80'lerde çocuk olanların karşılaştıkları, 80'lerden sonra yavaş yavaş şehirlerden elini ayağını çekip sadece köylerde bulunmaya başlayan bir eşya olur kendisi genelde banyonun bir köşesinde bulunup zeminden tavana kadar yükselen, normal yuvarlak sobaya göre oldukça uzun, kahverengi renkli bir arkadaşımızdır. bu sobanın alt kısmında yanma haznesi bulunur, üst tarafı ise su deposu olur. genelde odun yakılır onların içinde. nadiren kömür de kullanılır. benim şahsen bu sobayla ilgili pek çok anım var. ne zaman bir yerde görsem, hep o babaannem tarafından yıkandığım yıllar aklıma gelir. pazar günleri, okuldan önceki son tatil günleri. anlatayım biraz.
o zamanlar kaloriferli evler, termosifonlar, şofbenler lükstü bizim hayatımızda. daha renkli televizyonun yeni yeni yayıldığı yıllardı o zamanlar. pazar günleri de haftanın banyo günüydü. o gün babam banyo sobasını yakardı. bir süre hem banyo hem de sobanın üzerindeki depoda yer alan su ısınana kadar bekler, sonra banyo yapmaya başlardık sırayla. genelde su soğumasın düşüncesi ile önce biz çocukları yıkarlardı. ama o zamanlar öyle tek başımıza girip debelenmemize izin vermezlerdi. çünkü banyo sobası çocuk oyuncağı değildi ki. o nedenle beni babaannem yıkardı. benim hem zevk aldığım hem de kabus gibi karşıladığım bir süreçti o. aslında zevkliydi ilk başlarda. çünkü öyle oturuyordunuz ve sıcacık banyoda sıcacık suları tasla kafanıza dökerek biri sizi yıkıyordu. o kadar rahatlatıcı, o kadar güzel bir şeydi ki bu. ama iş kese faslına gelince değişiyordu. babaannem, o iyi niyetli ve beni dünyada her şeyden daha çok seven kadın, iş keselemeye gelince bir anda nazi subayı moduna giriyordu. eline keseyi takıp derimi yüzmek istercesine hamle yapardı minik bedenim üstünde. ben de "babaanne yeter" derdim sadece. çok konuşursam bakır tasla kafama tık diye vururdu bir tane, "sus eşşek sıpası" derdi, "gene leş gibi olmuşsun..." özellikle kışları haftada bir banyo sobası yandığı için leş gibi olmamız doğaldı. ama yine de keseden kurtulmak için cinlikler peşine düşerdim. babaannem kir çıktığı sürece keselemeye devam ederdi. ben de kirler çıkmasın diye o ilk suları döküp saçımı sabunlarken sabunu ele geçirip bir yandan orama burama sürmeye çalışırdım. kayganlaşan vucuttan kir çıkarmak kolay olmazdı. kese kayıp gider, babaannem de temiz olduğumu sanıp kese aşamasını kısa keserdi.
kese aşamasından sonra gelen lif aşamasına ise biterdim ben. yanılmıyorsam lif diyorduk ona biz. o zamanlar yünden el örgüsü idi o lifler. hacı şakir sabunu üzerinde gezdirip köpürtürdü babaannem lifi. sonra vücuduma sürmeye başlardı. sıcak lif, sıcacık banyo, beyaz sabun kokusu. harikaydı.
önceleri çırılçıplak yıkardı babaannem bizleri. sonra büyümeye başladıkça donla yıkanır olduk. ama yıkayan pek değişmedi. arada bir bazen annem, bazen babam, bazen ablam yıkadı ama en çok yıkayan hep babaannem oldu. hatta biz büyüyüp üniversiteye gittiğimizde, artık şofbenlerin hayatımıza girdiği yıllarda, eğer vefat etmeseydi, gene o yıkamak isterdi bizi. babaannem ve banyo sobası çocukluğa dair hoş bir anı olarak kaldı geçmişte.
İçinde köfte pişirilebilen, Mısır ya da patlıcan közlenebilen su ısıtıcısıdır.
Köfteyi küle dokundurmamak için banyo duvarındaki gevşeyen fayansları söküp köfteyi fayansta pişirdiğim, maşa ile köfteyi alıp alıp yarım ekmeğin içine yağını bastığım doğrudur. Gençliğimde de yiyiciydim yani.
Sonraları fayansta köftenin çıldırtıcı lezzetine kapılıp banyo sobası dışında denediğim durumlar da olmuştur.
Ancak yine de siz evde denemeyin. Her fayans ateşe dayanmıyor. İnceliklerini ayrı girdide anlatırım.
Çocukluğumuzdaki Arınma seanslarının baş aktörüydü. Anneanneler, babaanneler tarafından teniniz etinizden sıyrılacak derecede keselenir; neredeyse kaynayan suyla ilk temas ettiğiniz zamanki çığlığa, bir de kafanıza inen tas eşlik ederdi.
"Gözlerim yandı, su sıcak, vs,." gibi şikayet etme lüksüne ve hakkına sahip değildik.
dalin şampuanlar, bizler için sadece arada bir reklamlarda gördüğümüz ve "oha nasıl olur, gerçekten gözleri yakmıyor mu?" diye hayıflanıp, heves ettiğimiz bir nesneydi.
Kurulanır, izin verildiği saate kadar bizimkiler dizisi izlenir ve 10 kiloluk kışlık yorganın altına girilerek uyulurdu.
Ne kışlık yorganlar kaldı, ne de banyo yapmanın lüks olduğu yıllar.
hem suyu hem banyoyu ısıtması açısından sobalı evlerde çok işe yarardı. bunların en eskilerinde herhangi bir termostat ayarı bulunmadığından ateşi fazla verirseniz içindeki suyun kaynama riski de vardı. banyo sobasından gelen su bir kapta soğuk su katılarak ılıştırılır, suyu dökünerek yıkanırdınız. önceleri odunluydu, sonraki yıllarda gaz sobalarıyla birlikte gazlı olanları çıktı. kalorifer evlerde yaygınlaştıkça miyadını doldurdu banyo sobaları. artık banyo mekanını ısıtmak gerekmiyordu. su ısınsa yeterdi. suyu anında ısıtan gazlı şofbenler, elektrikli termosifonlar çıktı. ama hala bir yerlerde sobalı evler var. o evlerde banyo sobası da ihtiyaç olmaya devam ediyor. nitekim alışveriş sitelerinde alınıp satılır durumdalar.