-
ziyan bir netflix filmi. oyuncular fena değil, yönetmen de gerektiği kadar çalışmış ama konu öyle uyduruk işlenmiş ki kurtarmıyor. yarım saatlik senaryo yazmış, hadi televizyon filmi diye bir saate sündürürsün. orada bitiyor. sonra uzatmak için saçmalık üzerine saçmalık.
filmde kimsesiz yaşlıların parasına çökmek için doktor ve hakim bağlayarak onları bunak gösterip, huzurevine hapseden bir müdürü izliyoruz.
sözümona ortada hukuki kumpaslar kuran bir şebeke var, ama konunun merkezi olan hukuki sistemi biraz araştırıp, senaryo sıkışınca gelişine sallamışlar. zırva. İşin içine her ne hikmetse bir türlü ateş edemeyen, 45 kilo sekreter bir kadının sopa vuruşuyla imha olan eli silahlı profesyonel katiller, adam öldürmeyi bilmeyen küresel vahşi suç örgütleri falan giyiyor.
-- spoiler --
sonra o müdür bir gecede jason bourne oluyor, fbi'ın 30 yılda çökertemediği mafyayı 3 saatte çökertiyor...
-- spoiler --
gidin maskeli beşler italya'da izyeyin. onun en azından senaryo iddiası yok. -
pandeminin göbeğinde görücüye çıktığı için ingiltere, kanada ve avustralya'daki dağıtım haklarını amazon prime'ın, amerika ve fransa'daki haklarını netflix'in paylaştığı (iki şirket de filmin yapımcıları arasında değiller), 2020 yapımı anarko feminizm film. feministseniz beğenip aşığı olursunuz, değilseniz zaman kaybı olarak görüp harcadığınız zamana üzülürsünüz.
"marla grayson"'ın erkek düşmanlığının üzerine "ezen kazanır, ezilen ağlamaya mahkum kalır" mantığını uyguladığı "hukuki hak gaspı"nı izliyorsunuz. başroldeki rosamund pike, yan rollerdeki peter dinklage ve nefis adam chris messina hariç, filmle ilgili dikkatinizi çekmesi gereken hiçbir şey yok. sürekli elektronik sigara reklamı, sürekli "kadınım diye mi öyle dedin, ha?" karen'lığı (ki filmde karen adında bi' karakter de var, şaka gibi), sürekli "marla aslında çok zeki" göndermeleri... ilk yarım saatinden sonra şarampole yuvarlanmış bi' film bu. yan rollerin birini canlandıran eiza gonzalez filmin pr çalışmaları arasında "biz bu filmi engelli ve masum insanları hukuki olarak hortumlayan, baştan sona yanlış vasilik* sistemine dikkat çekmek için yaptık" dese de, böyle dikkat çekmek olmaz olsun. sistemi mi eleştiriyorsun, kadınları yüceltip erkekleri itin götüne mi sokuyorsun; belli değil. genelikle senaryosunu kendi yazdığı filmleri yöneten j blakeson'ın en popüler filmi olmuş durumda ama the disappearance of alice creed çok daha iyiydi.
pike ve dinklage uğruna katlanmak isterseniz izleyin. filmin alt metinleri ve göze sokulan "her kadın aslında süper kahramandır" mottosu benim midemi bulandırdı. belki siz farklı hissedersiniz.