeceğimiz için hırsızlığın otoparkta gerçekleşmediğini de iddia edemeyiz.
- asansörün bulunduğu yer otopark olduğu için cesedin üzerinden araç anahtarı çıkmasını da bekleyenler olmuş ama otoparkın hiçbir yerinde anahtar bulunamamış. belki yıllarca otoparkta kalmış, ardından çekilmiş araçların araştırılmasıyla bir yere varılabilirdi ama artık bu ihtimalin de düşünülebilir olduğunu sanmıyorum.
bir cinayettense, kalp krizi ya da -yukarıda yazdığım gibi- demans gibi ağır hafıza kaybı sorunlarından ötürü bir nöbet olabileceği de konuşulmuş. bir ihtimal de şeker koması. bunca yıldan ve çürümüş, simsiyah olmuş iç organların şekil değiştirmesinden sonra ölüm nedenini tespit etmek de mümkün değil sanırım.
olay böyle. halen ne olduğuna dair kanıtlara dayalı kesin bir açıklama yok. söz konusu otopark, alsancak'ın gece hayatının göbeğinde bulunan, belki de kıbrıs şehitleri caddesi'nin sonuna kadar gitmek isteyen herkesin illa ki yanı başından geçtiği bir yer. bunca yıldan ve deli gibi kafa karıştırıcı ayrıntıdan sonra insan hem üzülüyor ("kimse mi arayıp sormamış bu adamı?" diye) hem de bizim adli tıbbın olayı savsaklamasına kızıyor (belki de bir şeyler bulundu ama hiçbir şekilde paylaşılmadı). en garip türk john doe ya da türk tamam shud vakası olarak tarihi halının altına süpürdük, gitti.
bilgiler:
- cesedin bulunduğu andaki fotoğrafları (dikkat! iç organ falan yok ama gene de mideniz kalkabilir. ona göre tıklayın): 1 ve 2 . sağ ayağının bilekten aşağısının olmadığını görebilirsiniz. büyük ihtimalle fareler yemiş. bu da son fotoğrafı (3 ). asansörün iç hacmini hesaplamak için kullananlar olmuş.
- en goy goysuz haber videosu link i. videoda konuşan 2 kişi var. ilki temizlikçilerin amiri gibi sanırım, cesedi görmüş ama anlık. diğeri ise cesedi bulan işçi. kokuya dikkat çekmiş ama 10 yıldır çürümüş ceset şimdi mi kokmaya başladı? buna cevabı olan kimse yok.
konuyla alakalı oldukça geniş açıklamalara sahip birkaç ekşi entry'si linki de vereyim.
- kusursuz cinayet : özellikle cesedin üzerindeki paralar, giyimi ve tabii ki alyansı, hırsızlıktan ziyade, öfkeyle anlık hareket edilmesinin sonucu bir cinayet gibi gözüküyor. en makul bulduğum açıklamalardan biri.
- adam evsiz değil : ben bu ihtimali zaten giyiminden ötürü elemiştim. ayrıca o dönemlerde diş protezi, şimdiki kadar pahalı olmasa da, herkesin yaptırabileceği bir şey değildi. gene mantıklı açıklamalardan biri.
- eski adli tıpçının açıklamaları : eh, bi' miktar sallamasyon olma ihtimalini de cebinizde tutarak okursanız, neden yıllardır çürüyen cesedin o kadar da koku yaymadığına dair bir fikriniz olabilir. benim aklıma yatmadı.
sabah, milliyet gibi gazetelerin sitelerinde de olayla ilgili haberlerin videoları var ama yukarıda verdiğim show tv'nin haber linki daha iyi gibi. internette araştırırsanız da, yukarıdakilerden farklı bir açıklama bulamazsınız. dün tekrar araştırayım diye 5 saatimi yedim, gene de yıllar önceki çözümsüzlükte kaldım. yerli sherlock olmak da bir yere kadar tabii. eğer adamcağız kapalı kaldığı asansörde açlıktan öldüyse, yukarıda yazdığım her şey fos çıkacak. umarım böyle bir şekilde ölmemiştir. kapalı alanda, oksijensizlikten değil, açlıktan ölmek; düşmanın bile yaşamaması dilenen şeylerin başında geliyor olmalı.
Ölüm konsepti üzerine düşündükçe, sosyal medyadan ya da internetten gory fotoğraflar gördükçe bakış açımın ve korkumun değiştiği şey.
Liseye kadar ben fen dersi almış olsam da içimizde upuzun kablolar geçtiğinin, içinde kırmızı bir sıvının aktığının, aralarda sert ve esnek yapıların lifimsi şeylerle bağlandığının farkında değilmişim onu farkettim.
İsmini hatırlayamadığım bir NBA oyuncusu ribaunda çıkarken yamuk basıp diz kapağının altından bacağını kağıt gibi katlayan o mühim kazayı yaşayınca farkettim ilk sefer hatırladığım kadarıyla.
O kemiğin açık açık gözükmesi bende nasıl bir travma yarattıysa (köşesindeki takım arkadaşları ve seyircilere yaptığı gibi) unutamamıştım o görüntüyü.
Ama merakımı da cezbettiği için bir yandan da duramıyordum, internette açık yaralara, gore fotoğraflara, otopsi resimlerine ve videolarına, ameliyat görüntülerine bakıyordum.
Ve tiksindim doğal olarak ama bir yandan da buna kendimi hazır etmek için maruz bırakıyordum.
Sonrasında lise bitti mezuna kaldım. O sene siyasi olarak çok hareketli bir seneydi ve kış zamanları o IŞİD patlamaları olmuştu Ankara'da ve başka yerlerde.
Haber kanalları ne kadar sansürlemeye çalışsa da yerdeki et parçalarını bir kör bile görebilirdi. Zaten internette yine sansürsüz halleri de vardı.
Yurtta tavuk dönerden ve tavuktan tiksinmiş bana çok mide bulandırıcı gelip ikinci tetiklemeye yapmıştı bu olay.
Hem ne kadar iğrenç olduğumuzu hem de ölümün ne kadar dibimizde olduğunu ve acizliğimizi falan düşünüyordum.
Bu arada günlük hayatta ise agresif tavırlar ile "Onu keserim, bunu doğrarım. " diyordum ama aslında emin değildim bundan.
Bi keresinde rüyamda bizim köyü görmüştüm. Ama her rüyada olduğu gibi köy tam olarak bildiğim halinde değildi. Benim zombili rüyalarım meşhurdur. Bu sefer de öyle bir rüya gördüğümü anladım ama bu sefer karşıdan gelen yürüyen cesetlerden birisi rahmetli dedemdi.
Yakın çekim hem de tanıdık bir simanın ceset halini görmek hem üzücü ve trajik hem de dehşet verici şekilde gerçek ve korkutucuydu.
Beynim çok garip rüyalar gördürüyor bana evet. Ve en son dün sabah saatlerinde yaklaşık Manisa'ya varmışken otobüste, bir soğukluk vurdu. Oralarda hafiften çiseliyormuş hava sanırsam.
O ürpertiden midir nedir, yarı baygın otobüste uyuyan ben çok garip rüya-hayal arası şeyler gördüm.
Otobüs yeşillik yerlerden geçiyordu yine ve birden otobüste çığlıklar başlıyordu. Tarla gibi bir yerin kenarında üniformalı bir ceset vardı. O kim, nasıl öldü, ne kadar şanssız vs derken uyanmıştım.
Sanırım pastoral ortam ile parçalanmış insan bedeni bana ürperti veren bir şey. Hem natural geliyor böyle hem de korkutucu.
Şehir atmosferinde ise insan bedeni bambaşka bir korku. Bir şeyler ters gidiyor, bu burada olmamalı hissi geliyor.
En metropol bir şehirde dahi yerde kuş ölüsü, fare ölüsü görünce olan hissi insan gördüğünüzde ona çıkarın mesela.
Bu da geçen yaz Bağcılar'da annesinin kafasını kesen ruh hastasının sansürsüz görüntüsü ile tetiklendi bende yine sanırsam. O görüntü hala aklımdan çıkmıyor.
Ölüm ve cesetler ile niye böyle haşır neşirim onu da bilmiyorum ama kesinlikle birilerini öldürmek, canlı dokular ile uğraşmak benlik değil ve zor. Doktorları, askerleri, polisleri, otopsi uzmanlarını vs kutluyorum bu açıdan. Ben yapamazdım, psikolojim bozulurdu.
Birçok konuda en acı gerçek en tatlı yalandan yeğdir felsefesine sahibim ama ben bu dünyada acımasızca öldürülen, ölen canlıların varlığını unutarak yaşamayı tercih ediyorum.
Yediğim tavuğun bir banttan dönen bıçak pervanesine düşüp pat diye kafasının kopmasını, yediğim dananın boğazına saplanan bıçağı hatırlamak, düşünmek ve bilmek istemiyorum.
Hayat bazen görmezden gelerek yaşanıyor aksi takdirde mümkün değil sanırım bunu başarmak hassas bir bünye iseniz.