turlerin kokenini inceleyen bilimsel gerceklik, doga yasasi. teori dendigi icin hala ispatlanmamis deniyor ama teori kelimesi bilimsel anlamda gercekligi defalarca test edilip onaylanmis kanunlar butunudur.
Yaratıcı evrim gibi muhteşem bir özelliği yaratmaktan mı Aciz? Sonuçların sebeplere dayandığı, sebeplere yapışmak adındaki kavramın sünnet olduğu islam dininde evrim teorisine neden karşı çıkılır Ki?
şu anki 'insan' dediğimiz oluşumun nasıl bu hale geldiğini belli bir mantık çerçevesinde açıklayan teoridir. teoridir diyorum, çünkü yanlışlığına dair elimizde henüz bir kanıt yok. yanlışlığı ispatlanmayan her şey doğru kabul edilmelidir kanımca. ki, teorilerin ne zaman kuram niteliği kazandığından da pek emin değilim ama neyse.
en basitinden iki örnek vermek istiyorum: - yirmilik diş(ler): şu anda tamamen olsa da olur, olmasa da olur kafasında takılmaktadır. hatta ilerleyen dönemlerde ağrıya sebep olması sebebiyle çoğu insana sıkıntı çıkarmaktadır. evrim teorisine göre yirmilik dişler eski atalarımızın besinleri daha rahat sindirebilmesine yardımcı oluyordu. ancak şu anda yirmilik dişlerin, onlara ihtiyaç duymadan da besin ihtiyacımızı karışlayabileceğimizden dolayı hiçbir işlevi yoktur. parantez içinde çoğul kullandım çünkü; bazı insanlarda üç tane yirmilik diş olurken, bazılarında yalnızca bir tane ya da hiç yirmilik diş bulunmaz.
- korktuğumuzda veya üşüdüğümüzde derimizin pul pul olması ve tüylerimizin dikleşmesi: günümüzde bazı memelilerin de bu davranışı gözlemlenmektedir. tüylerin dikleşmesi ve derimizin pul pul olması olayı, daha iyi ısı yalıtımı sağlanması için içgüdüsel olarak gerçekleşir. aynı zamanda korktuğumuzda veya tedirgin olduğumuzda da tüylerimiz dikleşir. bunun sebebi ise içgüdülerimizin karşıdaki olası tehdide karşı kendimizi daha büyük, daha güçlü, alt edilmesi zor bir hedef olarak göstermeye çalışmasıdır.
açık fikirle evrene bakan ve evren bize ne gösterirse göstersin kabul eden bilim insanı mı, yoksa bu kitapta yazan her şeyin mutlak gerçek olarak kabul edilmesi ve işin içindeki tüm insanların yanılma ihtimalinin görmezden gelinmesi gerektiğini söyleyen biri mi?
ben artık düzeltmekten ar ediyorum, insanlar cahilce iddia etmekten haya etmiyorlar bazı hususları. ''evrim teorisi'' demek evrim'in bilimsel olarak ispatlanmadığı ve bilimsel bir gerçeklik taşımadığı demek değildir. ''sicim teorisi de bir teoridir ama bu onun yanlış olduğunu göstermez. evrim teorisi de bilimsel bir gerçektir ve biyoloji biliminin bir konusudur. thoth beni affetsin ''biyoloji bilimi'' derken bir anlatım bozukluğu yaptığımın farkındayım. ''loji'' latince'de ''bilim'' demektir. ama konunun daha net anlaşılması için her yolu deniyorum.
evrim bir silahlanma yarışıdır. teistler yaradılışın kusursuz olduğunu iddia ede dursun, evrim kusursuz değildir. örneğin insanların gezegende ki canlıların hatta gezegenin evrimine bile muktedir olacak kadar ileri bir zekası, alet yapmaya el verişli elleri varken bir kartal gibi pençeleri ve kanatları yoktur. bir akrep'in saldırı için zehri ve savunma için küçüklüğü varken, bir boğa gibi caydırıcı boynuzları yoktur. bir aslan'ın çevikliği ve dişleri varken ne bir primat'ın zekasına ne de kanatlara sahip değildir. evrim mükkemel olmadığı için bütün canlılar savunma ve saldırı için belli yönlerini geliştirebilmişken belli yanlarını eksik bırakmak zorunda kalmışlardır. bu silahlar içinde yüklü ödemeler yaparlar. bir akrep zehrini kullandıktan sonra üç gün kendine gelemez. kuşların havada özgürce uçmaları aslında hiç de romantik bir olay değildir kuşlar için. yüksek bir enerji sarfiyatı gerektirir bu eylemsellikleri.
dinozorlar'ın evrimi ve bizim evrimimiz hakkında çok ilginç bir benzeşlik yapmak istiyorum. dinozorlar yer yüzü sahnesinde ilk ortaya çıktıklarında bir sincap küçüklüğünde hayvanlardı. evrimsel biyoloji kronolojisinde kısa denebilecek bir sürede besin zincirinin tepesine oturdular. bir rakipleri olmadığı için alabildiğine büyüdüler. bir süre sonra hem büyüdüler hem uçtular. tanrı'ya inanmasam da tabiatın evrim üzerinde açıklayamadığım bir şuuru olduğu mutlaktır. çok yanlış bilinen konulardan biri de ünlü göktaşıyla dinozorların soylarının tükendiğidir. oysa neredeyse dinozorların öz be öz torunları her gün sofranızdadır. tavuklar dinozorların kuzenleri değil bire bir torunlarıdır. peki bu nasıl oluyor? evrim sürecinde bir grup dinozor silahlanma olarak büyümeyi seçerken, bir grup dinozorsa küçülmeyi seçmiştir. daha ortada memeliler yok. (benim bir teorim de dinozorların lanet olsun meme olmayan dünya'ya deyip toplu intihar ettikleridir.) işte göktaşından sonra alt üst olan dünya'da sadece bir mağaraya sığıp saklanabilecek küçüklükte ki canlılar sağ kalmıştır.
dinozorlar'dan sonra evrim silahlanmasını en fütursuz yapan canlı insan türüdür. felçli sanatçımız ibrahim tatlıses'in de dediği gibi allah bizim de cezamızı yakın zamanda verecektir.
aslında evrim yoluyla var olmamız veya dinlerin öngördüğü şekilde bizi tanrı denilen hayal ürünün yaratması pek fark etmiyor. en azından ana akım darwinizm için öyle. neo-darwinizm vs.farklı kapılara çıkabiliyor. İki seçenekte de insan en şerefli, en iyi evrimleşmiş, muazzam ve muntazam canlılardır. birinde "eşref-i mahlukat" öbüründe "evrenin harikası, şanlı ve şerefli insan" olarak betimlenir türümüz. yani diyeceğim o ki bunları tartışmadan önce insan türü olarak kibrimizden vazgeçelim ve kendimizi hayatın güzelliğine bırakalım. birbirimizin kalbini kırmayalım, hayat kısa. kuşlar muşlar. ya da jetler uçuyordur.
Tanım: türlerin oluşumunu açıklayan bir teori. Ama kelime anlamıyla teori değil.
evrim herkesin bildiği gibi artık kanıtlanmış bir kanundur. teori olansa, nasıl olduğunun açıklanmaya çalışılmasıdır.
bu yazı, temel olarak richard dawkins'in kör saatçi isimli kitabının farklı bir örnekle anlatılması ve özetlenmesi olarak yorumlanabilir.
"görünenin tersine, doğadaki tek saatçi fiziğin amaçsız kuvvetleridir, yine de bu kuvvetler çok özel bir biçimde düzenlenmiştir. gerçek bir saatçi öngörü sahibidir: geleceği hayal eder; zembereklerini ve dişlilerini, aralarındaki bağlantıları planlar. oysa, darwin'in keşfettiği ve tüm yaşam biçimlerinin varoluşunu ve bir amacı varmış gibi görünmesini açıkladığını artık bildiğimiz, kendiliğinden, bilinçsiz, kör sürecin, yani doğal seçilimin hiçbir amacı yoktur. doğal seçilimin aklı ve düş gücü yoktur. doğal seçilim geleceği planlamaz; geleceği görme yetisi yoktur; öngörüsü yoktur. doğal seçilim hiçbir şey göremez. doğal seçilimin doğanın saatçisi olduğu söylenecekse, bu saatçinin kör olduğu da eklenmelidir."-richard dawkins.
ben örneğimi dawkins'in kullandığı kör saatçi tanımından yola çıkarak, kör bir bilgisayar oyuncusu üzerine kuracağım.
6 yaşında bir çocuk düşünelim. bu çocuğun gözleri görmüyor ve bilgisayar oyunları hakkında hiçbir bilgisi yok. çocuğun bilgisayarın açılışıyla birlikte zor seviyede call of duty gibi bir oyunun senaryo kısmını bitirmesi ne kadar olasıdır? belirtmeliyim ki çocuğun oyunu bitirebilmek için sınırsız süresi vardır. ve ayrıca, bizim amacımız hakkında da en ufak bir fikri yoktur. yani ondan ne istendiğini bilmemektedir.
ilk aşamada çocuğu bilgisayar başına oturttuğumuzda, çocuğun ilk yapması gereken şüphesiz ki bilgisayarın açma tuşuna basmak olmalıdır. bilgisayarı açması gerektiğini bilmeyen çocuk sadece rastgele hareket ederek bir süre sonra bilgisayarın açma tuşuna basabilir. sürenin sonsuz olduğunu unutmayalım. daha sonra yapması gerekenler sırayla; masaüstünde oyunun kısayolunu bulmak ve oyunu başlatmaktır. tabii ki bu aşamada çocuk yanlış klasörleri açabilir ya da oyunu açması gerekirken çok farklı bir komut gerçekleştirebilir bilgisayarda. ama sürenin sınırsız olduğu yerde kesinlikle bir süre sonra oyunu açmayı başaracaktır. bu esnada klavyeye ve fareye rastgele ve sürekli olarak bastığını düşünüyoruz. oyunu açmasına kadar olan aşamalar çocuğun yapması gerekenlerin çok büyük bir bölümüydü ve çok fazla zamanını aldı. çünkü artık ihtimaller çok daha fazla azalmış durumda oyunu bitirebilmesi için. bu aşamayı ayrıca evrimdeki kambriyen patlamasına örnek olarak gösterebiliriz.
rastgele seçimlerle oyunun senaryo modu da açıldıktan sonra çocuğun yapması gerekenler tüm rakiplerini öldürerek bölümleri birer birer geçmesi ve son bölümde başarıya ulaşmasıdır. bu süre içinde çocuğun yaşayabileceği binbir türlü senaryo vardır. ileriye gitmesi gerekirken geriye gidebilir ya da düşmanına ateş etmek yerine havaya ateş edebilir ve düşmanı bu sırada onu öldürebilir. öldükten sonra her şeye en baştan başlaması gerekmez ve oyun bu yönüyle doğaya çok fazla benzer. evren de takılı kaldığı yerde tüm süreci baştan başlatmak yerine diğer seçenekleri denemeye başlar. çocuk kayıtlı olduğu bölümden tekrar canlanarak yoluna devam eder. tabii ki çocuğun bunlar hakkında en ufak bir fikri yok. hala bilmiyor neyin doğru, neyin yanlış olduğunu. yaptığı şey sadece devam etmek. doğru seçimleri yaptığı sürece sonuca yaklaşacak. her hatasında ise tekrar baştan başlamayacak biraz önce belirttiğimiz gibi.
şimdi çocuğun oyunun sonlarına yaklaştığını düşünelim. ne kadar süre geçtiği önemli değil. milyar yıl da geçmiş olabilir. bu sırada oyun odasına başka bir gözlemci giriyor. çocuğun 6 yaşında ve kör olduğunu, buna rağmen çok zor bir oyunun son aşamalarına geldiğini görüyor. gözlemcinin ne kadar süre geçtiğini bilmediği bir durumda, oyunu oynayanın başkası olduğunu ya da çocuğun kontrol edildiğini düşünmesi çok normaldir. ancak gözlemciye ne kadar süre geçtiği hakkında bilgi verilirse olasılıkları kafasında canlandırarak ne kadar olasılık dışı görünse de böyle bir şeyin mümkün olabileceğini görecektir.
bu durumda, zaman kavramından bağımsız olarak gözlemcinin çocuğun kontrol edilmesiyle çocuğun rastgele ve bilinçsiz seçimler yaparak oyunu bitirmesi arasında hiçbir fark göremeyecektir.
bunu günümüz kavramlarına uyarlarsak: 14.5 milyar yılda bilinçsiz bir doğal seçilim tarafından bir insanın oluşmasıyla, kör bir çocuğun karmaşık bir oyunu bitirmesi arasında en ufak bir fark yoktur. eğer tanrı'yı doğanın saatçisine benzetirsek, kör bir çocuk olması ve hiç var olmaması arasındaki fark nedir?
1831'de kraliyet donanması olası savaş durumlarında bölgenin jeolojisine hakim olmak amacıyla HMS Beagle adlı bir gemiyi Güney Amerika, Falkland Adaları ve Galapagos Adaları'nın kıyılarının haritasını çıkarmak için keşife yolladı. Geminin kaptanı yolda karşılaşabilecekleri oluşumlara karşın bir jeolog çağırdı fakat bu jeogol amatör olduğu için komisyon tarafından kabul edilmedi. Ardından Cambridge Üniversitesi'nden yeni mezun olmuş Charles Darwin'e teklif götürdü. Darwin anglikan papazı olmak üzere eğitim görmüştü ama kutsal kitaptan ziyade jeolojiye ve doğa bilimlerine ilgi duyuyordu. Bu fırsata balıklama atladı, sonrasını zaten biliyoruz. Kaptan seyahat zamanını askeri haritalar çizerek geçirirken, Darwin sonradan evrim teorisini ortaya çıkaracak olan öngörülerini formüle etti ve ampirik veriler topladı.