tanrı'nın varlığını kanıtlamayı amaçlayan temel felsefi argümanlardan birisidir. (diğerleri için. (bkz: kozmolojik argüman), (bkz: ontolojik argüman))
teleolojik argüman evrenin gözlemlenmesinden yola çıkar ve adının da çağrıştırdığı üzere evrendeki amaç ve uyuma vurgu yapar. (telos)
argümana göre; evrendeki her unsurun belirli bir uyum ve düzen içinde olduğu, makrodan mikroya bütün sistemlerin hem kendi içlerinde hem de birbirleri arasında uyumlu bütünsel bir yapı oluşturduğu ve bütün bu düzenin belirli sabit yasalara göre belirlendiği ve adeta belirli bir amaç doğrultusunda bir araya getirildiği görülmektedir.
örneğin gök yüzüne baktığımızda, gezegenlerin belirli sabit yasalara göre belirli bir düzen ve uyum içerisinde hareket ettiğini görürüz. söz konusu düzen ve uyum sadece nesneler dünyasında değil canlılar dünyasında da her organizmanın hem kendi içinde hem de kendisinin dışındaki doğal çevreyle ilişkisinde de kendisini mükemmel bir şekilde kendisini gösterir. dolayısıyla hem nesneler hem de canlılar dünyasındaki bu uyum bir sanatçının elinden çıkmış gibidir. bir sanat eseri nasıl ki bir sanatçı olmadan vücut bulmazsa evrendeki sanatsal bir yapıtı andıran bu düzen de tanrı olmadan oluşmaz.
diğer yandan hayatın ortaya çıkmasını mümkün kılan koşullar son derece hassas ayarlanmış gözükmektedir. (bkz: hassas ayarlar argümanı) belirli kombinasyonlarla bir araya gelmesi imkansıza yakın bir çok değişken tarafından belirlenen bir evren bir tasarımcı olmadan açıklanamaz. çünkü bu değişkenlerde yapılacak ufacık bir değişiklik bütün sistemin çökmesiyle sonuçlanacaktır.
kısaca özetlediğim bu argümana yönelik çeşitli eleştiriler olmuştur. ilk olarak, canlı organizmalarda belirli bir amaca yönelik olarak özel olarak tasarlandığı varsayılan süreçlerin evrim teorisi ile açıklanabileceği anlaşılmıştır. çevresine en iyi şekilde uyum sağlayamayan organizmalar süreç içerisinde ayıklandığı için belirli bir tasarımın ürünü olduğu düşünülen işlevselliğin canlılarda görülmesi aslında çok olağan bir şeydir. bu nedenle canlılar dünyasında oluşan düzen ve uyum aslında bir tasarımcı tarafından değil evrimin doğal akışı içinde kendiliğinden oluşmuştur.
diğer yandan, evrende bir düzen olduğuna yönelik çeşitli itirazlar da yapılabilir. tasarım argümanının ileri sürdüğü gibi evren gerçekten her parçasının mükemmel bir işlevi yerine getirdiği uyumlu bir sistem midir? örneğin kasırgalar, depremler, sel baskınları, buzul dönemleri gibi doğal olaylar/afetler bu uyumun bir parçası gibi görünmemektedir. canlılar özelinde de mükemmel bir tasarımdan bahsetmenin imkansız olduğu çok çeşitli örnekler vardır. örneğin insan vücudunda herşey işlevsel ise hiç bir işe yaramayan kör bağırsak neden vardır? çift başlı doğan çocukları, doğuştan özürlü ya da doğar doğmaz ölen bebekleri, kolsuz bacaksız, kör, sağır insanları, bulaşıcı hastalıkları, sıtmayı, veremi, kanseri bu büyük makro plandaki önemsiz sapmalar olarak mı değerlendireceğiz?
ayrıca bir yaratıcının varlığı kabul edilse bile, evrendeki bütün bu kusurları düşündüğümüzde tanrı'nın yeterince kudretli olmadığı anlaşılmaktadır çünkü yeterince kudretli olsaydı herhalde bu küçük sapmaların olmadığı ''daha iyi'' bir dünyayı da pekala yaratabilirdi. eğer tasarım argümanının kullandığı mantık geçerliyse o zaman evrendeki çeşitli kusurlardan yola çıkarak tanrı'nın acemi olduğu sonucuna da varabiliriz. belki de hume'un şakayla karışık ileri sürdüğü gibi çıraklık dönemindeki çaylak bir tanrı elinden gelenin en iyisini yaparak bu kusurlu dünyayı yaratmıştır. herşeyin mükemmel olduğunu düşünsek bile belki de bütün bu düzen ve uyum (çok tanrılı) bir ekip çalışmasının sonucudur.
diğer yandan düzen dediğimiz şey acaba nedir? insan olarak alışık olduğumuz ve zihnimizin matematiksel kurgularına uygun düşen olaylara bir düzen atfetmekle insan merkezciliğin tuzağına düşmüyor muyuz?
bütün bu kusurlarına rağmen teleolojik argüman, tanrının varlığını kanıtlamaya çalışan argümanlar arasında en güçlüsü gibi duruyor. ama, oldukça ironik bir şekilde, bir tanrının varlığının akıl yürütme yoluyla kanıtlama çabalarının dayandığı son sınırları da gösteriyor gibi. tanrının varlığı gibi bir konuda, akıl yürütmeye dayanan her argüman ne kadar güçlü olursa olsun eninde sonunda en az onun kadar güçlü karşı argümanlarla karşı karşıya kalıyor. bu yüzden kant, kendisi bir tanrıya inansa da, belki de en çok bu yüzden aklı numenler alanından dışlamıştı.