"öjeni" terimini tarihte ilk kez charles darwin'in kuzeni francis galton kullanmıştır. francis galton, "öjeni" (yunanca: eu-genes: iyi-doğan) kavramını 1883 yılında yazdığı "insan fakültesi ve gelişimi üzerine araştırmalar" isimli kitabında türetmiştir. öjeni, insan populasyonlarında kalıtsal karakterlerin geliştirilmesi ve sosyal kontrolü amaçlayan bilimsel bir teoridir.
doğumların devlet tarafından kontrol edilmesi düşüncesini ilk ortaya atan kişi yunan filozofu eflatun olmuştur. öjeni teorisi insanlık tarihinde tüm insanlık için değil belli bir ırkın ya da zümrenin yüceltilmesi amacıyla geliştirilmiş ve bu amaçla kullanılmıştır.
- öjeni teorisinin kurucusu sayılan ingiliz francis galton'a göre, korunması gerekenler sadece ingiltere'nin yüksek sınıfıdır. bunun için de galton, yoksul, hasta, güçsüz ve yeteneksiz insanların çoğalmalarının engellenmesi gerektiğini öne sürmüştür.
- abd'nin birçok eyaletinde 1974 yılına kadar öjeni yasaldır ve bu tarihe kadar -çoğu rızası olmadan- toplam 100.000 kişi; 20. yüzyılın başında ise "uygun" olmadıkları gerekçesi ile virginia'da 8.000 kişi kısırlaştırılmıştır.
- mussolini'ye göre etiyopyalılar siyah ırktan oldukları için italyanlardan aşağıydılar ve italyanlar gibi üstün bir ırk tarafından yönetilmekten şeref duymalıydılar. mussolini, 1935 yılında etiyopya'yı işgal ederek etiyopya'da 1941 yılına kadar 15.000 kişiyi katletmiştir.
- nazi almanyası'nda 400.000 kişi rızası olmadan kısırlaştırılmıştır. öjeni-kısırlaştırma hitler için yeterli olmamış, hitler, güçsüz-kirli ırk olarak gördüğü yahudi ırkını tamamen yok etme yolunda yasalar çıkarmış ve inanması zor yöntemlerle toplu katliamlar yapmıştır.
not: eski yunanca sözcüklerden türetilmiş sözcüğün temel anlamı 'iyi (eu) doğan (genes)' ya da 'iyi (eu) tür (genos)'dür.
insan soyunun genetik yardımıyla düzeltilmeye çalışılmasına verilen isim.
her ne kadar naziler tarafından ortaya çıkarıldığı düşünülse de almanya'da ilk olarak prusya kralı i. frederick tarafından avrupa'nın en iyi yarı ve göze hoş görünen erkekleri ve kadınları prusya'da toplanarak yapılmaya çalışılmıştır.
genetik biliminin ilerleyişi ile provokatif tartışmalara sebebiyet verebilecek olan disiplindir. uzun vadede salt etiği aşan ontolojik bir krizin ortaya çıkması kaçınılmazdır.
biyomühendisler ile cansız nesneler üzerinde çalışan mühendislerin temel farkı biyomühendislerin insanların doğaya aristotelesçi bakışını kökünden sarsabilecek potansiyele sahip olmalarıdır ki bunu da en güzel jürgen habermas die zukunft der menschlichen natur'da açıklar. gen teknolojilerinin gelişimi ile uzun vadede aristotelesçi bakış zedelendikçe helmuth plessner'ın "beden olmak" ile "beden sahibi olmak" arasındaki fenomenolojik ayrımı bir güncelliğe kavuşacak, var olarak bulduğumuz doğa ile kendimize verdiğimiz donanım arasındaki sınır yavaş yavaş kaybolacaktır.
bugün en basit görünen gen tedavisi vektörlerinden birine örnek olarak adenovirüsleri gösterebilirsiniz. bir adenovirüsle yapılacak her uygulama aynı amacı gütmez. mesela kanser hücrelerini yok etme amacı da güdebilirsiniz, bir canlıda farklı genleri ifade etme amacı da. bu durumda modifiye işlemlerini de aynı şekilde yapamazsınız.
diyelim ki amacınız kanser hücrelerini yok etmek. bu senaryoda işinize yarayacak olan döngü litik döngüdür. amaç viral fonksiyonları yok ederek vektörü yalnızca onkolitik bir forma sokmak olacaktır, bu durumda adenovirüsün replikasyona yetkin bir vektör olarak kalması sorun teşkil etmeyecektir. lakin başka bir durumda, yani asıl amaç sizin istediğiniz bazı genlerin ifade edilmesi gibi bir amaç olduğunda adenovirüsün replikatif potansiyelini ortadan kaldırmak hücre ölümlerini engellemek için zaruri olacaktır.
kabul etmek gerekir ki bu tür uygulamalar günümüzde kullanıldığı amaçlardan çok daha ileriye götürülebilir. ilköğretimde virüsler canlı kabul edilmeyerek işin içinden çıkılır veya kürtaj tartışmaları genellikle ontolojik değil politik düzlemde yapılır. biyolojik müdahaleler ise doğası gereği inşa değil müdahale üzerine kuruludur ve sui generis bir özreferanslılığa sahiptir. bir plazmidin rolling circle replicationına müdahale etmenin ve devamında replikasyonu "akışına bırakmanın" anlamı, özne-nesne ilişkileri bağlamında bir cpu veya bir ram tasarlamak ile elbette özdeş olamaz.
günümüzde öjenizmden söz edildiğinde insanların aklı ilk olarak nazilere, übermensch mefhumuna gider. oysa öjenizm kelimesi, yani "eugenics", etimolojik olarak yunanca "eu" ve "genes"ten gelir. eu- prefixi yunancada "iyi" anlamındadır. dolayısıyla öjenizm tanım olarak, hedefinde kalıtsal özellikleri iyileştirmek olan bir disiplindir ve "ırkçılık" olarak ele alınmak zorunda değildir. bir örnek olarak kokain, eroin, alkol gibi maddelere yasaklar getirilmiş olmasının tek nedeni kişinin kendisine zarar vermesinden öte, bu tür maddelerin doğacak çocuklar üzerinde yaratacağı etkilerdir.
bu konularda kesin yargılarda bulunmadan evvel öjenizm iki ayrı grupta ele alınmalıdır: pozitif öjenizm ve negatif öjenizm. pozitif öjenizmin ereği olumlu atfedilen ırsî vasıfları çoğaltmaktır. bilakis negatif öjenizmin hedefinde olumsuz kabul edilen nitelikleri azaltmak vardır. bu tür pratiklerin modasının geçtiğini, modern ve "medeni" dünyada yeri olmadığını düşünenlerin sandığının aksine, gelişen biyoteknoloji prenatal diyagnoz gibi uygulamalara olanak tanımaktadır ve bu yöntemlere başvuran insanlar günümüz dünyasında halihazırda vardır. gelecek ile ilgili tartışmalar ise bunun ötesindedir: liberal öjenizm. ailelerin, istedikleri genlere sahip çocuklara sahip olmaları gibi olasılıklar.
bireyin özbelirlenim hakkının adli yönden nasıl konumlandırılacağı ciddi bir sorun olmakla beraber, bugün embriyolara müdahale edilmesi çeşitli sorunlara gebe olsa bile in vitro gametogenez gibi yöntemlerle öjenizm farklı bir boyut kazanabilir.
Henry Fairfield Osborn, İnsan Irklarının Evrimi başlıklı bir makalesinde ortalama bir zencinin zeka yaşı, Homo sapiens (günümüz insanı) türüne ait on bir yaşındaki bir çocuğun zekasına ancak ulaşabilir diye yazıyordu.
Yirminci yüzyılda artan kafatasçılığın temelini/sebebini oluşturan felsefi görüşlerden bitanesi.
Aslında bu konuya bilimsel ve etik olarak iki ayrı perspektiften bakmamız daha sağlıklı olur.
Insanoğlu geçmişten günümüze daha fazla verim alabilmek için hayvanları ciftleştiriyor, daha büyük inek, köpek, tavuk, yumurta vs giderken antik Yunanda iyide kardeşim biz iri sağlıklı hayvanları ciftleştiterek bundan fayda sağlayabilliyorsak neden insanı da aynı sekilde çiftleştirmeyelin diye düşünmüş. Günümüzde birçok kişiden ya bu bilmemneleri kısırlaştırmak lazım, şunu bikip çoğaltmak lazım gibi şeyler duyuyorsanız temeli buna dayanıyor işte.
Idealde iki sağlıklı ve zeki bireyin çiftleşmesini sağlayarak yine sağlıklı ve zeki bireyler oluşmasının sağlanmasıyken, gen havuzunun sürekli daralması yüzünden farklı sağlık problemlerinin ortaya çıktığı gözlemleniyor. Akraba evliliği gibi bir nevi.
Yakın zamanda özellikle 20. yüzyılda bilimi dayanak olarak gösteren birtakım insanlar siyahi ve beyaz bireylerin çiftleşmesinin sakıncalı olabileceği görüşünü savunup bununla yetinmeyip Amerika'da 64bin zihinsel engelliyi kısırlaştıyor. Hitler'in yahudi politikalarını öjeniye bağlayan kimseler olduğu gibi Hitler'in, öjeni savunucusu ernst haeckel'in yayınlarını yasaklattığıda biliniyor.
Ayrıca Hitler'in ırkçı politikaları sonucu oluşan antipati ve sorgulamalar netincesindede öjeni araştırmalarının çoğu iptal ediliyor bu da farklı bir detay.
Etik olarak bakıldığında yanlış gözükse bile gen tedavileri ve hasta genleri elimine ederek birçok hastalığın iyileşmesi sağlanabiliyor modern bilimle.
Öjeniye iten sebeplerin temelinde içgüdüsel olduğunu düşünüyorum, çünkü hemen herkes tatlı, yakışıklı, eli yüzü düzgün aklı başında sağlıklı bireylerle birlikle olmak istiyor, zaten içgüdüsel olarak istediği şey dayatılınca karşı çıkıyor, insanoğlu zorlamaya gelmiyor anlayacağınız. etik olayı zaten bambaşka bir hikaye çünkü vicdanla etiğin ters düştüğü noktalarda oluyor. Bilemiyorum Altan...