1. hiç ineğin yoktur. ineğin olmadığı için de sabah 8-akşam 4 bir işe girersin. işten kazandığın parayla bakkaldan süt alırsın. süt ne ara inekten sağıldı, ne ara kartona dolduruldu, ne ara raflara dizildi, inek niye x kişisinin mülkiyetinde vs vs. bunları oturup düşünüp algılayana kadar bir bakmışsın ki diğer gün başlamış, işinin başına geçersin. hoooop başa döndük. tüm bu süreçler beraberinde yı getirecektir.

    bilinenin aksine ; değil, tur. buna rağmen de sosyalizmde yine ineğin yoktur çünkü inekler tüm topluma aittir. ama senin süt almak için yine sabah 8-akşam 4 çalışman gerekir... toplum tek tek bireylerden oluştuğu için ve bu toplumun inşasında senin bir iraden olmadığı için, toplumu inşa edenler aslında ineklere -ve diğer her şeye- sahiptir ama '''' falan diyerek bunun üstünü örterler. burada da, -kapitalizmde olduğu gibi- kendini günden güne üreten bir döngü vardır ve sen bu döngünün içinde un nasıl inşa edildiğini, bu inşadan kimlerin nasıl fayda sağladığını falan sorgulayacak kadar imkan bulamazsın. sorgularsan da akibetin iyi olmaz. (bkz: )

    deyse artık özel mülkiyet, para, devlet, sınırlar ve işbölümü kalkmıştır, toplum da en ufak parçasına kadar dağıtılmıştır. artık toplum yerine gönüllü birlikteliklere dayalı kurdukları ler (müşterekler) vardır... istediğin bir komün'e katılabilir, yahut gönüllü kişileri bulup yeni bir komün kurabilirsin. bir ineğin olup olmayacağı ise tartışma konusudur.
    #290826 mahallenin delegesi | 9 ay önce (  9 ay önce)
    17ekonomi terimi 
  2. 'ın 'de belirttiği üzere , tek tek her kapitalistin ve her kapitalist ulusun parolasıdır. artı değeri katlayarak kendini büyütmek zorunda olan sermaye; bunu ancak, endüstriyel kentlerdeki işçi yığınlarının sadece emeğini değil ek olarak zamanını, sağlığını, kanını, enerjisini, psikolojisini kısaca bütün beşeri fakültelerini iline kemiğine kadar sömürüp işi bittikten sonra da bir kenara atmak yoluyla başarabilir: çünkü ne de olsa her dönem alttan gelen yeni kuşaklar, kırdan kente göçen yığınlar, sermaye için gereken yeni ve taze toplumsal nı tahkim edecektir. bu çelişkinin kaynağı ise kapitalistin (sermayedârın) kişisel olarak ''ahlaksız'' ve ''açgözlü'' olmasında değil sermayenin günbegün, anbean kendini büyüterek merkezileşmesini zorunlu kılan yasalarının kalbinde yatmaktadır.
    #289503 mahallenin delegesi | 1 yıl önce (  1 yıl önce)
    2ekonomi terimi 
  3. Kapitalizm: "Vallahi sabun değil" diyerek "katı şampuan" satmak.
    i.ibb.co/...

    Pazarlama hatası: kel birine saç bakım ürünü reklamı göstermek.

    Dünya: insanı olmasan eğlenceli gezegen.
    #282708 Keltox | 2 yıl önce
    0ekonomi terimi 
  4. 'e göre başarısında protestan din yaşamının ve protestan hayatının, başarılı oluşunda önemli bir yere sahip olduğu ekonomik sistem. tabii bu "protestan olmayan ülkeler kapitalist olamaz" anlamına gelmiyor.

    yine de japonya, hristiyan olmadığı halde, "biz protestan hristiyan ahlakına sahibiz." diyen bir ülke. japonya başbakanlarından de japonya'nın ahlak temelinin meiji dönemi ile beraber protestan hristiyan ahlakını örnek aldığını açıklamıştı bir kaç yerde. en azından japonların hristiyan özentiliği, çakma kiliselerde nikah kıymalarından belli (evet, sadece nikah törenleri için yapılmış ve gerçek bir katolik/protestan kilisesi olmayan ve hatta nikahı din adamının bile kıymadığı şapeller var japonya'da. ama son yıllarda geleneksel şinto düğünü yapmak daha moda hale geldi.).

    ile kapitalizmin kendi içerisinde yeni dinler oluşturduğuna dikkat çekmiş. ama buna rağmen de kapitalizmin aslında dinleri sosyal hayattan çıkarıp bireyin kişisel alanına sıkıştırdığını savunmakta. yani weber'in dönemindeki kadar dinler aslında sosyal hayatta etkin değil. bu durum da sekülerleşmenin modernleşme ve gelişmeyi de beraberinde getirdiği düşüncesini beslemekte.

    yine heelas'a göre, postmodern dönemde artık ahlak kavramı da bireyler için "hoşuma giden neyse onu benimserim" şeklinde bir yapı kazandığı için rastgeleleşmiş bir durumda. artık moda olan etik prensipler de var. haliyle aslında postmodern dünyada dinlerin toplum hayatında çok fazla yere sahip olmaması bekleniyor. yine de küreselleşme ve kültür çoğunluğu ile beraber dinlerin tekrar toplum hayatında yere sahip olduğu belirtiliyor.

    dinlerin tekrar weber'in dönemindeki gibi toplum hayatında belirleyici bir konuma doğru ilerlemesi ise sovyet sonrası dönemde ülkelerin zamanla milliyetçileşmesine ve din=milliyet kavramının tekrar ülkelerde belirmesine bağlanıyor bazı kişiler tarafından. hatta bunu kültür çokluluğuna karşı bir refleks olarak görenler de var. bu sebeple de dünyanın kültür temelli yeni soğuk savaşlara gebe olduğu düşünülüyor.

    scott m. thomas ise, sanayileşmiş kuzey ülkelerinin zaman içinde rasyonel bir inanç biçimi ve rasyonel bir ahlaka kavuşacağının düşünüldüğünü ve bunun da topluma büyük yararlar sağlayacağının düşünüldüğünü, ama aslında böyle bir şey gerçekleşmediği için de postmodern dünyada sekülerizme tepki olarak inançlara yönelindiğini savunmakta. gelişmemiş ülkelerde ise sekülerizme tepkinin "hani seküler olunca her şey güzel olacaktı?!" şeklindeki fikirlerden temel aldığını söylemekte. yani normalde postmodern dünyada aslında dünyanın çoktan seküler olmuş olması beklenirken, seküler devlet düzeni tehlike altına giriyor. üstelik sadece gelişmemiş ülkelerde de değil. bunun da suçlusu neo-liberal politikalar olarak görülüyor.

    örneğin mısır ve endonezya gibi koloni dönemlerinden sonra bir dönem modernleşme hareketlerine girişen ülkelerin insanları, başlarındaki yöneticiler sıçıp sıvayınca bu sefer "demek ki modernleşme falan bize faydadan çok zarar getiriyor." diye düşünmeye başlamışlar.

    jeff haynes, kapitalizmin getirdiği küreselleşmenin radikal dinciliği ortaya çıkardığını savunuyor. sebebi ise postmodernizmin getirdiği inançtaki bireyselliğin aslında inançlardaki standartlaşmış yorumların dışındaki yorumların inançlara eklenmesini kolaylaştırması. böyle olunca da aslında postmodern dünyada bireyin sınırlarının dışına çıkmaması gereken din kavramı politik silahlara çok kolay dönüştürülüp tekrar toplumu etkileyen güce sahip olmakta. bu sebeple de artık günümüzde din, bir ahlak sisteminden çok bir kimliği ifade etmeye başlamış.

    haliyle günümüzde bazı akademisyenler "lan yoksa weber'in dönemine geri mi dönüyoruz?!" demeye başlamışlar.



    #257355 jean baptiste de la rose et la croix | 4 yıl önce (  4 yıl önce)
    0ekonomi terimi 
  5. Micheal Braud ‘’Kapitalizmin Tarihi 1500-2010’’ kitabında, Kapitalizme doğru uzun bir yürüyüşü şu satırlarla ortaya koymaktadır.

    Feodal toplum olgunlaşmış biçimine XI. yüzyılda ulaştı. Üretim organizasyonu saha dahilinde gerçekleşiyordu (serflik, zorunlu çalışma, angarya) ve artık emeğe (çalışma biçimindeki rant olarak) toprağın yegane sahibi olan senyor tarafından el konuyordu. Senyör aynı zamanda, siyasal ve yargılamaya ilişkin ayrıcalıklara da sahipti.
    Fakat feodal toplum oluşumu henüz tamamlanmıştı ki çözülmesine neden olacak unsurlar da harekete geçmekteydi. bir kere çalışma olarak gerçekleşen rant, özgür çalışmanın ortaya çıkması, köylü mülkiyetinin gelişmesi ve ticaretin başlamasıyla ayni ranta ya da para biçimindeki ranta dönüşüyordu. süreci hızlandıran unsurlar da ticari fuarlar, zanaatların (yoncalar çevresinde) canlanması, Kent yaşamının yeniden doğması, bir ticaret burjuvazisinin oluşmasıydı. işte feodal düzen bir ortamda çözülürken ticari Kapitalizm kök salacaktı..
    #244193 yadellerdeyabanci | 4 yıl önce
    0ekonomi terimi 
  6. kapitale sahip olmak değildir. bir ekonomik sistemdir.

    yoksa anti-kapitalist ülkelerin de kapitalleri mevcuttur.

    şurada mesela yanlış anlayan birisi mevcut:



    kilise eğer kapitalist sisteme onay verse 'un kendisi "bizde kapital var aga, kapitalizme karşı çıkamayız" derdi. yine ioannes paulus'un halefi olan da kapitalist sisteme olan eleştirilerini yayınlamıştır.

    (bkz: )

    www.vatican.va/...

    (bkz: )

    www.vatican.va/...
    0ekonomi terimi 
  7. sosyalizmin tersi olarak insanın insanı sömürdüğü ideolojidir.
    0ekonomi terimi 
  8. kapitalizm ile ekonomide değişen gelişmeler sadece içinde yaşadığımız toplumu değil kişiliğimizi de büyük ölçüde değiştirdiğini düşünüyorum. herkesin alabildiğine bireyselleştiği, farklı olmak için çabaladığı buna karşın kendisi dışında hep başkasına benzediği nevrotik bir düzen oluştu.

    kapitalizm belli kişilik tiplerini onaylar.iyi bir tüketici olman ve süreci sekteye uğratmadan çalışman için başarılı olman gerekir. başarılı olma baskısı her an girilen her ortamda hissedilir. kendi yeteneklerinizi övmek ya da gerçekte “tırt” olsan bile en iyi şekilde kendini “pazarlaman” önemsenir. neoliberal yapıda introvert kişilikler görmezden gelinir örneğin. ilk intibayı oluşturan prezentabl görüntü ise çok önemlidir. güzel/yakışıklı olman istenir. yeterince güzel/yakışıklı değilsen sunulan “güzellik” anlayışı doğrultusunda müdahale etmen beklenir. geçmişte “güzel” ya da “çirkin” genelde doğuştan gelen şans ve kader meselesi olarak kabul edilirken bugün bedenin yapılandırabileceğine ait modern inanç hakim. hınca hınç dolu spor salonları, sağlık besinlerin uçuk fiyatları, estetik ameliyatların sayısının gün geçtikçe artması bunun sonuçları. “mükemmeleştirilebilen birey” algısı içten içe yoruyor bizi. bir süre önce izlediğim medianeres filminde bu durumu eleştiren bir replik vardı. “kimse yüzmekten keyif almıyor, herkes sadece kulaç sayıyor.” evet yapıp ettiklerimizin çoğunda “kulaç” sayıyoruz. yediğimiz yemeği yerken keyif almayı düşünmekten çok kalori sayıyoruz. yürüyüş yaptığımız parkurda yürüdüğümüz yoldaki ayrıntıları fark etmekten çok adım sayıyoruz. yaptığımız işten keyif almaktan çok dakikaları sayıyoruz. her şeyin ölçülebilir olmasını çok önemsiyoruz.

    sürekli bir baskı altında ve kaygıyla yaşıyoruz. her an gergin ve telaşlıyız. her gün yenisi çıkan uyarıcıların peşinde sürükleniyoruz. gerçekten isteyip istemediğimizi sorgulamadan bizi yoran ve yıpratan bir yarışmacı bir kültürün içinde soluk soluğa kalıyoruz. günümüzün en verimli saatlerini bizi mutlu etmeyen işler yaparak geçiriyoruz.

    cogito dergisinin eski sayılarından birinin başlığı şuydu:" çalışmak yorar.”geçen zamanla birlikte bu cümle nazarımda daha fazla anlam kazanmaya başladı. çalışmak diyince bir ürün ortaya çıkarmak için gösterilen emek olarak anlaşılmamalı sadece. çalışmak sosyolog arlie russell hochhild’in ortaya attığı “duygusal emek” kavramını kapsıyor. nedir duygusal emek? hochhild: “kişiler arası iş ilişkilerinde piyasanın arzu ettiği duyguları(davranış kuralları) yansıtmada gerekli olan çaba, planlama ve kontrol” olarak tanımlıyor. yani seçme hakkı verseler aynı havayı solumayacağın insanları idare etmen gerektiğini ifade ediyor. evet çalışmanın insanı yoran kısmı özellikle beyaz yakalılar için bu.

    "başarıya" odaklı aşırı bireyciliğin yüceltildiği, bireyin tamamıyla tek başına bırakıldığı ve her ne kadar sen özelsin mesajı verilse de aslında asıl değerli olanın tüketim-üretimin sürdürülmesinin olduğu bu sistem sosyolog richard sennett’e göre bu durum “çalışanların çocuklaşması”na yol açıyor. yetişkinler çocukça öfke patlamaları yaşıyor ve küçük sebeplerden kıskançlık duyuyorlar, beyaz yalanlar söylüyorlar, hilekarlığa başvuruyorlar, başkalarının düşüşüyle neşeleniyor ve küçük intikam duygularıyla besleniyorlar. bireyin değerinin iş piyasasında yapıp ettikleriyle belirlendiği, maddeciliğin ön planda tutulduğu bu sistem bireyin özsaygısına da zarar veriyor. çember dışına itilme korkusuyla kendi doğasına uygun olmayan mücadelelere giriyor.

    kapitalizm, bireyciliği savunuyor çünkü tüm enerjisini ve zamanını sahip olduğu işe ayırarak sistemin sürdürebilirliğini korumak istiyor. yaşam motivasyonunu, kimliğini salt “başarı”ya odaklayan modern insan ise her gün bir yenisi kavramsallaşan hastalıklar, semptomlar, sendromlar, fobilerle var olma kaygısını sürdürüyor.
    #205161 ruhum desen | 4 yıl önce
    0ekonomi terimi 
  9. vatandaşını müşteri olarak gören devletlerin benimsediği sistem.
    #201176 kitakami | 4 yıl önce
    0ekonomi terimi 
  10. (...) tüm yoksulları tüm zenginler hesabına çalıştırmanın sırrı.
    Voltaire
    #201096 yadellerdeyabanci | 4 yıl önce
    0ekonomi terimi 
  11. Yuzlerce yildir din ile birbirlerini beslemislerdir. Kapitalizm dini din kapitalizmi besler.
    #197794 fulcrum | 4 yıl önce
    0ekonomi terimi 
  12. Birkaç ülke hariç bütün ülkelerde kullanımda olan sistem. Kölesiyiz.
    #197671 english | 4 yıl önce
    0ekonomi terimi 
  13. günümüze hakim olduğu gözüken sistem.
    #197347 james | 4 yıl önce
    0ekonomi terimi 
  14. (bkz: )
    #196397 helenart | 4 yıl önce
    0ekonomi terimi 
  15. ne zaman artık sonuna geldik denilse, büyümek için başka kaynaklar bulan eğilim, sonsuza dek kaynaklar ile beslenip büyüyen bir varlık
    #196305 allfather | 4 yıl önce
    0ekonomi terimi 
  16. Şeylerin kendinde değil değişim değeri olduğu düzen.
    #196045 birbaskagocebeencore | 4 yıl önce
    0ekonomi terimi 
  17. marx'ın kapitalizm tahlili için adam smith'in milletlerin zenginliği kitabı üzerine uzun süre çalıştığı rivayet edilir. hoş günümüz kapitalizmi adam smith'in öngörülerinin çok ötesine geçmiştir o ayrı (kitapta fabrika kelimesi geçmiyor mesela...) ama öyle iki kelime kelam ile açıklanabilir bir sistem değildir. sadece değer teorisi bile kütük gibi kitaplar doldurur.

    ama naçizane, en büyük başarısını insanlığın kapitalizm öncesi dönemini belleklerden geri gelmemek üzere silmesi olarak görüyorum. kendi insanını ve kendi kültürünü kazınmıştır insanların günlük hayatlarına da hal hareketlerine de... şehirleşme ile dünyayı yeniden örgütlemiş (kapitalizm öncesi dünyada nüfusu 1 milyondan fazla iki şehir varken kapitalizmin ilk yüz yılında onlarca şehre çıkmıştır bu sayı), evlerin içine bile girerek ne giyeceğinizi, nerede uyuyacağınızı ve hatta hangi yemeği nasıl yiyeceğinizi bile öğretmiştir. tüm bunları da bir ideologlar zümresi eliyle değil tam olarak pazar ekonomisinin görünmez eli (adam smith'in bahsettiği görünmez el de diyebiliriz) yardımıyla gerçekleştirmiştir.

    bu mevzular küçük gibi görünebilir ama halen bazı ilim irfan sahibi büyük abiler sovyetler deneyiminin başarısızlığını sovyetik yaşam kültürünü yerlestirememek olarak görmektedir. halen doğu bloğu ülkelerde sıkça görülen 2+1 veya 1+1 evler bu deneyimin ürünleridir. çekirdek aileye yetecek kadar evler ile ortak yemekhaneler ile ortak çamaşırhaneler vs. kurarak kadının özgürleşmesi ve yeni bir aile düzeni inşaa edilmeye çalışılmışsa da daha sonra 10'dan fazla çocuk doğuran kadınlara analık madalyası uygulamaları falan getirilmiştir. sonunda öyle gudubet bir hale gelmiştir ki hamburger ve rock&roll gibi popüler kültür araçları ile tek atışta silinmişlerdir.

    kapitalizm bu becerisini olanı yeniden satmak üzere halen ustaca uygulamaktadır...
    #196020 dikkat hassas icerik | 4 yıl önce
    0ekonomi terimi 
  18. Demokrasi söylemi arkasına saklanarak uygulanan dünya sistemi
    #195790 canezix | 4 yıl önce
    0ekonomi terimi 
  19. tüketim sistemi. tükettiriyor.
    içinde geçmeyen bir kelime vardır o da “yeter” dir.
    yeter kelimesi kapitalizmde geçmez, geçiyorsa da bir yerde geçer bir daha da geçmez o da yeterin ne anlama geldiğini açıklamak içindir.
    kapitalizmde “ yeter” yoktur. yetmez.
    #194028 limon sarisi | 4 yıl önce
    0ekonomi terimi 
  20. ile beraber tarafından lanetlenen ekonomik sistem.

    (bkz: )

    (bkz: ) (bunun türkçesi ne ola ki?)
    #180871 jean baptiste de la rose et la croix | 5 yıl önce (  5 yıl önce)
    2ekonomi terimi 
  21. Corona virus tarafından büyük bir tokat yemiştir. Fed faizleri 0'lamış. Bunun ne anlama geldiğini kelli felli hocalar bile çelişkili bahsediyor. Ne anlama geldiğini biri anlatsa da şukuya boğsak.
    #174763 vanosss | 5 yıl önce
    0ekonomi terimi 
  22. işçilerin emeğinin satın alınması üzerine kurulu bir sistem olduğundan, işçiler olmayınca yürümeyen bir ekonomik sistem.

    galiba sebebiyle aslında işçilere ne kadar bağımlı olduğu da görülmüştür sanırım.

    bu sebepten ötürü ya kendisine yeni güncellemeler gelecek, ya da amerikalıların adına "sosyalizm" dediği ve bizim buralardaki sosyalizmden epey farklı olan sosyalizme doğru yol alınacak.

    belki de birileri "yaa bakın, robot olaydı üretiminiz aksamazdı" deyip robotlara daha çok önem vermeye başlayacak.
    0ekonomi terimi 
  23. başlıkta daha önce belirtilmiş olduğu gibi insan doğasındaki güç ilişkilerine ait çekirdeğin ekonomik sistem şeklinde hayat bulmuş halidir. sosyalizmin kolektivist söylem ve yapısına karşı bireyselliği savunan hayat görüşünün kendini ortaya koyduğu başka bir alandır aynı zamanda.

    kapitalizm insanın doğası itibariyle şeytani kötülükler yapabileceğini bilir, bunu baştan kabul eder. ve toplumunu, toplumsal kurallarını, yazılı yasalarını vb. buna göre düzenler. bunun en somut hali ise 'dir ki en basit şekilde "takribi olarak eşit güçlerde olan farklı kurumların biribirilerinin faaliyet ve eylemlerini kontrol etmesi" şeklinde tanımlanabilir.

    sosyalizm ise bu fikre pek yaklaşmaz. sosyalizme göre bir lider vardır ve herkes ve her şey ona bağlıdır. ama doğada her yerde görülen burada da kendini gösterir ve nihayetinde sistemdeki insanların %20'si, varlığın/gücün %80'ini kontrol eder. ama sosyalşist/komünist sistemin genlerinde ve altyapısında bu gerçeğe yer verilmediği için kendi kendisini içten çökertmeye başlar. bu sscb'de de böyle oldu, kongo'da da böyle oldu, mao'nun çin'inde de öyle oldu. çünkü fırsat eşitliğini değil sonuç eşitliğini savunmaya daha meyilli. bu da sosyalizm/komünizm'i bir miktar adaletsizliğe meyilli hale getiriyor.

    hem bireysel psikoloji, hem toplumbilim, hem de doğa bilimleri açısından şu ana kadar geliştirilmiş en uygun sistem kapitalizmdir. liyakati kendiliğinden ödüllendiren, ifade ve eylemsel özgürlükleri sonuna kadar destekleyen bu sistem serbest bırakıldığında toplumu kendiliğinden adaletli bir devinime sokacaktır. tiran şirketler kendiliğinden çökecek, dandik mal/hizmet üretenler çok yaşamayacak, kimse istemediği bir şeye maruz kalmak zorunda kalmayacaktır. bu sistemde devlet iç meselelerde aşırılıkları dizginleyen, dış meselelerde ise ülkenin varlık ve gücünün arttırılmasına her şekilde yardımcı olan aracı bir ve fiziki güvenliği sağlamaya yarayan bir mekanizmadan başka bir şey olmamalıdır.

    ha türkiye mi ?
    biz ne onu olabilmiş ne de ötekini olabilmiş arada kalmış aptal saptal bi sistemsizliğin beşiğindeyiz. ne tam kapitalist olup üret/ihraç et/parasını ye yapabiliyoruz, ne de tam anlamıyla sosyal/komün yaşayıp her şeyi devlette tekelleştirip onun huzurunu sürebiliyoruz.
    biri olmaya çalışınca öteki sorun çıkarıp balta vuruyor, diğerini yapmaya çalışınca da karşı taraf aynısını yapıyor.

    ama şu bi gerçek ki, dünyada hakim sistem kapitalizmse ve bu konudaki savaş olabildiğince acımasızlaşmışsa, biz de bu oyunun kurallarını iyi öğrenip oyunu iyi oynamaya başlamak zorundayız. yoksa böyle yarı sosyal yarı pazar ülkesi olarak sallanıp durmaya devam edeceğiz.

    klişe (ya da klasik) tabir olan globalleşmekte olan dünya artık yok olmuştur çünkü dünya zaten globalleşmiştir. bu sistem içerisinde var olmanın tek ve yegane yolu da bu global sistemde mevcudiyet kazanmaktır. belli pazarları olan ve özel şirketler aracılığyla diğer ülkelerden para/güç kazanan bir ülke haline gelmekten başka bir seçeneğimiz yoktur.
    #169266 drage av kaos | 5 yıl önce
    0ekonomi terimi 
  24. osmanlı'da ''kut indi'' derlerdi. yani bir dini otorite hanedandan tahta çıkacak bir bireyin allah tarafından kutsandığı ve bu göreve layık olduğuna şahitlik ederdi. saray eşrafı bir padişahı boğdurmayı kafaya koyduğunda da yine bir dini otorite ''bu kişiden kut kalktı'' diye fetva verirdi.
    malum olduğu üzere eski çağlarda aristokrasi halkı allahtan aldığı yetkiyle yönetirdi. 19. yy'de aristokrasilerin çöküşüyle, yönetim modellerinde tanrının yerini ulus devlet kavramı aldı. devletler sistematik olarak halkları ulus devlete tapınmaya koşulladı.

    kapitalist yönetim biçimlerinde bilmemne yılı bilmemne krizleri safsatadan ibarettir. şu senede çıkan kriz şu seneye kadar sürdü falan filan türlü önermeler liberal ekonomistlerin gevezeliğinden gayrı bir şey değildir. zira kapitalist ekonomi ve devlet yönetiminin kendisi başlı başına krizin ta kendisidir.
    19. yy'de halkların başına doğmuş en büyük filozof, karl mark, defaatle işçi sınıfının enternasyonelleşmesi gerektiğini vurguladı. bunu işçi sınıfı olarak iki yüz yıldır biz becermedik. fakat küresel kapitalizm bunu en iyi şekilde yaptı. lakin günümüzde artık ulus devlet modeli ve kapitalizmin yaşaması için gerekli olan sermayenin enternasyonelleşmesi olayı büyük çelişki oldu tıkandı. bunun en iyi örneğini abd- çin ticaret savaşlarında görebilirsiniz. bir dönem abd sermayadarları ucuz iş gücü ayağına çin'de fabrikalar açmak işine geliyordu. kendi ülkelerindeki işçi maliyetleri yüzünden gerekli malları çin'den almak daha karlı oluyordu abd sermayedarları için. fakat işte bu batı merkezli kapitalist model en aşağı yoksul sınıfından daha aşağısında bir yoksul sınıf oluşmasına yol açtı. trump gibi soytarı liderler de bu sınıflara vaad ettikleri umutlarla başa geldi.
    bugün batıda bu tip liderler tabanlarını konsolide etmek için milliyetçiliği ulus devlet kapitalizmiyle besliyorlar. hera ağzımdan alsın ama kapitalizmin bu sapması ve krizi 3. dünya savaşının kapıda olduğuna delalettir. 3. dünya savaşının çıkacağı kesindir. şimdilik hangi safta hangi supriz devletler olacağı teoremleri tartışılmaktadır.

    troçki, geçen yy'nin başından itibaren komünizmle kapitalizmin aynı dünyada yaşamayacağını yazdı ve bunun mücadelesini verdi. 1917 devriminden sonrada bütün çabası dünya devrimi üzerineydi. 90'larda reel sosyalizm çöktü. yıkılan komünizm değildi. başlığın tanımını yapmak gerekirse, reel sosyalizm çöktü de kapitalizm çok mu yaşıyor denilebilecek sistemdir.
    #161824 memosh usta | 5 yıl önce
    0ekonomi terimi 
  25. içinde adalet olmayan bir şey ne kadar iyi olabilirse, maksimum o kadar iyi olabilecek bir sistemdir. bu sistemin savunucuları, kapitalizmin kaynakları çok verimli kullandığını, bir girişimcinin, karını maksimize etmek istemesinden dolayı, üretim aşamasında bütün girdileri verimli kullanarak, minimum seviyede girdinin ziyan edildiğini savunurlar. aslında bu savlarında haklıdırlar. ama çok ufak, minicik bir noktayı gözden kaçırıyorlar. kapitalizmin ürettiği mallara insanların gerçekten ihtiyacı var mı, yoksa bu mallar kapitalist sistemin insanlara ihtiyaç olarak dayattığı mallar mı? Demem o ki kapitalizm verimli bir sistem olmakla birlikte, gereğinden çok fazla üretim yaparak kaynakları diğer sistemlerden çok daha fazla israf eden bir sistemdir. e hal boyla olunca, verimli olmasının da bir esprisi kalmamaktadır.

    bir örnek vererek cümlelerimi sonlandırayım. diyelim ki hipotetik bir toplum var ve bunların 100 birim mal ihtiyacı var. komünist sistem, bu 100 birim malı üretmek için 150 birim girdi kullanır ve 50 birim girdi israf edilir. kapitalist sistemde ise bu 100 birim mal 120 birim girdiyle üretilir. ama kapitalist sistem asla 100 birim üretimle durmaz. insanlara, bütün kitle iletişim araçlarıyla daha fazlasına ihtiyaçları olduğunu empoze eder ve 200 birim üretim yapar. basit bir doğru orantıyla bunun için 240 birim girdi kullanır. sonuç olarak komünizmde toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için 50 birim girdi israf edilirken, kapitalizmde 140 birim israf edilmiştir. kısacası, komünizm üretim aşamasında kaynakları israf eden bir sistemdir, kapitalizm ise tüketim aşamasında bunun çok daha fazlasını israf etmektedir. fakat tüketimi yapan hane halkımız olduğu için, bundan mutluluk duyar ve bu sistemin en iyi sistem olduğu yanılgısıyla hayatına devam eder. çünkü daha fazla tüketmektedir ve doğduğundan beri ona daha fazla tüketmenin iyi bir şey olduğu aşılanmıştır.
    #158333 je dois partir | 6 yıl önce
    0ekonomi terimi