nietzsche'nin ahlakın soykütüğü kitabında bahsi geçen, insanlara acı ve ızdırap çekerek mutluluğa ulaşabileceğini öğütleyen ve bu durumlarından faydalanarak onların eksiklerini, hınç duygularını saptırarak kendi belirlediği hedeflere yönelten ve onları örgütleyen yani çileci idealleriyle hasta insan diye tabir edilenleri çoban gibi eyleyen kimsedir.
kendi tabiriyle "tümüyle kötü yetiştirilmiş, gücendirilmiş, kötü yola düşürülmüş, bahtsız kendi varlığından acı çekenlerin oluşturduğu sürünün, içgüdüsel biçimde çoban olarak önüne geçmek için onu varolmaya çağıran tam da bu güçtür. Demek istediğimi anlayacaksınız: Bu hayatın görünüşteki düşmanı, bu inkar eden, çileci rahip kesinlikle odur, yaşamın en büyük, evet yaratan ve koruyan güçleri arasındaki... Bu hastalıklı nereden gelmektedir? çünkü insan, herhangi bir hayvandan daha hasta, daha az kesin, daha değişkendir, kuşku yok bundan, hasta hayvandır. Nasıl böyle olmuştur? Kuşkusuz o, herhangi bir hayvandan daha fazla riske girmiş, daha yeni şeyler yapmış, daha dik kafalı olmuş, yazgısına daha fazla meydan okumuştur; Bunların hepsini bir araya getirdiğimizde: odur kendisi ile büyük deneyler yapan en son egemenliği ele geçirmek için hayvanlarla, doğayla, tanrılarla boğuşan mutsuz ve doyumsuz odur, hâlâ zapt edilemez olan, sonsuza dek geleceğe yönelmiş, dur durak bilmeyen enerjisi ile asla huzur bulmayan böylece geleceği aman vermez bir mahmuz gibi her an etine saplanan böylesi yürekli ve zengin hayvan, bütün hasta hayvanların aynı zamanda en fazla tehlikeye düşmüşü, en uzun süre, en derin hastası olmaz da ne olur?"(s. 141)
friedrich nietzsche çileci ideallerin anlamını araştırırken bu tanımlamayı yapar, Örnek olarak Richard Wagner’i alır ve Wagner’in çileci ideallere bağlanmasına yol açan kişinin Schopenhauer olduğunu belirtir. Nietzsche’ye göre sanatçılar belirli idealleri sahiplenmek için her zaman filozoflara ihtiyaç duyarlar.
Filozof için çilecilik, felsefe için uygun koşulları yaratmasıyla anlam kazanır. O, çilecilik sayesinde kendi varlığını olumlayabileceğini düşünür. Çileciliğe ve ve çileciliğin üç büyük sloganı olan yoksulluk, alçakgönüllülük ve ruh temizliğine olumlu bir önyargıyla yaklaşmasının nedeni de budur. Filozof da diğer bütün insanlar gibi gücünü arttırmak ister. Ama o aynı zamanda çileci idealleri, güç istencini gizlemek için bir maske olarak kullanır ve bunun için de birçok zaman çileci rahip kılığına girer. Yani çileciliğin anlamının gerçekten kavraması için asıl yapılması gereken, çileci rahibin incelenmesidir.
Çileci rahip için çileci idealler, kendisini savunmanın ve kendisini var etmenin tek yoludur. O kendisini bu ideallere uydurarak acı çeker, zayıflar ve yoksun kalır. Acı onun tek hazzıdır. Kendisine acı çektirmekten ve bu acıyla kendisini yok etmekten keyif alır. Fakat aslında bunu efendi olma isteğiyle, hem de yaşamın efendisi olma isteğiyle yapar. Bu paradoksal bir durumdur ve “yaşama karşı yaşam” demektir. Çileci rahip, güçsüz ve hasta insanların oluşturduğu sürüye çoban olmak için ortaya çıkar ve sürünün hastalıklı yaşamını devam ettirmek ister. Sürü insanı, güçsüzlüğünü güce dönüştürmek için iyiyi kendisine göre tanımlar ve sağlıklı olanları cezalandırmak için bunu kullanır. Güçsüzler intikam hisleriyle sağlıklılara saldırırlar ve onların mutlu olmalarına bile katlanamazlar. Çileci rahip ise bu hasta sürünün hasta lideridir. Onlar gibi hastadır ama aynı zamanda da onlardan güçlüdür. Sürüde saygı ve korku uyandırır ve sürüdekileri sağlıklı olanlardan korur. Güçlülerden nefret eder ve onları küçümser. Kurnaz, sinsi, sabırlı ve soğuktur; her şeyi hastalandırır, iyileştirmeye çalışırken bile bozar. Sürünün düzenini, insanlardaki hınç duygusununun yönünü değiştirterek sağlar. Acı çeken ve bu nedenle hıncını boşaltmak isteyen sürüdeki insanlara, kendilerini suçlamalarını söyler ve böylece onların hınç duygularını kendilerine çevirtir.
Günah, suç, lanet gibi kavramlar çileci rahibin sürüyü sözde iyileştirme çabaları göz önüne alınarak anlaşılmalıdır. Çileci rahip güçsüzlerin kendilerini disiplin altına almalarını sağlar; onları bir araya getirir ve örgütler. Fakat çileci rahip hastalıkla savaşmadığı ve yalnızca görünüşteki acıyı dindirmeye çalıştığı için bir doktor değildir. O yalnızca kurtarıcı rolüne soyunur; insanları avutma konusunda ustadır. Bezginliğin ve ağırlığın fizyolojik nedenlerini anlayamadığı için, bunlara psikolojik çözümler bulmaya çalışır. Çileci rahip sürü insanında dinginliği ve huzuru dört farklı yolla sağlar. İlki acıyı yok etmeye çalışmaktır; bunun için de çileci rahip memnuniyet duygusuna savaş açar. Yoksunluk ya da hipnoz yoluyla isteme ve arzu sıfıra indirilmeye çalışılır. İkinci yol, mekanik etkinlik ile acının unutturulmasıdır. İnsanın gerçekleştirdiği başka bir etkinlik ona acısını unutturur. Üçüncü yol, iyiliklerin küçük sevinçler olarak ortaya konmasıdır. Örneğin çileci rahip insanların birbirlerine yardım etmesini ister ve böyle etkinlikleri örgütler. Böylece güçsüzlerin bu eylemlerle tatmin olup acılarını unutmalarını sağlar. Dördüncü yol, çileci rahibin müritlerinde duygu taşkınlığı yaratarak onların acılarını bir süreliğine durdurmasıdır. Ama bu taşkınlık hastayı daha da hasta yapmaktan başka bir işe yaramaz. Böyle ‘tedaviler’ kişiyi daha uysal ve evcil yapmakta başarılı olsa da, hastalığa herhangi bir çözüm sağlamaz. Tam tersine çileci rahibin yöntemleri hastalık yayar ve hastalıkların etkisini genişletir.(s. 150-180)(alıntı)
nietzsche devamında bilimin bile bu çileci ideallere bir noktada paralel olduğunu savunur ona göre Modern bilim kendisiyle ilgili hangi iddialarda bulunursa bulunsun metafizik inançlara sahiptir. Modern bilimin felsefi kabullerinden biri olan hakikate ulaşılabileceğine dair inanç, bunlar arasında en önemlisidir ve onun çileci idealle arasındaki temel ortaklıktır. nietzsche'ye göre tanrıtanımazcılık da bu ideallerin karşıtı değil gelişiminin son evrelerinden biridir, olaya antropoloji perspektifinden bakıldığında insanların ve yarattığı cemiyetlerin yolculuğu ve gelişimi varsayımlarını doğrular niteliktedir.
"İnsan hiçbir zaman acı çekmekten korkmamıştır; onu rahatsız eden sadece çektiği acının anlamsızlığıdır. Çileciliğin bütün bir kültür üzerinde hakimiyet kurmasını sağlayan da, işte insanın bu acısına bir anlam verebilmesidir. İnsanlar en kötü anlamı bile anlamsızlığa tercih ederler ve öyle de yapmışlardır. Onlar, istememeye karşı istemeyi seçmişlerdir; bu isteme, hiçi isteme olsa bile." s. 182
bu varsayımlar modern dünya insanının ve yarattığı kurumların ideal amaçları uğruna çektigi çileleri anlamlı kılmasını açıklar. kişiler, kullanılan yöntem ve amaçlar değişebilir fakat doğası gereği yaratımları ve kendi ikincil doğası ile her an kavga içinde olan ve sürekli ölümsüzlüğü arayan insanın dramı budur.
kaynak (Ahlakın soykütüğü üstüne - friedrich nietzsche) (wikipedia )