2010'lardan itibaren tohumları ekilmiş, son 2023 seçimlerinde kendine sağlam yer edinmiş olduğunu gördüğümüz yeni tip algı operasyonu sonrası yerleşmiş söylem.
durumu iyi analiz etmek gerekir.
şimdi sen sokaktaki işsiz gence desen ki; "kardeşim bak, bu hilal ile haç savaşı aslında, ona göre karar ver" o sana "abi ben işsizim, kız arkadaşım olamıyor, tatil yapamıyorum, ayağıma bir beğendiğim ayakkabıyı alamıyorum sokmuşum haç'a da hilal'e de" diye cevap verir.
karşılık bulamaz.
sana bana deseler, deriz ki, "adalet, hak, hukuk, o da dinini yaşasın, onun da hakkı, bak dünya nelerle uğraşıyor, uzayı bilmem nesi, teknolojisi, haç hilal savaşı mı kaldı allasen"
ama zaten hayatında tatil hiç yapmamış, yapmışsa köyüne veya akrabalarının köyüne gitmiş, tencerede kurusu bulguru, duvarında kutsal kitabı, karşı cinsle ilişkisi aynı yolda karşılaşıp uzaktan göz süzmeden öteye geçmemiş, belki onu bile yapmadan everilmiş, kendi yaşam standartlarının üzerinde bir mutfağı, banyoyu hayal bile etmemiş, onu sadece dizilerde gören ve sadece dizilerde olması gerektiğini düşünen, kışın biri ona bir kutu bakliyat versin işte gerisi allah kerim, çocuk da okumaz zaten, onu da bir yere veririz, kız zaten evlensin şeklinde bir düşünce yapısının getirdiği yaşamı süren kişiler için hilal her şeydir.
tehlikede değildir ama ona öyleymiş izlenimi vermeniz yeterlidir.
insanlar eğitim şart derken bundan bahsetmeye çalışıyorlar, trigonometriden değil.
sorgulayan insan için eğitim.
sorgulanmaması içindi yıllardır bu sistemin hazırlığı.
benim dinimi, ya da inancımı kim ne yapsın?
hans'ın george'un işi gücü yok; "vay türkiye'de islamiyeti durduralım hepsine hristiyanlığı kabul ettirelim" diye buraya geleceği düşüncesi, yani korkusu buradan geliyor.
kaybedecek tek şeylerinin bu olduğu inancı işleniyor. amaç da bu.
bu seçimde aktif rol oynadığı görülen bu fikir temelli, tüm dünyanın bizi kıskandığı, bize çomak sokmaya çalıştığı fikri anadolu'mun bir kenarında oturan bacımın aklına kazınmış vaziyette.
daha evvel burada farklı yazılarda alıntıladığım üzere "herkesin gökyüzü içinde bulunduğu kuyunun çapı kadardır"
amsterdam'da ya da stockholm'de yürümemiş, ya da yürüyebilme ihtimalini bile düşünmemiş, ya da bunu yapmak hiç istememiş bir insanın kafasındaki hollanda'lının, gelip kendisinin dinini yerle bir edip, "al sana haç diye, bundan sonra buna inanacaksın" diye bağıracağını zannetmesi tuhaf görünse de normal.
etrafındaki her şeyi kendisinin gördüğü gibi sanıyor. her memleketi, her insanı aynı değerlendiriyor.
anlatmaya çalışmak bir şey ifade etmez, o durumda da muhtemelen gavur savunucusu, kafir olacaksınızdır.
dünyada şu an milliyetçilik algısının bu kadar yükselmeye başlamasının temelinde her ülkenin kendi bağnaz kitlesi yer alıyor.
tüm dünya; "ilerleyelim, ulan ne saçma şu sınır denen şey, yapmışız işte onlarca yıl önce" diye düşünmeye başlamalı, insani değerler üzerinden, karbon ayak izinin azaltılarak, içinde yaşadığı dünyayı kirletmeden onunla bir yaşamı öğretmeye başlayarak kurulması gereken bir dünya üzerinde olmalıydık bu yüzyılda.
çünkü aslında tüm dünya üzerindeki bilim insanları ya da diğer bilinçli herkes biliyor ve artık net anlıyor ki; onun kendi toprak sınırları içerisinde yaptığı geri dönüşüm, ya da bilinçlendirmeye çalıştığı insanın, ben bu tarafta denize sıçar havaya işerken hiçbir anlamı yok.
sınırların bu anlamda malca kaldığını, o denizin yanında, o havanın altında kendisinin de olduğunu biliyor.
bu sebeple en azından yavaş yavaş bu konuda hareketlenmeliydik.
hava araçlarına ihtiyacımız yok, büyük beklentilerim yoktu yani.
ama en azından çok az daha bilinçli bir insan arzu etmiyor değilim.
velhasıl kelam, kazanmış yüzde 52 muhalafet seçmen de olsa bu durum değişmeyecekti. bir sonraki seçimde farklı bir şekilde yeniden değişecekti belki de.
gerçekten eğitim ile en azından bu bakış açısındaki toplulukların çocuklarına ulaşabilmek, hayatın derinlikleri ve katmanları hakkında güzel eğitimler yapabilmek gerekiyor.
içinde bulunduğu kuyudan çıkmasına yardım etmek, ona hiçbir şey empoze etmeye gerek olmadan soru sormasını sağlamaya başlamak gerekiyor.
kendi varlığının, yalan bir şekilde dizayn edilmiş, kendisine korkması gerektiğini anlatan kurgu bir karaktere inanarak, onu savunmasından geçmediğini, dünyanın bu kadar dar kalıplar içerisinde olan bir yer olmadığını anlatmak gerekiyor.
yaklaşık 3000 yıl süren bir inanç olan antik mısır inancının şu an hiç olmadığını, kendisinin muhtemelen bihaber olduğu bu inanca 3 bin yıl boyunca binlerce insanın inanıp bu uğurda öldüğünü, ama dünya üzerinde yok olup gittiğini, müzelerde görülebilen bir şeye dünüştüğünü tarihi bir nokta olarak anlatmak gerekiyor.