96. oscar ödül töreni'ne 2 dalda aday olarak girip (en iyi kadın oyuncu ve en iyi yardımcı kadın oyuncu) tabii ki eli boş dönmüş (the holdovers'la ödül alan da'vine joy randolph'a lafım yok ama son yıllarda iyice boku çıkarılan ve bir çeşit kültür pornosu haline dönen yorgos lanthimos seviciliği yüzünden emma stone'a kallavi laflar düzdüm, düzüyorum, düzeceğim), geçen yılın en iyi yarı-otobiyografik filmi. hatta bence "gerçek görüntülerle harmanlanmış en iyi yarı-belgesel film" bile denebilir.
napoli körfezi'nde aralıksız yüzdüğü 22 mil (35 km) ile başladığı uzun mesafe yüzücülüğünde 102 mil (164 km) yüzmüşlüğü de olan bir atlet olan diana nyad'in (okunuşu "nayed", "nayet" şeklinde), ilk olarak henüz 28 yaşında kırmayı denediği küba-florida arasındaki 110 mili (180 km) başarma denemelerini anlatıyor bu film. kendisinin 28 yaşındayken yapmaya çalıştığı ama köpekbalıklarından uzak tutulması için yapılan çelik kafeslerin akıntıya karşı korkunç sorunlar doğurması nedeniyle başaramadığı yıl tam olarak 1978. bu belgesel ise, nyad 64 yaşındayken, 2013'te aynı rotayı izleyerek aynı rekoru kırmaya çalışmasını genişçe anlatıyor. other shores isimli kendi yazdığı kitaptan uyarlanan aynı adlı 2013 tarihli belgeseli de bu filmden önce izlemenizi önereyim. ben sonra izlemeyi düşünüyorum çünkü diana'yı sindirmem lazım.
film birçok açıdan şaheser benim gözümde çünkü;
- annette bening'ten daha iyi bir diana nyad olamazmış. nyad'i izlerken de göreceksiniz; bazı sahnelerde zaten o diana olmuş, diana da annette. bu yüzden gerçek görüntülerin filmin içine serpiştirilmesinin ince ayrıntılarını anlayamıyorsunuz bile.
- jodie foster'dan daha iyi bir bonnie stoll olamazmış. yukarıdaki maddedeki her şeyi bonnie-jodie karşılaştırması için de söyleyebilirim.
- film size "hiçbir şey bitmedi, her şey için vaktin var" gazını başladığı gibi veriyor.
- diana nyad'i canlandırmak, kobe bryant'ı canlandırmaya benziyor bence: ikisi de profesyonelliğin en üst noktasının temsili; hiçbir zorluğa karşı pes etmek gibi bir düşünceyi düşünmeyen, her türlü şartı zorlayıp koydukları hedefe gitmek için gerekirse vücut bütünlüklerine bile zarar vermekten çekinmeyecek yapıdalar. diana'nın bazı sahnelerde sürekli "ben, ben, ben" diye konuşması çokça eleştirilmiş ama kobe'nin artık izlerken içimizi yakan eski röportajlarında da aynı konuşma şeklini görürsünüz. çalışkan olmayan ya da çalışmayı sevmeyen insanlara bu şekilde üstten bakan, sürekli çevresindeki aşağılayan, bencil, görgüsüz, her şeyi ben bilirimci birini işaret eder ama sen ben burada 2 satır yazarken belimizin ağrımasından şikayet ediyorken, bu örneklerden biri, nba denilen basketbolun valhalla'sını 20 yıla yakın bir süre boyunca sürekli olarak domine etmiş, diğeri ise hem kadınlar hem erkekler için uzun mesafe yüzücülüğünde araba ile gitmeye üşeneceğin mesafeleri aralıksız yüzerek tamamlamış. böyle insanları eleştirmeye benim sivri dilim bile yetmez, oturup tövbe ister. filmin bu konuşma şeklinden sürekli beslenmesini çok sevdim.
- diana'nın geçmiş travmalarının filme yedirilmesi mükemmel olmuş. ne netflix yapımı her işte olan sjw nehirlerinde boğuluyorsunuz (sondaki 2 sahnede lgbt bayrağı var ama zaten 2013'teki gerçek çekimlerde de bunlar var) ne gay ilişkilerin sürekli normalize edilmesi tepkisi var ne de ilişki yumaklarını politik doğruculuk adı altında vıcık vıcık açıklama var. bunlar olmadığı için filmin 2 saatlik süresi içinde "öff" diyebileceğiniz hiçbir an olmuyor ve evet, bu bir netflix işi. "elfler bile zenci ve gay olacak" diye titreyenler nyad'ın adını bile duymadan atıp tutabiliyorlar işte. filmin bu taraklarda bezi olmamasını geçin, hiçbir şekilde bu saçmalıklarla ilgilenmediğini doğrudan size yansıtması müthiş bir şey. oppenheimer bile pr açısından barbie'siz bir hiçken, nyad babalar gibi 2 oscar adaylığı aldı; hem de yukarıda saydığım modern dönem saçmalıklarını yapmayarak. bunu övmeyeceğiz de neyi öveceğiz? atom bombası mucidinin vicdan yapmasını falan mı?
- bening ve foster arasındaki uyum gerçek hayatta diana ve bonnie arasında var mıydı; bilmek çok zor. tip olarak zaten bu ikiliyi canlandırabilecek dünya üzerinde sağ olan başka oyuncu yokmuş bence. bu da yetmemiş gibi, foster'ın yaşlandıkça sevecenleşmesi ve bening'in yaşlandıkça deli gibi bozulmuş gözlerini kısarak baktığında dünya'nın en güzel kadını imajını buram buram vermesi filmin tamamına yayılmış. ben bu iki oyuncuyu bir kere daha iyi bir filmde izleyebileceğimizi sanmıyorum çünkü kariyerlerinin sonlarında bu kadar iyi birer performans çıkarma ihtimalleri kalmadı bence. bening orta halli filmlerde olmaya devam eder, foster da birkaç sahnede görünüp benim gibi hayranlarını sevindirip köşesine çekilir artık.
yüzücülükle ilgilenmeseniz ve hatta sudan korksanız bile, izledikten sonra başucu filmi olarak bi' köşeye koyabilirsiniz nyad'i. diana'nın hayatındaki zorluklar ve korkunç travmalara karşı sürekli "onward*" diyebilmesinden ise illa ki etkileneceksiniz. hele ki diana'nın hayatı hakkında birkaç haber küpürü okumuş, birkaç saniyelik gerçek görüntüler izlediyseniz ve bunlar aklınıza gelirse, o zaman filmi izleme keyfiniz daha da artacaktır çünkü o sırada diana kulağınıza şunları fısıldıyor olacaktır: "benim yaptıklarıma bak ve asla pes etme!"