1918-1993 yılları arasında yaşamış hayatı boyunca marksist kimliğinden ödün vermemiş, çok önemli bir mücadele insanı olmasına rağmen, türkiye'de örgütlü komünistler ve sosyalizm sempatizanları dışında az tanınan türkiye barış komitesi derneği'nin(barış derneği) kurucu üyesi ve ilk genel başkanıdır. nüfus kütüğünde doğum tarihi 1916 yazmasına rağmen galatasaray lisesinin sınavını kazandıktan sonra yaşı küçük olduğu için bir alt sınıfa alınması söz konusu olduğundan, yıl kaybetmemesi için nüfus kaydında doğum tarihi 1916 olarak değiştirilir. dikerdem galatasaray lisesi'ni bitirir. dedesinin sahip olduğu kömür ocakları devletleştirilince ailenin ekonomik durumu bozulur. bu nedenle öğrenim hayatını fransa'da sürdürme düşüncesi suya düşer. istanbul üniversitesi hukuk fakültesi'ni bitirir. fark derslerini de verip sbf'nin diplomasi ve dış münasebetler şubesi'nden de diploma alır. o zaman hukuk fakültesi ve sbf arasındaki derslerin benzerliği nedeniyle fark derslerini verip çift diploma alınabiliyormuş. mümtaz soysal da dikerdem'in ters örneği. sbf'yi bitirip fark derslerini verip hukuk diploması da alıyor. dikerdem'in ve soysal'ın bir diğer ortak özelliği ise galatasaray liseli olmalarına rağmen ilkinin fenerbahçe'yi ikincisinin beşiktaşı'ı tutması.
dikerdem'in anne tarafından dedesi burjuva, baba ise osmanlı bürokratıdır. hatta babası şerif bey kayınpederinden aldığı parayla beyoğlu'nun bilinen esnaf lokantalarından hacı abdullah'ın kurucu ortağıdır. kısa bir parantez. üniversite ve iş hayatımın çok önemli bir kısmı beyoğlu'nda geçtiği için her bir, bir buçuk ayda bir bu lokantaya giderdim. yemekler her zaman güzel ve pahalıydı. günümüzde fiyatlar öylesine arttı ki, artık bu lokanta esnaf lokantası olarak değil patron ve yabancı turist lokantası sayılmalı. bolu mengenli hacı abdullah'ın torunu restoranın bugünkü sahibi, ramazanda sokaklarda yemek yenmemesi gerektiğini savunacak derecede dinci gerici bir tipti. ayrıca yarım porsiyon et yemeklerine %50 yerine %70 fiyat belirleyen çakal bir işletmedir. tüm bunlara rağmen yemekler güzel diye giderdim.
zengin bir aileye mensup dikerdem, moda ve erenköy gibi dönemin nezih semtlerinde bulunan çeşitli köşklerde yaşar, yine dönemin elit okullarına gider, yabancı dil öğrenir. fakat emekçi halka karşı sorumlu bir aydın olmasının bilinciyle marksist olur. üniversiteyi bitirdikten sonra dışişleri bakanlığına girer. dışişleri bakanlığı içinde marksist kimliğiyle tanınan tek kişidir. yalçın küçük, soğuk savaş dönemi ve sonrasında bu bakanlığı; abd'nin son derece etki olduğu, bir tür ekonomi bakanlığı olarak tanımlamakta, dikerdem dışında marksist/solcu/devrimci kimliği olan hiç kimsenin bakanlıkta barınamadığını belirtmektedir. küçük bu dönemde, ordu da ve polis örgütünde dahi silahlı/silahsız, legal/gizli her çeşit sol örgütün üyesi olmasına rağmen dışişlerini bundan muaf olan türkiye'nin en gerici kurumu olarak tanımlamaktadır. dikerdem'in marksist kimliğinin ne kadar önemli olduğunu anlamak için önemli bir değerlendirme bana kalırsa.
dikerdem, devlet memuru olduğu için siyasi partilere veya sendikalara üye olamıyordu fakat hem takma isimlerle çeşitli yazılar yazıyor hem de dönemin behice boran, mehmet ali aybar gibi solcu aydınlarıyla arkadaşlık ediyordu. marksist kimliğini de hiçbir zaman gizlemiyordu. bu nedenle, merkez ve yurtdışı görevlerinin sürelerinin belli olduğu dışişleri bakanlığında yurtdışı görevlerine gitmesi mah'ın(mit'in o zamanki adı) raporları doğrultusunda her zaman geciktiriliyordu. benzer biçimde kıdemi roma, paris, londra gibi başkentlere büyükelçi olarak atanmasını gerektirdiği halde ancak hindistan, gana, iran ve ürdün'de büyükelçi olarak görev yapmıştır. dikerdem anılarında bu atamalardan hiç rahatsız olmadığını, avrupa başkentleri için birbirini yiyen büyükelçilerden olmaktansa, dünyanın geri kalmış ülkelerinde marksist bir büyükelçi olarak görev yapmaktan mutlu olduğunu yazmaktadır.
dikerdem'in bir başka az bilinen özelliği orhan veli, melih cevdet, fazıl hüsnü, sabahattin eyüboğlu gibi önemli edebiyatçıları bir araya getirdiği yaprak dergisi'ni çıkarmasıdır. dönemin solcu edebiyatçıları ve politikacıları tarafından anlamsız ve toplumsal sorunlardan uzak şiirler yazdıkları için eleştirilen i. yeni şairlerini ve diğer edebiyatçıları, sahibi olduğu(dikerdem diplomat olduğu için kağıt üzerinde derginin sahibi orhan veli'ydi.) ve yazılarıyla katkıda bulunduğu yaprak dergisinde toplayan dikerdem, şairlerin/yazarların solculaşmasını sağlamıştır. orhan veli'nin yaprak'ta yazdıklarını incelerseniz ne dediğimi daha iyi anlarsınız. ocak 1949 haziran 1950 yılları arasında yirmi sekiz sayısı yayımlanan yaprak, dönemin en önemli edebiyat dergilerinden biri olarak kabul edilmektedir.
dikerdem hiçbir zaman güvenli köşesinden "ahkam kesen" bir aydın olmadı. daha sonra dışişleri bakanı da olacak necmettin sadak'ın çıkardığı akşam gazetesi'nde takma isimle başyazılar yazması kararlaştırıldı. ilk makalesini de yazdı fakat, durum dışişleri bakanlığı tarafından öğrenilince, dikerdem uyarıldı ve gazetede bir daha yazamadı. sahibi olduğu yaprakta da yazdı. bunlar dışında üçüncü dünya, kıbrıs vb. konularda yüzlerce sayfalık raporlar yazdı. üçüncü dünyadan: bir büyükelçinin anıları, ortadoğu'da devrim yılları: bir büyükelçinin anıları, hariciye çarkı gibi anı türünde, dışişleri bakanlığı merkezli olayları geniş bir perspektiften anlatan kitapları yazdı. bunların, dönemin uluslararası ilişkiler sorunlarını anlamak için çok önemli eserler olduğunu düşünüyorum.
dikerdem 1976 yılında emekli olur. 1977 yılında barış derneğinin kurucu üyesi olur ve derneğin ilk genel başkanı seçilir. diplomatlık ve barış mücadelesini değerlendirdiği satırları unutulmazdır: "içtenlikle inanıyorum ki, beni yetiştiren ve her şeyimi ona borçlu olduğum halkıma yaşamım boyunca mütevazı bir hizmette bulunabilmişsem; bunu otuz yedi yıllık mesleki görevimden çok, üç buçuk yıllık barış derneği başkanlığı'nda yerine getirebildim". 12 eylül askeri darbesinden sonra dernek kapatılır. yöneticilerinin bir bölümü hapse atılır. dikerdem de 12 eylül'ün eziyetinden payına düşeni alır. barış derneği davasının en yaşlı sanığıdır. ayrıca prostatı vardır. buna rağmen mahkemeye gidişlerden birinde cezaevi aracında, hasta olduğunu söylemesine rağmen çok sıcak bir havada, elleri ters olarak kelepçelenmiş olarak bekletilir. çektiği fiziksel eziyetin yanında, hastalığı nedeniyle tuvaletini tutamaması nedeniyle mental olarak da yıpratılmaya çalışılır. dostları; bu olay sonucunda dikerdem'in çok üzüldüğünü ve utandığını yazmaktadırlar. yaptığı muhteşem savunmayla olayın acısını darbecilerden ve darbe destekçilerinden çıkarır: "barış derneği'nin genel başkanı sıfatıyla yüksek mahkemenizden talebim şudur: halkımızın özlemleri ve hayatî çıkarları doğrultusundaki düşüncelerimizden ötürü bizi hayalî suçlarla huzurunuza gönderen bu iddianameye itibar etmeyiniz. dünyanın döndüğünü kanıtladığı için mahkûm edilmek istenen bir bilim adamının, yargıçlarına "ne yapayım ki dünya dönüyor" dediği gibi, bizi de "ne yapalım ki dünya halkları barış istiyor" demeye zorlamayınız. dünyanın döndüğü nasıl tartışılmaz bir gerçek ise, tüm dünya halklarının barış içinde yan yana yaşamak istedikleri ve topluca intihar demek olan savaşı reddettikleri de o kadar açık ve kesin bir gerçektir."
sovyetler birliği'nde sosyalizmin çözülüşü sürecini sezdiği için yazdığı, mükemmel bir sosyalizm savunusu olan "tüm korotiç'lere mektup" türkiye siyasal tarihinin kısa, fakat en etkili makalelerinden biridir. makale sadece edebi bir dille yazılmakla kalmamış aynı zamanda derin bir marksizm bilgisiyle yazılmıştır. işçi sınıfının öncü partisinin rolü, sosyalizm ve pazar mekanizması ilişkisi, gorbaçov'un sosyalizme ihaneti yazıda mükemmel bir biçimde işlenir. sanat alanında liberaller tarafından büyütülen soljenitzin, kundera gibi yazarlar, kiliseyle ve abd'yle çok sıkı ilişkisi bulunan kimilerince sırf işçi "önderi" olduğu için devrimci ilan edilen walesa gibi karşı devrimciler ve komünist partilerin adını değiştiren yöneticiler de unutulmaz.
tam adıyla mahmut şerafettin dikerdem, 3 ekim 1993'te hayatına gözlerini yumar. kendisi mehmet ali birand'ın öz dayısıdır. birand cenaze töreninde dayısının tabutunun kızıl bayrağa sarılmasına itiraz eder. dönemin solcuları da birand'a siktiri çeker. dikerdem'in tabutu kızıl bayrağa sarılı olarak taşınır ve kendisi her komünist gibi enternasyonalle sonsuzluğa uğurlanır.