biyografilerde her zaman sinan cemgil'in babası olarak geçer. bunun sebebi sinan'ın iyi eğitimli, kültürlü, çok dil bilen yakışıklı, çevresinde saygı uyandıran genç yaşta katledilmiş bir devrimci olması yatıyor sanırım. bana göre ise sinan, adnan cemgil'in oğludur. bunun birinci nedeni sinan ben doğmadan on bir yıl önce öldürüldü. dolayısıyla o'nu tanımak mümkün olmadı. oysa adnan amca'yla ve eşi nazife tayze'nin evlerine defalarca gittim. göztepe ikinci orta sokak'ta kendilerine ait gün apartmanında otururlardı(annemle babamın tanışıp, evlendiği apartman da bu sokaktaydı. cemgiller aile dostumuzdu). onlarla sohbet ettim, kahvelerini içtim. solcu bir lise-üniversite öğrencisi olarak türkiye sol tarihi'ne ilişkin sorular sordum. sinan'ın odasına gidip marx'ın ve gramsci'nin italyanca kitaplarını karıştırdım. sonradan italyanca öğreneceğimi bilseydim bir iki tanesini isteyebilirdim. ulan şimdi aklıma geldi. kitapları dumrul ağabey'den(sinan'ın abisi) hâlâ isteyebilirim! ikinci neden ise adnan amca'nın türkiye solunda sinan'a nazaran çok daha uzun soluklu bir rol oynamasıdır. bunda uzun yaşamanın da payı var tabii. doksan iki yıl yaşayan adnan amca ölümüne kadar sosyalizmin insanlığın kurtuluşuna olan inancını yitirmemiş bir insandı.
cemgil, istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi felsefe bölümü mezunuydu. fransızca ve rusça bilirdi. latin dili olması nedeniyle italyancayı da anlayabildiğini tahmin ediyorum. adnan cemgil, '40'lı yıllarda behice boran'la, niyazi berkes'le ve muzaffer şerif'le birlikte yurt ve dünya dergisini çıkardı. dergide yazıları yayımlandı. '50'li yılların anti-komünist atmosferinde (türk) barışseverler cemiyeti'nin başkanı behice boran genel sekreteri adnan cemgil'dir. cemiyet bu iki devrimcinin imzasıyla tbmm'ye türkiye'nin kore savaşı'na katılmasını protesto eden bir telgraf çekti. hemen sonrasında başka diğer cemiyet üyeleriyle birlikte istanbul'un çeşitli semtlerinde türkiye'nin savaşa katılmasını protesto eden bir bildiri dağıttılar. yapılan işbölümünde boran eminönü'nde, cemgil beyoğlu'nda bildiriyi dağıttı. çok kısa bir süre sonra tutuklandılar. bana göre bu eylem, türkiye cumhuriyeti tarihinin en cesur eylemidir. bildiriyi dağıtanlar sadece beş kişiydiler, silahsızdılar ve anti-komünizmin pik yaptığı soğuk savaş dönemi istanbul'unda onları anlayabilecek bin kişi var ya da yoktu. ama yine de bildiriyi dağıttılar ve ülke tarihinin yüz aklarından oldular. derneği kapatan ve dernek üyelerine milli menfaatlere zarar verici faaliyette bulunmaktan hapis ve sürgün cezası verenler ise bugün hatırlanmıyor.
cemgil, behice boran, mehmet ali aybar gibi aydınlarla 1962'de kuruluşundan bir yıl sonra (tarihsel) türkiye işçi partisi'ne girdi. partinin sosyalist bir temele oturmasını sağlayanlar arasındaydı(boran'ın ve aybar'ın (tarihsel) tkp üyeliği vardı. cemgil de büyük ihtimalle tkp üyesiydi). aynı zamanda partinin yönetici kurullarında çalıştı. 1965 seçimlerinde bursa'da seçim propagandası yaparken komünizmle mücadele derneği üyeleri tarafından saldırıya uğradı ve çenesi kırıldı. mîna urgan anılarında cemgil'in olaya esprili yaklaşımını anlatıyor: "(...)ziyarete gelenler, ağabey, senin heykelin dikilmeli dediler. adnan, hafif, ama duyulur bir sesle ne yani? insan bir güzel dayak yediği için heykeli mi dikilecek? diyerek, hem kendisiyle, hem de onlarla alay etti. sonra bana döndü: sen faşistleri aptal sanırsın, ama onlar aslında akıllıdır diye fısıldadı. bana indirilecek en ağır darbenin çenemi kırmak; böylece gevezelik etmemi engellemek olduğunu hemen anladılar. her şeyden önce şunun çenesini kırıverelim dediler. adnan konuştukça, benim öfkeden titremelerim geçiyor, gülümsemeye başlıyordum. hele bir yandan dayak yerken, bir yandan da ağzından fırlayan, henüz parasını bile ödeyemediği takma dişlerini, el yordamıyla yerlerde nasıl aradığını anlatınca, kahkahayı bastım."
1971'de küçük oğulları odtü öğrencisi ve thko militanı sinan, nurhak dağları'nda yoldaşları kadir manga ve alpaslan özdoğan'la birlikte katledildi. '70'li yıllarda ölülerin fotografının basılmasın konusunda sansür olmadığı için üzerinde sadece iç çamaşırının, vücudunda ise onlarca mermi çekirdeğinin fotografı gazetelerde yayımlandı. internette de bulabilirsiniz. cenazeyi almaya giden adnan ve nazife cemgil'in söylediklerini gbkz: Sinan cemgil/#527 buradan okuyabilirsiniz. vedat türkali'nin güven romanında oğlu özgür'ün gerilla mücadelesinde ölmesinden bir satır bahsettiği sahir hoca karakteri cemgil'den esinlenmedir. bir önemli farkla sahir hoca marksisttir ama eylemci tarafı yoktur. adnan cemgil ise hapis, sürgün vb. bedeller ödemiş örgütlü bir solcudur.) bu büyük yıkımdan sonra adnan amca kitap çevirilerine devam etti, zaman zaman cumhuriyet'te yazdı, nazife teyze'yle beraber, adını taylan özgür'den alan torunları taylan'ın yetiştirilmesine ağırlık verdiler.
bu arada taylan, boğaziçi üniversitesi'nde lisans ve yüksek lisans öğrenimini tamamladı. hollanda'da bilgisayar mühendisliği doktorası yaptı. türkiye'ye yerleşti. hâlen boğaziçi üniversitesi'nde bilgisayar mühendisliği bölümünde profesör olarak çalışıyor. on iki on üç sene önce bölümde okuyan yakın bir arkadaşıma taylan'ın politik angajmanını sorduğumda "apolitik" cevabını almıştım. düşüncelerini gerçekleştirmek uğruna hapis yatan sürgüne giden dedenin, benzer bedeller ödeyen babaannenin torunu ve devrim için hayatını veren bir babanın oğlunun böyle bir politik duruşunun olması beni hayal kırıklığına uğratmıştı. belki de ailesinin ödediği ağır bedellere bir tepki geliştirmiştir. kim bilir!