birinci viyana okulu'nu, notre dame de paris katedralinde temeli atılan müziğin tepe noktası olarak kabul edersek; avrupa sanat müziğini katolik kültüründen kopartmış olan müzik ekolüdür.
aslında bu kopuş, okulun kurucusu olan arnold schoenberg ile nihayete ermiş bir olaydır. yoksa zaten batıda franz liszt ve richard wagner dindar kişiler olmalarına rağmen (franz katolik rahip, wagner de sonradan dindar protestan) çoktan kilise müziği ve katolik kültürü ile bağlarını kopartmaya başlamıştı. ama işte nasıl ki 1500 yıllık roma imparatorluğu tek yüzyılda çökmediyse, avrupa müziği de 1500 yıllık katolik kültüründen 1900'lerin ortalarına kadar kopamamıştır.
peki tam olarak nedir bu katolik müziği?
bugün hala popüler müziklerde kullanılan "do-re-mi-fa-sol-la-si" üzerine kurulan tonal, armonik ve çoksesli müziğin tarihini notre dame de paris'in bestecileri perotin ve leonin'den başlatabiliriz. yani bugün "lan yeter artık..." şeklinde tepki gösterilen akdeniz akşamları 13. yüzyıl için çok büyük bir olaydır. işte bu tonal yapının üstüne eklene eklene en sonunda rönesans dönem müziği ve barok dönem müziği ortaya çıkmış ve barok dönemin sonuna doğru artık avrupalıların tonaliteymiş, akort düzeniymiş falan kafaya takmadıkları klasik dönem ve romantik dönem müziği ortaya çıkmıştır. klasik dönemin ve romantik dönemin kafası çoğu konuda rahat olduğu için (müzik sistemi ve enstrümanlar artık iyice oturmuş, geriye sadece beste yapmaya kafa yormak gerekiyordu) avrupa sanat müziğinin altın çağları bu dönemlerdi diyebiliriz sanırım.
işte ufak ufak modifiyelerle yoluna devam eden bu katolik kilisesi kökenli müziğe ilk saldırılar ortodoks ruslardan gelmiş ve igor stravinsky katolikliğin önemli merkezlerinden olan paris'te katolik müziğine ilk kurşunu sıkmıştır.
bu kurşun öyle bir kurşundur ki, bestenin prömiyerinin yapıldığı salonda kadınlar baygınlık krizleri yaşamış, erkekler yumruk yumruğa birbirine girmişler. olaya polis müdahale etmiş.
işte bu ahval ve şerait içerisinde, viyanalı bir alman yahudisi olan arnold schoenberg, "demek ruslar tanrılarını ve mitolojilerini öne sürdüler. o zaman biz de onları alman tanrılarına ibadete zorlarız." deyip adeta "yav rus kardeşler, siz daha tam hristiyanlıktan kopamamışsınız. şimdi size hristiyanlık nasıl kopulur göstereceğim." demeye getirmiştir. üstüne bir de "ruslar kim lan, daha çaykovski'ye kadar adam yerine bile koymuyorduk bunları." demeye getirmiştir. yani adam özetle "bütün dünya almanların t*****ını yesin" demiş.
şimdi burada bir konuyu daha dile getirmek lazım. çünkü ortada bir "alman milliyetçiliği" ve "alman ırkçılığı sorunu var.".
klasik müzikle ilgilenen çoğu kişi bilir ki wagner tam bir antisemitisttir. ama tuhaf olan şey, aslında batının "hristiyan kültürü"nü yok edecek eylemlerde bulunmasıdır. yani adam bir yandan "din elden gidiyor, avrupalılık elden gidiyor ey ahali!!!" diye çığırtkanlık yaparken, bir yandan da kendi kafasındaki avrupalılığın yok olmasına sebebiyet verecek olan projeleri hayata geçiriyordu. ahmet kaya'nın da dediği gibi "nereden baksan tutarsızlık, nereden baksan ahmakça". rakibi yahudi felix mendelssohn bartholdy ise leipzig konservatuvarı ile birlikte avrupa'daki hristiyan kültürün korunması için savaş veriyordu. yani gerizekalı nazilerin iddia ettiklerinin aksine, aslında hayranı oldukları wagner avrupa kültürünün dibine dinamit döşemekle meşguldü.* aslında nazilerin hayran olması gereken arnold schoenberg'ti.
işte arnold schoenberg'in bu hamlesi başka viyanalı bestecileri ve müzisyenleri de çevresinde toplamış (alban berg, anton webern, ernst krenek, john cage, leon kirchner vs) ve böylece müzik artık katolik kilisesi'nden kopmuş ve bilimin kilisesi olan akademinin himayesine girmiştir. katolik müziğini devam ettirenler ise "avam" olmuştur.
viyanalı olmayıp da, ikinci viyana ekolü'nün zihniyetinin en büyük temsilcilerinden birisi glenn gould'dur. bu adamı anladıysanız eğer, bu okulun üyelerini veya sempatizanlarının da zihin yapısını anlayabilirsiniz.
bu okulla ilişkili diğer bir önemli kişiyse karlheinz stockhausen'dir. 1960 sonrasındaki popüler müzikler aslında bu adamın zihnindekilerdir. o sebeple de özellikle 1960 sonrası ister popüler olsun, ister akademik olsun, her türlü alman müziği stockhausen'in zihninden dışarı taşanlardır. yani rammstein bile varlığını stockhausen'e borçlu bir şekilde.