sadece karşı tarafı etkileme yöntemi olmayan, tdk'ye göre "bir konuda birinin inanmasını sağlama, inandırma, kandırma" anlamlarına gelen kelime.
ısrar, kandırma, inandırma, yönlendirme* ve hile ile göbek bağı bulunan bir kelime bu. iknayı tek başına düşündüğümde, karşı tarafın zaten inanmaya yatkın olduğu bir konudaki çaba olarak görüyorum. ön yargılı olduğu bir konuda birinin ikna edilebileceğini sanmıyorum. ancak bu noktada ısrar ve yönlendirme devreye girebiliyor. yönlendirmenin temel mantığı zaten gerçeği değiştirerek ortaya sunmak olduğu için ikna edilmeye çalışılan kişinin fikirlerine sıkı sıkıya bağlı olmasının önemi kalmıyor. bu fikirleri nasıl oluşturduğu ve argümanlarını hangi sağlam temeller üzerine inşa ettiği değerli hale geliyor. iknayı bir hedef olarak görürsek, ısrar sadece bir araç olabilir. inandırma ve kandırma arasındaki farkın ikna ile yönlendirme arasındakiyle örtüştüğünü de düşünüyorum. kişi inandığı şeye giden yolu kendi fikriyle açtığını düşünebilir. kandırılan ise, o yoldaki hiçbir şeyden emin olmadığını kandırıldığını anladığında fark edecektir.
yönlendirmeye tamamen açık olup olmadığımız konusunda ise kafam karışık. reklamların bilinçaltına saldırarak işlev kazanması "sen zaten önünde sonunda ikna olacaksın, bunun farkında olup olmaman önemsiz" gibi bir sonuca götürüyor beni. belki bilinçli olarak yönlendirilmeye açık olup olmamak bu noktada önemli olabilir ama onda da temel odak noktası ortadaki konu değil, gerçeklerin eğilip bükülmesi olacağı için bilincin etkisi gene tartışmalı. iknayı yolun sonu olarak gördüğüm bakış açımla değerlendirdiğimde, şuna ulaşıyorum: yönlendirilmiş bir sonuca ikna olmam kandırılmış olduğuma denk düşer. kandırıldıysam kendi fikrimi değil, çarpıtılmış olanı kucaklamışım demektir. o zaman bilinçsizce verdiğim onay sonucunda hile ile kafa kola alınmış oluyorum. kendi fikrim yoksa, ikna da ortada yok demektir. böylece ikna-yönlendirme arasındaki temel farkın bilinç olduğu sonucuna varmış oluyorum.
ikna, tek başına açıklanması yeterli olmayacak bir kelime bence. illa ki yanına bazı araçlar alması (ısrar gibi), kökü aynı olsa bile, üzerinde ilerlediği mantık örgüsü devasa karşıtlıklar barındıran benzer kelimelerle karşılaştırarak açıklanması (yönlendirme gibi) gerektiğini düşünüyorum. ikna olmanın süresinin kısalığı ve zamana göre değişkenliği de önemli tabii ama girdiyi uzatmayayım. yazarken bile yeterince mindfuck oldum burda zaten.
Kelimeyi görür görmez hayatımdaki en kötü anıyı hatırlattı bana. 10 yıldan fazla olmuştur liseden mezun olalı. Sınava girip çıktığımız yazın bütün arkadaşlarla boşluğa düşmüştük. Herkes de bilir bu boşluğun ne kadar can sıkıcı olduğunu.
Bir gün internette karşıma, fethiye'deki yamaç paraşütü ilanları çıktı. İlk ikna etmem gereken kişi tabii ki babam, sonra da annemdi. Haftalarca süren yalvarmalardan sonra yumuşadılar ancak çünkü onlara onlarca makale okutmam gerekiyordu yamaç paraşütünün ne kadar güvenli olduğuyla alakalı.
Onlardan izini kaptığımda, en yakın arkadaşımda benim ısrarlarımdan dolayı annesini ikna etmeye çalışıyordu. Evde sadece anne olunca her şey daha zor ama annesi de bizim üçüncü yakın arkadaşımız gibiydi.
Hiçbirini ikna etmeseydim keşke diyorum her gün. Her gün sabah kalktığımda ilk hatırladığım şey, en yakın arkadaşımın annesinin o ağlamaklı suratı.
İkimiz gittik fethiye'ye. Zaten bir saatlik minibüsle gidiliyordu. Rezervasyonlarımız, her şeyimiz tamamdı. Bizi birer kişinin önüne bağladılar, sırayla kalktık. Yakın olduğumuz için görebiliyordum arkadaşımı hala. Muhteşem geçen o havadaki yolculuktan sonra iniş yaptık. Daha doğrusu ben yaptım yanımdaki hoca ile birlikte. Daha sonra arkadaşımın gelişini seyretmeye başladım, hala ellerim tir tir tiriyor bunları yazarken. Sanki yeniden yaşıyorum.
Tam ayakları yere değecekken, ters rüzgar çıktı sanırım ya da bana sonradan öyle söylediler. Düşmenin ertkisiyle arkadaşımın boynu kırıldı ve başından aşağısı felç oldu. Olaydan bir yıl sonra da hayatını kaybetti.
Seni çok özlüyorum Eylül, keşke ben kimseyi ikna etmeseydim. Bana inan, o günden beri kimseyi ikna etmedim. Özür dilerim.