hiçbir erkeğin bu zırvayı mutlu mesut bir şekilde aldığını düşünmüyorum. zira oldukça lüzumsuz bir şey. bugün bir arkadaş evlilik teklifi için 6 bin lira bıraktı tezgaha. mesele masrafı değil. bu parayla yapılabilecek daha hoş şeylerin olması. dese ki getir o parayı çatır çatır yiyelim problem yok. ama hiçbir işe yaramayan bir taşa onca parayı vermek mantıksız. peki neden hanımlar bunu bu kadar istiyorlar. medya, çevre ve saçma geleneklerimiz yüzünden tabi.
şunun kız arkadaşı almış, halasının kızında varmış da kuzeni eşine şunu almış da. sen beni sevmiyor musun muymuş?! arkadaşım ben seni sevmesem niye evleneyim? manyak mısın sen? hadi bakalım ben de son model bir ekran kartı takılı bilgisayar istiyorum, arkadaşımın sevgilisi ona almış. almazsan beni sevmiyorsun anasını satayım. ya hu bunlar ne kadar lüzumsuz meseleler.
üzüldüm biraz.
sona biraz argo bir konuşma koyacağım, ancak niyetimin kötü olmadığı aşikar. arkadaşıma sordum, neden hatay'dan buraya geldin orada yok muydu?
-yok ede, burda tanıdık var. madem yüzük ayağına domalacaz o zaman tanıdığa domalalım" dedi. evet.
kültürümüzde bulunmayan bir takı. bir kısım batı ülkelerinde bekar genç kızlar değerli taş takmazlar. bu tip takılar nesilden nesile aktarılan aileye ait şeylerdir ve evli kadınlar tarafından taşınır. nişan yüzüğü bir genç kızın taktığı ilk değerli taştır ve o da genellikle kuyumcudan alınmaz, aile yadigarları arasından seçilir. çok fazla amerikan filmi seyretmekten kaynaklanıyor bunlar hep. tek taş yüzük ne zaman olmazsa olmaz haline geldi bilmiyorum. benim jenerasyonum nişanlanırken düz bir altın halka ile nişanlandı. evlenince o halkayı sol eline geçirdi. dünyanın bazı bölgelerinde kültürel geçmişi olan ve kendi içinde bir mantık barındıran bir geleneği durumu olan olmayan herkesin mutlaka olması gereken bir şeymiş gibi sahiplenmesi bana çok tuhaf geliyor. hele bir de tek taşsız evlenemeyen insanlar kahve içmek sözkonusu olduğuna ona buna, bana, özenti diye bok atıyorlar ya o zaman asabi bir gülme geliyor. tutamıyorum.
Babasının evinde oralet içmekten ağzı eylül ayında tezgaha serilen portakallara dönmüş pirenseslerimiz tarafından oldukça talep edilen ve ortalıkta gadın gadın gadın diye dolaşan pembe panterlerimizin de bu talebi karşılamak için neredeyse böbreklerini satabilecek duruma geldikleri bir hediye, takı, neyse ne işte.
Alan razı veren razı ise bize bok yemek düşer tabii ama yine de gönlüm rahat etmiyor. Akıllı olun, akıllı. Tek taş almak için tüm sınırlarınızı zorlayıp da, sonra sokakta beş taş oynarken bulmayın kendinizi. Çok vurursunuz kafanızı, güvercin gibi çok çırpınırsınız ama iş işten geçmiş olur.
Not : Bu girdi ile eleştirilen, laf çakılan güruhun kimler olduğu anlaşılıyordur sanırım. Yoksa gerçek olduğuna inandığınız sevgi için tabii ki tüm hediyeleri feda edin ama yine de bir kar / zarar hesabı yapın. Bence tabii.
M.ö 800 'lü yıllarda Hindistan'da keşfedilen elmasın, bir romantizm ve sadakat sembolü olması De Beers birleşik madenler şirketinin 100 yıllık başarılı reklam kampanyasının neticesidir.
m.ö 300'lü yıllarda büyük iskender'in, hindistan'dan avrupa'ya ilk elmasları getirmeye başlamasıyla bilinilirliği artmaya başlamıştır. Bizim malazgirt başarımızdan 3 yıl sonra bir macar kraliçesi, tacının pırlantalarla bezenmesini istemiştir. 1375 yılında ilk defa üzerinde nokta kesim yapılmış ve artık değişik kesimlerle işçilik de ön plana çıkartılmaya başlanmıştır.
ve sevgili dostlar, birine kızacaksanız bu kişi Avusturya Arşidükü Maximilian'dır. Çünkü 1477 yılında ilk kez kendisi tarafından Burgundy’li Mary’ye evlilik teklifi edilirken tek taş yüzük verilmiştir.
Daha sonra takip eden yıllarda farklı kesimler (rose cut- peruzzi cut gibi ) ile üzerinde farklı yansımalar da elde edilmiştir.
tabii ki zengin, farklı olma yolunda koşan tatlı bir arşidük bu derece büyük bir furyaya tek başına sebep olmamıştır.
Edward Jay Epstein tarafından yazılan 1982 tarihli ‘Hiç Bir Pırlanta Satmayı Denediniz mi?’ isimli kitap aslında tam olarak bu konuyu irdeler.
19. yüzyılda güney afrika'da keşfedilen "devasa" elmas madenlerini işleten akıllı ingiliz iş adamı, elmasın az ve çok değerli olduğu algısını sürdürerek yatırımlarını korumaya ve fiyatları yükseltmeye başlamış ve de beers'in kurulmasıyla işler hızlanmıştır.
1938 yılında tüm ekonomik sorunlara ve savaşın yarattığı tahribata rağmen , De Beers kurucusunun oğlu Harry Oppenheimer, ABD’de elması nasıl pazarlayabileceğinin yollarını arar. az kişinin küçük ve düşük kalite elmaslarla sürdürdüğü tek taş yüzük fikrinin yaygınlaştırılması için New York merkezli N.W. Ayer reklam ajansı ile anlaşır.
reklam ajansının o zamanki kampanyayla ilgili verdiği röportajın şu bölümü oldukça etkileyicidir.
"1947 tarihli strateji planında, resmi olmayan yollarla, ülke genelindeki lise eğitimcilerine ulaşmaya ilişkin hedefler de yer alıyordu. Tüm bu eğitimcilerin dersler ve toplantılar aracılığıyla binlerce kadın öğrenciye ulaşıyor olması oldukça önemsenmişti. 1946 yılında reklam ajansı tarafından 125 gazeteye, ‘’Hollywood Şahsiyetleri’’ başlığıyla, 1 hafta boyunca film yıldızlarınca takılan elmas yüzüklerin özelliklerinin tarif edildiği haberler servis edildi. 1947 yılında ise, yoksul orta sınıfa rol model olabilecek prestijli sosyete mensuplarının nişan portrelerinden bir seri yapıldı."
Ajansın 1948 tarihli strateji raporu ise şu şekilde: "Elması, ekranın ve sahnenin yıldızlarına, politikacıların eşlerine ve kızlarına, kısacası esnafın, ustanın karısına ya da sevgilisine ‘keşke benim de olsaydı’ dedirtme etkisi olan her kadına taktırarak bilinir kıldık."
etkili kampanya sonrasında 1939 ve 1979 yılları arasında De Beers’ın ABD genelindeki toptan elmas satışı 23 milyon dolardan 2.1 milyar dolara yükselmiştir.
de beers daha sonraları nişan, düğün merasimlerinde istenilen etkiyi almış olmaları ve piyasanın kısmen bu fikre doyması itibariyle yeni fikirlere ve kampanyalara yönelmiş; sadakat ve romantizm yenilenmesi, yıldönümü gibi günlerle ilgili yeni atılımlar gerçekleştirmeye başlamışlardır. bu kampanyaların da son derece başarılı olduğu rahatça gözlemlenebilir.
bu reklam kampanyaları sonrası, evlilik öncesi farklı fikirlere kapalı, son derece etkili kendi gelenekleri olan japonya'da bile, birçok bilirkişiyi şaşırtarak abd'den sonra en büyük ikinci pazar haline gelmesi sağlanmıştır.
"pırlanta sonsuza kadar" reklam sloganının yazarının da 1999 yılında ölmesinden sonra bahis geçen reklam ajansı kapanmış, ama hayatımıza kattığı bu yaklaşım son hızıyla hala yaşamaktadır.
yani sevgili dostlar, adamların 100 yıldır sürdürdükleri coşkulu kampanyanın, daha liselerde genç kızlarımızın aklına girme başarısının, hatta ve hatta çizgi filmlerde bile sıkça kullanılan bu romantik anların etkisinin karşısında pek de bir gücünüz yok gibi görünüyor.
geçenlerde reklam dünyası ile ilgili yazdığım bir başka girdiyi de hatırlayanlar olacaktır. bazı şeylerin altında, hatta çok masum görünenlerin bile, para saymakla meşgul bir şirket çıkmamasına artık imkan yok gibi sanki.