-
mezunlarının en az bir enstrüman çalmayı bildiği, kitap okuma alışkanlığını o zamanlarda kazandığı, tarıma-hayvancılığa dair yetkin bir şekilde yetiştirildiği, marangozluk, terzi, arıcılık vs. gibi zanaatlar ile donatıldığı, hakkında yabancı kaynaklarda bazı aydınların "ülkemizi kalkındırmak için kurmamız gereken ve benim hayalim olan okullar" diye bahsettiği eğitim kurumları idi.
köylünün bilinçlenmesinden rahatsız olan toprak ağaları ve bazı siyasetçilerin karalama politikaları sonucunda önce itibarsızlaştırılmış, sonrasında ise 1954 yılında kapatılmıştır.
marşı -
zaman zaman köy enstitüleri geri gelsin diye bi gazlanıveriyoruz. zamanı içinde köy enstitüleri son derece başarılı bir projeydi. son derece vasıflı insanlar çıktı buralardan. şairler, yazarlar, sanatçılar, öğrencilerine kendi çocuklarından daha fazla değer veren öğretmenler çıktı.
köy enstitülerinin en güzel yanı müfredat farkıydı. bu okullarda yetiştirilen öğretmenler her türlü uygulamaya yönlendirilir, marangozluktan tut bir müzik aleti çalmaya kadar. yetiştirdikleri öğrenciler de köy çocuklarıdır. ilkokulda temel eğitim alıp daha sonra devam etmeyecek çocuklara teorik bilginin yanında hayat bilgisi, temel uygulamalar öğretilirdi. çiftçilik yapacak çocuğa mercidabık savaşının tarihini ezberletmek yerine ağaç budamak aşılamak öğretilirdi. ya da ikisi birden. neyse şu anda memlekette tarımsal üretimin çökmüş olmasının bir sebebi de köy enstitülerinin kapatılmış olmasıdır.
köy enstitüleri başarısız değil, başarılı oldukları için kapatıldılar. büyük toprak sahipleri böyle giderse biz bu köylüyle baş edemeyiz diyerek siyasete baskı yaptıkları için kapatıldılar. bu gün yaşadığımız cehalet krizlerinde aklımıza köy enstitüleri düşüyor ister istemez. ne var ki artık köy kalmadı memlekette. nüfusun büyük çoğunluğu kentlerde öyle ya da böyle yaşamayı tercih etti. kalan köylerde de yaşlılar var yalnızca. köy enstitüleri artık bir düş. şehirdeki çocukların nasıl eğitileceği meselesine çözüm değil. kaldı ki bu işi organize etmekten sorumlu kişiler cahil insanı tercih ediyor. bu tercihin bedeli ağır ve çok değil, bir nesil sonra ödenecek. bilgi okulda değil artık. yine de en azından kendi çocuklarımıza merak etmeyi, sorgulamayı, bilgi edinme yöntemlerini öğretebiliriz. -
Çamlıbel'de bir gül açsa
Uykuları kaçar Bolu beyinin
Çünkü kırmızıdır gül
Halkın ve toprağın uyanışına benzer
Bir değil, bin gül açıyordu Anadolu'da
Ekmeği ikiye bölsen
Aydınlık sesi duyuluyordu halkın
Köyleri tutmuştu aşkın ve terin hünerleri
Bir oldular da Bolu beyi ile
Kapattılar Enstitüleri
Mehmet BAŞARAN -
ismail hakkı tonguç ile birlikte bir anlamda yaratıcısı, kurucusu olan dönemin milli eğitim bakanı hasan ali yücel'in proje hakkında;
"köy enstitülerinin bütün günahı omuzlarıma, sevabı başkalarına olsun.. o kurumların günahı bile bana yeter"
diyerek düşüncesinin ve projenin her zaman arkasında olduğunu vurguladığı çok özel bir kalkınma hamlesi eşiği.
düşünüldüğünde dönemi için bence, pratik, gerçekçi, yaratıcı, yenilikçi (yeni deyimle inovatif) hatta dahiyane olarak nitelenebilecek bir proje.
keşke bu ülke yakın tarihinde bir çok dönem şahit olunan açgözlülük ve yobazlığın galip gelmesiyle kapatılmasaydı da, oluşturulan eğitim ile daha adaletli bir paylaşıma doğru ilerleyen bir ülkenin sağlam temelleri devam ettirilebilseydi.
düzeltme: anlamı etkileyen cümle düşüklüğü giderilmeye çalışıldı. -
bu özel proje için açılan okulların tam listesi aşağıdaki gibidir.
ülkenin dört bir yanına, bir çok konuda eksiklik hissedilen yörelerde ve özellikle büyük katkı sağlayabileceği düşünülen, olabildiğince arazisi uygun yerleşim yerleri veya bölgeler belirlenmiştir.
akçadağ köy enstitüsü = akçadağ/malatya
Akpınar (Ladik) köy enstitüsü = Ladik/Samsun
aksu köy enstitüsü = aksu/antalya
arifiye köy enstitüsü = arifiye/sakarya
beşikdüzü köy enstitüsü = beşikdüzü/Trabzon
cilavuz köy enstitüsü = susuz/kars
çifteler köy enstitüsü = çifteler/eskişehir
dicle köy enstitüsü = ergani/diyarbakır
erciş köy enstitüsü = erciş/van
gölköy köy enstitüsü = gölköy/kastamonu
gönen köy enstitüsü = gönen/balıkesir
haruniye (düziçi) köy enstitüsü= düziçi/osmaniye
hasanoğlan köy enstitüsü = ankara
ivriz köy enstitüsü = ereğli/konya
kepir (kepirtepe) köy enstitüsü = lüleburgaz/kırklareli
kızılçullu köy enstitüsü = buca/izmir
ortaklar köy enstitüsü = germencik/aydın
pazarören köy enstitüsü = pınarbaşı/kayseri
pulur köy enstitüsü = ılıca(aziziye)/erzurum
pamukpınar (Yıldızeli) köy enstitüsü = yıldızeli/Sivas
savaştepe köy enstitüsü = savaştepe/balıkesir -
köy enstitüleri projesi konu edildiğinde, olumlu düşünceler ifade etmek yanında, kapatılması için gayret sarf edenleri, görüş bildirenleri, onların düşüncelerini, dile getirdikleri olumsuz eleştirileri ve yineledikleri eksiklikleri de hatırlatmak gerektiği kanısındayım.
bu konuda ilk okuduğum zaman dile getirdikleri olumsuz bazı noktalara benim de katıldığım nureddin ergin isimli (sanırım 1906'lı yıllardaki) türkiye muallimler birliği idare heyeti üyesinin makalesini paylaşmak istedim. Konunun fikir olarak cumhuriyetin ilk yıllarına dayanan fikrin ortaya çıkış öyküsünü, "arifiye köy enstitüsü" ve kapanmasının ardından eğitime devam etmiş "arifiye öğretmen okulu" karşılaştırması bilgilerini de içeren detaylı yazıyı buradan okuyabilir.
kısa bir alıntı
-- spoiler --
Köy Enstitüleri, maarifimizde, insanın demokratik hak ve hürriyetlerine
kıymet verilmeyen bir devıin eseridir. İlme kapılarını kapamıştır;
muztarip öğretmenlerle, demokratik rejiminizi güç meselelerle karşı karşıya
bırakmıştır.
"Cumhuriyetçi memleketimizde, pek basit tahsil, uzun mecburî hizmetlerle
muallim yetiştirileceğini sanmak gafleti, Köy Enstitülerinde en
müfrit ve gayri âdil şeklini almıştır. Bu zihniyet, bu gençlerin halini ve
istikbalini tehdit ederken, her iz'an ve idrak sahibini yurdumuzun da âtisi
üzerinde endişe ile düşündürmektedir. Çünkü haline ve istikbaline ait
hiçbir inkişaf ümidi olmayan ve hakikî kültürden de mahrum insanlar,
bilhassa gelecek nesillerin terbiye vazifesini alırlarsa, tehlike o nisbette
şüphesiz büyük olur"
Köy enstitüleri davasında, iyi kuruluş niyetleri arkasında sistemli,
sinsi, yıkıcı bir kuvvet de, demokrasimize bir düşman gibi çalışmıştır.
Jhon Devvey'in kaynağını ilimden, hürriyetten, insan haklarından alan
köy maarifi kurmak hareketi nerede, köy enstitüleri nerede?.
Elli sene evvel, itiraf etmeliyim ki, ben de her köye bir okul,
bir öğretmen evi yapılsa ve oraya bir öğretmen gönderilse, Türkiye kalkınır
zannederdim. Ne yanlış bir düşünce. İstanbul'u Kalkındırma Cemiyetinin
tertip ettiği bir kongrede, İstanbul vilâyetinde araştırma yapan
İstanbul milletvekilleri, eğer yol, mektep, elektrik, su temin edilirse köylerimizin
kalkınacağını ileri sürüyorlardı. Türkiye Muallimler Birliğini
temsilen bulunduğum bu kongrede, milletvekillerine : "İşte Yakacık Köyü.
Elektriği, beş sınıflı bir ilkokulu, dünyanın en güzel suları, asfalt yolları
var, buna rağmen kalkınmamış? Demek ki kalkınmak için daha
mühim sebepler var. Bakınız burada hiç kimse ağaç dikmiyor, yemiş ağaçları
yetiştirme denemesine girişmiyor. Şimdi sanatoryöm olan çam koruluğunu,
hiç bir yerde şifa bulamıyan veremli kızının, burada iyileşmesi
üzerine bir İngiliz avukatı, bu muhteşem koruluğu kendi elleriyle dikmiş;
çünkü bu İngiliz tabiata yeni bir servet katma terbiyesini mektepte
almıştır. O halde köyde mektep kurarken öğretmeni iyi yetiştirmemişsek,
köyün hayatında bir değişiklik yapmak mümkün değildir"' demiştim.
Elektrik, yol, su terakkinin yarchmcısıdır. Hakikî terakki bir kültür işidir.
Eğer köy enstitüleri ilim adamlarının elinde olsaydı, on senelik bir
tahsil ile aslâ öğretmen yetiştirmek mümkün olmadığı anlaşılırdı. 12-15
yaşındaki çocukların sağlığını bozacak ağır işler gördürülmez ve günde
8 saatlik dersle sağlıkları üzerinde baskı yapılmazdı. Her enstitüye inşaat
masrafı olarak düşmesi gereken o senelerin iki milyon lirası ve şimdiki
paramızla en az on müyon lira ile ne güzel mektep binaları, araştırma
lâboratuvarları, mektep için lüzumlu tesisat yapılırdı; çünkü paranın hesabım
ilim adamları, her devlet dairesi gibi Sayıştay'a verir; ancak kanunî
usullerle sarfiyat yapılabilirdi. Eğer ilim adamlarının elinde olsaydı,
bir senelik uydurma yüksek okul kurarak oradan kendisine öğretmen yetiştirmeğe
kalkışmazdı. Öğretmenler, çalışacakları mıntıkanın ziraî ihtiyaçlarına
göre yetişir ve öğretmenlere modern bir meslek kültürü verilirdi.
20 sene mecburî hizmetli ve 20 lira ücretli öğretmen, 10 lira ücretli
eğitmen yetiştirmenin zararları derhal açıklanır ve önlenildi. Hiç bir öğretmenin
terakkisine sed çekilmez ve öğretmen yetiştiren bu müesseselerde
demokratik hayat tarzı, insana kıymet verme ruhu tesis edilir, demokrasinin
candan koruyucularına istikbal için bir huzur kaynağı olurdu.
İlim adamları, aileye müstenit bir rejimde, {demokratik bir rejimde) 12¬
17 yaşındaki kız-erkek çocukların yatılı olarak bir arada okumalarına hiç
müsaade ederler miydi?
-- spoiler --
düzeltme: alıntı spoiler içine yerleştirildi ve fark edilen bir kaç imla düzeltmesi yapıldı. -
Bugün kuruluş yıl dönümü olan, cumhuriyetin kuruluş felsefesini ve en temel öğretileri ile birlikte , bir bütün olarak tüm toplumun eğitim düzeyini artırmak amacı ile 1940'ta kurulmuş, "hayat akademisi" dir.
Nice yıllara olsun diler; bu uğurda emeği geçen herkesi şükranla anarım.
"Sürer, eker, biçeriz biz,
Güvenip ötesine;
Milletin her kazancı,
Milletin kesesine .." -
Kapatılmasaydı çoban / profesör oylarının nispeten 'bir' olacağı, çoğulcu ve nitelikli demokrasinin sistemsel nimetlerini görebilmemizi sağlayacak 'hayat akademisi' idi.
"sürer, eker, biçeriz biz,
güvenip ötesine;
milletin her kazancı,
milletin kesesine .."
Bugün 81 yaşında. Kutlu ola.
(bkz: hasan ali yücel)
(bkz: ismail hakkı tonguç)
ayrıca (bkz: john dewey)
-
"BENİM MANEVİ MİRASIM BİLİM VE AKILDIR''
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Köy Enstitülerini önemli kılan bu okullarda uygulanan eğitim öğretim sistemidir.
''Eğitim üretim içindir. İş içinde iş için eğitim. Sanat eğitimi. Yaparak yaşayarak öğrenme. Öğrenirken üretme.''
Ülke yoksuldu. Yoktu, yokluktu. 1930'lu yıllar, nüfus 16 milyon.
12 milyon köylerde yaşıyor. 40 bin köy.. 4 bin civarında köyde okul var. 6 bin kadar öğretmen.. Şehirde yetişip öğretmen olanlar köylerde görev yapmayı kabul etmezler...
Çare; Köy Enstitüleri kurmaktı.. Kurdular. Sadece köy çocuklarından öğrenci kabul ettiler.
15. Köy Enstitüsü Ankara'ya 35 km mesafede olan Hasanoğlan Köyü ile demir yolu arasındaki kıraç alana 1941 yılında kuruldu.
youtube.com/...
(bkz: hasanoğlan köy enstitüsü) -
Değişiklik, özellikle niceliğin niteliğe dönüşü; hem bilgizliğimin bilincinde olmam hem de bu bilgisizliğimi yenme ve bilgiyi elde etme iradesine sahip olmamla olanaklıdır.
Köy Enstitüleri de zamanında kırsalda yaşayan halka bilgiyi elde etme iradesi kazandırıyordu.
Cumhuriyet’in ilanının ardından modernleşme sürecine giren Türkiye için kırsalda aydınlanmanın meşalesi, üretimle kalkınmanın en önemli modeli olmuştu.
Sadece uygulanmış olduğu Cumhuriyet dönemi içinde değil Türk eğitiminin tarihsel bütünlüğü içerisinde iz bırakmış önemli eğitim kurumlarından biridir. Çok zor şartlara rağmen kendi topraklarında, kendi ayakları üstünde durmanın öyküsüdür.
Köy Enstitülerinde bireylere bilgi vermek yerine bilgiye nasıl ulaşabilecekleri ve ulaştıkları bilgileri nasıl kullanacakları öğretilirdi. Her yerde eğitim ve herkese eğitim anlayışının temel uygulaması olan bu model UNESCO tarafından örnek eğitim modeli olarak tavsiye edilmektedir.
Bu eğitim modelinin başarı göstergelerinden biri diğeri de köy enstitülerinde eğitim almış diğer öğrencilerin bizzat inşa ettiği ve diğer enstitülere öğretmen yetiştiren Hasanoğlan Köy Enstitüsü olmuştur.
“Uygulanmayan bilgi boş ve gereksiz bilgidir. Birşey yapabiliyorsak, aynı zamanda biliyoruz demektir." diyen İsmail Hakkı TONGUÇ'un bu sözü, günümüz eğitim sisteminin deneyimlemeden uzak, sadece bilgi yüklemekten öteye gidememiş bir sistem olduğunu göstermektedir. Uygulamalardan koparılmış bu eğitim sistemi ile elde edilmiş 'çok' bilgiyle kalifikasyondan söz etmek pek mümkün değil gibi.
Tarih 1950'yi gösterir. Kendisi de bir ağa çocuğu olan menderes'in partisi demokrat parti iktidar olur ve "komünist okulu" gibi bir sürü asılsız kötülemelerle kapatılır. yerlerine de imam hatip okulları açılır. Tarihin tekkerrüründen hiç ders almayan bir toplumda yaşamak zorunda olmak ne kötü?! -
Benzer projeler kuzey avrupa ülkelerinde de var. elbette birebir aynı değil. onlar, ikinci nesil çıkana kadar kapatılmamış, sonra sanat ve zanaat okullarına dönüştürülmüş. ki köy enstitülerindeki müzik eğitimi atlanan ve bambaşka bir konu.
şimdi "adamın köylüsü bile piyano çalıyor", "tır şöförü bile nota okuyor" vakaları, bu sanat okullarının eseri. hani "adamlar yüz yıl ileride" derken ona +50 bize -50 böyle böyle yazıldı.
yani biz çok ama çok doğru bir yoldaymışız gençler. ama bizim fabrikalar kapatılırken kore'dekilerin köklenmesi gibi, bir şalter burada indirilmiş, orada kaldırılmış. biz de alkışlamışız. -
hüzünlü sonu bir gazete haberinde şu şekilde açıklandı: Bugüne çok değişen var mı?
Köy Enstitüleri neden kapatıldı?
Bu soruya cevap olabilecek en saydam açıklamalardan biri, dönemin CHP Milletvekili Kinyas Kartal’dan gelmişti. Aynı zamanda toprak ağası olan Kinyas Kartal, yıllar sonra, Köy Enstitülerinin neden kapatıldığına ilişkin soruya şu açıklamayı getirmişti:
“Köy Enstitüleri kesinlikle komünist uygulama değildi. Doğuda en yüksek eğitim gören insan benim. Köy Enstitüleri, bizim devlet üzerindeki gücümüzü kaldırmaya yönelikti. Bunu içimize sindiremedik. Benim Van yöresinde 258 köyüm var. Bunlar devletten çok bana bağlıdırlar. Ben ne dersem onu yaparlar. Ama köylere öğretmenler gidince benim gücümden başka güçler olduğunu öğrendiler. DP ile pazarlığa girdik, kapattık.”
Köy Enstitüleri kapatılmakla, “Devrimci düşüncenin adamını” yetiştiren kaynak kurutuldu. Böylece Türk aydınlanmasının, yurdun tüm kılcal damarlarına yayılması engellenmiş oldu. Sonrasında olanları zaten biliyor, konuşuyor, yazıyor ve yaşıyoruz. Köy Enstitüleri kapatılmakla Türkiye ne kaybetti? Bunun yanıtı, tartışılmayacak kadar açık. Bunun yanıtı boşalan köylerde, cemaatlere teslim edilen varoşlarda. Bunun yanıtı, mahalle baskısının ve cemaatlerin gücünün hangi boyutlara ulaştığını gösteren araştırmalarda.
(bkz: www.cumhuriyet.com.tr/... -
kapatılması vatana en büyük ihanetlerden olan durum.
zamanında abd'den yardım almak için iptal ettirilen, zamanında yapılmış birkaç önemli devrimden biridir.
ki o yardımı almaz olsaydık, verdikleri ancak süt tozu ile margarindi onun da daha kaliteli ve sağlıklısını yerli yapıyorduk. ama mazallah tereyağı yer zeytinyağı içer zehirleniriz.
bu eğitim kurumlarının en önemli özelliği, her şeyi öğretmesi ve pratik öğretmesiydi. hani diyoruz ya eğitim çok teorik, pratiklik yok diye. bakın iptal ettirmesek pratik eğitimin de alasını yapıyormuşuz.
ortaya çıkışı:
hasan ali yücel ve ismail hakkı tonguç önderliğinde, köylü halkın köylü gibi eğitim görmesi amacıyla yapılmıştır. çünkü halkın büyük çoğunluğu günümüzün aksine köylüydü. ve zeki iki insanın fark ettiği sorun şuydu: bir gözü ömründe şehir medeniyeti görmemiş köylü, şehire gittiği zaman sonradan görmeliğinden ötürü köye dönmek istemiyordu. ama köylü milletin efendisi olduğu ve üretimin temeli olduğu için bunların şehir yüzü görmeden köyde eğitim alması gerekiyordu ki bu yüksek orandaki köylü oranını kaybetmeyelim. şehre aşırı göçe sebep olmayalım. aslında olay, köylünün şehrin pembe yüzünü görmemesi ve köyde yaşama isteğini kaybetmeden iyi eğitim almasıydı. yani şehire gitmek zorunda kalmaması. aslında günümüzde büyük şehirler ve köyler arasındaki eğitim seviyesi farkına çözümdü. amaçları ilkokul öğretmeni yetiştirmekti çünkü okuma yazma oranı düşüktü.
verilen eğitim:
köy enstitülerinde hem pozitif bilimler, hem tarım/hayvancılık, hem marangozluk gibi zanaatlar, hem sanat dersleri, hem de tekniki(kadınlar için tekniki dersler yerine dikiş vb. farklı dersler veriliyordu diye hatırlıyorum) dersler veriliyordu. yani aslında "elinden her iş gelir" tipi insan eğitiyorlardı.
kapatılmaları:
abd yardımının ve oy yarışlarının sebebiyle önce basit öğretmen okullarına çevrilmiş, sonrasında tamamen kapatılmıştır. kapattıkları şeyin ne kadar değerli olduğunu bilselerdi... o binaları yapmak için köylüler ne emekler çekti bi bilseler... hiç değilse emeklere yazık olmasaydı. -
Mezunları şu an bile çoğu öğretmeni sulu dereden susuz getirir vaziyettedir.
Yıllar önce bir kursa gidiyordum orada da köy enstitüsünden mezun emekli bir öğretmen vardı.
Hocamın kibarlığını, donanımını, diksiyonunu unutamıyorum hâlâ. 70 yaşından fazlaydı yanlış hatırlamıyorsam yaşı ama hâlâ bir kursa gelip bir şeyler öğrenmeye çalışıyordu.
Gerçekten eğitimi üretmek için üretimi de yaşamak için öğrenmişler.
Bu kurumları kapatanlara yazıklar olsun. belki bir çoğumuzun babaaannesi ve dedesi öyle bir insan olabilirdi.
Bu anadolu'nun son 600 yıldan beri en büyük sorunu cehalet başka da bir şey değil. -
“Köy Enstitülerinin bütün günahı omuzlarıma, sevabı başkalarına olsun.
O kurumların günahı bile bana yeter.”
-Hasan Ali Yücel