En azından eskiden her dükkan sahibinin kendi dükkanının tezgahtarı olduğu günlerde öyleydi. manifatura dükanlarının kumaş boyası, bakkalların gofret koktuğu günlerdi.
Sabah çok erken saatte gittiğiniz bir dükkan sahibi henüz siftah yapmadıysa -kendi iddiasına göre- siftah aşkına ürünün fiyatını maliyetine kadar indirirdi. Sıkı bir pazarlıktan sonra siftahın bozulması bir uğursuzluk alametiydi. Bunun olmasını esnaf istemediği için zaman zaman olayı duygu sömürüsüne kadar götürürdü.
Bazı esnafların siftah parasını sakalına sürdüğü de görülür çünkü o paranın yeri de ayrıdır. Günün kazanılan ilk parasının uğur getirdiğine inanıdığı için esnaf o parayı elden çıkarmak istemez, kasada - çekmecede en altta tutar. Bir de iş yeri ilk açıldığında kazanılan ilk siftah parası vardır ki önemi n üst düzeydedir. O hiç bir zaman harcanmaz ve çerçeveletilip dükkanın duvarına asılır. Yanına da genelde ayetel kürsi ve karınca duası asılır. Ayetel kürsi tamam olsa da, karınca duası asmak iş bilmez esnafın icraatıdır çünkü karınca duası dükkanın görünmeyen dört köşesine asılmalıdır ki o köşelerin içine giren bir müşteri alış veriş yapmadan dükkandan ayrılmasın, dükkana karınca bereketi gelsin, dükkan karınca yuvası gibi müşteri kaynasın.
Ahilik kültürününden alınan mirasın yaşatıldığı kasabalarda siftah etmek önemli bir eşik sayıldığı için duyarlı esnafın "ben siftahımı yaptım, komşum henüz yapmadı. Almak istediğin şey bende de var ama git komşumun dükanından al" dediği şehir efsanelerinde anlatılır.
Şimdilerde durum çok değişti tabi. - temassız var mı? - var